Başarıya dair: Liderler sevilmese de olur mu?

Geçen gün saydığım bir büyüğümle kahve içiyorduk. “Yirmi yıllık profesyonel çalışma hayatında çalıştığın şirketlerde en çok hangi liderlerden etkilendin” diye sordu bana? “Kurumsal şirketlerden olmak zorunda mı?” diye sordum. “Evet” diye cevap verdi. Tek tek çalıştığım şirketleri gözümün önünden geçirdim. Birlikte çalıştığım yöneticileri düşündüm. Bunca yılda elbette ki harika insanlarla çalışmıştım. Ancak etkilenmek, ilham almak ve hatırda kalıcı olmak denilince iş değişiyordu.

Liderlik büyük bir kelime. Siyah kalemle yazılmış, kalın puntolu. Bu kelimenin arkasında çok şey yatıyor. Üzerine yazılmış çizilmiş dünya kadar kitap var, makale var. Liderleri geliştirmek artık milyon dolarlık bir endüstri haline geldi. Dünyanın en iyi okullarının liderlik gelişim programları var ve şirketler yönetim takımlarını geliştirmek için tonla para harcıyorlar.

Liderler sevilmese de olur mu?

Bir liderden etkilenmemizi sağlayan, yıllar sonra onları hatırlamamızı sağlayan şeyler neydi acaba diye düşündüm. Aklıma gelen birkaç ismin ortak özellikleri neydi? “Çok basit” dedim kendi kendime. Fazla karmaşık düşünmeye hiç gerek yok. Sevilmeleri. Evet bu kadar basit işte. Hatırımda kalan liderlerin ilk aklıma gelen ortak özelliği buydu. Sevilen insan olmalarıydı. Sevilmek. Sevilen biri olmak. Ne kadar basit geliyor kulağa değil mi? Aslında daha parlak bir kelime, bir sıfat beklerdik belki de liderliği tanımlayıcı. Ama başlangıç olarak bu kadar basit aslında. Çalışanlarla, eş dostlarımla yaptığımız sohbetlerden çıkan sonuç da buydu. Liderlik okullarında bunu öğretiyorlar mı merak ediyorum. Benim gittiklerimde maalesef yoktu.

Okuduğum bir araştırma sonucuna göre yetişkinler için popülerlik ve sosyal olarak kabul görmenin en önemli belirleyicisi, zenginlik, statü ya da fiziksel çekicilikten çok grup içinde sevilen biri olmaktı. Oysa ki sosyal medyaya ve kitapçılara bakacak olursak hep nasıl daha güzel olunur, nasıl daha zengin olunur, nasıl daha etkili bir lider olunur konulu milyonlarca içeriğe rastlıyoruz. İş arkadaşlarımla yaptığım sohbetlerde aklımızda kalan ve ortak olarak sevdiğimiz liderlerin en önemli özelliklerinden biri karşılaştığımızda samimi bir şekilde sevgilerini göstermeleriydi. Yoğun bile olsalar, koşturuyor bile olsalar koridorda, asansörde, yemekhanede mutlaka göz kontağı kurup samimi bir şekilde hal hatır sormalarıydı. Yapmacık olmadan. Sevilen insanların en önemli özelliklerinden birisi bu. Sevdiklerini karşılarındakine samimi bir şekilde, reddedilme korkusu olmadan göstermeleri. Karşısındakine değer vermeleri. Kim olursa olsun. Ne yazık ki hiç göz göze gelmeyen, selam vermeyen, hatta aynı asansöre bile binmemize izin verilmeyen yöneticiler gördük bu hayatta. Elbette ki onların ilham verici olarak hatırlanmamasını çok doğal karşılamak lazım. İnsan denen varlık böyle çalışıyor işte. Sevdiğimiz insanlarla iş yapmak istiyoruz, sevdiğimiz insanlarla vakit geçirmeyi tercih ediyoruz.

Liderlikten de öte sevilmek bu hayatta en çok ihtiyacımız olan şeylerden biri değil mi? Sevilen biri olmak inanın bana “olsa iyi olur” dediğimiz bir özellikten öte “olması şart” bir özellik. İnsanlık bir arada olduğu ve birbiriyle etkileşim içinde olduğu müddetçe bu geçerli olacak. Sizce de artık hayatta kendi kendimize yetebileceğimiz bireyler olduğumuz masalını bir kenara bırakma zamanı gelmedi mi? “Evrende her şey birbiriyle ilişki içindedir ve var olmalarının dayanağı da budur” demiş Margaret Wheatley. Hiçbir şeyin tek başına var olmasının yolu yoktur. Liderlere gelince. Kapıları kapalı, iletişimsiz, göz kontağı bile kurmayan, selam vermeyen liderlerin devri çoktan geçti. İşler, şirketler, projeler hepsi gelip geçiyor. Şu kubbede hoş seda bırakanlar hatırlanıyor. Sizce de öyle değil mi?

 

İlginizi çekebilir: Elinizi uzatmaktan korkmayın: Başarılı olmak kimseyi tek başına muhteşem yapmaz

Özlem Sökmen
Koşucu, anne, sokak hayvanı aşığı, eğitmene dönüşmüş ex İnsan Kaynakları insanı. TED Ankara Koleji ve Hacettepe Üniversitesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Unilever, Turkcell, ... Devam