Badem sütü mü inek sütü mü: Hangisi daha çevre dostu?

Hayvansal gıda endüstrisinin, özellikle de sığır yetiştiriciliğinin çevresel etkileri son yıllarda sürdürülebilirlik ve iklim kriziyle ilgili tartışmaların gündeminde yer alıyor. Metan gazı salınımından doğal kaynakların kirletilmesine kadar üretim ve tedarik sürecinde çevreye şaşırtıcı derecede fazla zarar veren hayvansal süt ve süt ürünlerinin tüketimi, özellikle son 10 yılda önemli ölçüde azalmış durumda. Hem insan sağlığına olan olumsuz etkileri hem de çevreye verdiği zarar nedeniyle tüketim tercihlerinde daha sürdürülebilir ve sağlıklı seçimler yapmak isteyenler artık inek sütü yerine badem sütü, yulaf sütü, soya sütü gibi bitkisel bazlı süt ve süt ürünlerine yöneliyor. Öyle ki, Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı’ndan (USDA) elde edilen veriler, inek sütü tüketiminin 2013 ile 2017 yılları arasında %12 düştüğünü ve aynı dönemde bitki bazlı alternatiflerin tüketiminin %36 arttığını gösteriyor. Aralık 2021’de yayınlanan başka bir rapor, inek sütü satışlarının hızla azalmaya devam ettiğini, 2021 yılında bir önceki yıla kıyasla inek sütü tüketiminde %5,2 düşüş yaşandığını gösteriyor.

İnek sütü üretiminin bitkisel bazlı alternatiflere kıyasla çok daha karlı bir endüstri olduğu kaçınılmaz bir gerçek olsa da, bilinçli tüketicilerin tüketim alışkanlıklarının değişmesiyle birlikte bitkisel bazlı süt alternatiflerine, özellikle badem sütüne olan talep hızlı şekilde artıyor. 2018 yılında badem sütünün bitkisel bazlı süt endüstrisindeki payı %63’ken, 2019 yılında badem sütü satışlarında %10’luk bir büyüme olduğu kaydedildi.

Hem badem sütü hem de inek sütü endüstriyel üretim süreçleriyle sofralarımıza geldiği müddetçe öyle ya da böyle çevreye verdiği zararı tam olarak önleyebilmemiz mümkün değil. Ancak üretiminde kullanılan su miktarından ham madde tedariğine, pestisit kullanımından sera gazı emisyonlarına kadar çevreyle ilgili tüm parametreleri göz önünde bulundurduğumuzda hangisinin çevre için ‘kötünün iyisi’ olduğuna karar vermek çok da zor değil.

Badem sütünün çevreye olan etkileri

Badem sütü, bitkisel bazlı alternatifler arasında en çok tercih edilen sütlerden biri. Öyle ki, 2018 yılında küresel ekonomideki payı 5,2 milyar dolar değerindeydi ve 2025’e kadar bu rakamın 13,25 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Badem sütü üretiminde, çevreye verdiği zarar açısından yapılan değerlendirmelerde en öne çıkan parametrelerse su tüketimi ve pestisit (böcek ilacı) kullanımı.

1. Su tüketimi

Badem sütünün inek sütüne göre en büyük dezavantajı, su tüketimi açısından verimli bir seçenek olmayışı. Dünya genelinde badem ağaçlarından alınan mahsülün üretilmesi için yaklaşık 250.000 ila 410.000 litre arasında bir miktarda su kullanılıyor. Dünyadaki badem arzının %80’ini karşılayan Kaliforniya Central Valley’nin yılda yalnızca 80.000 ila 320.000 litre yağmur aldığını göz önünde bulundurduğumuzda badem üretimi için kullanılan suyun büyük çoğunluğunun temiz su kaynaklarından geldiğini söyleyebiliriz.

Badem sütü üretiminde çok fazla temiz su kaynağı tüketilmesiyle birlikte, badem ağaçlarının en iyi sıcak ve kuru iklimlerde yetiştiği gerçeğiyle senaryo daha da kötüleşiyor. Zaten sıcak ve kurak olan badem üretim alanlarında kısıtlı olan temiz su kaynakları badem üretimi için bilinçsizce tüketildiğinde daha da kurak hale geliyor ve bu durum, artan orman yangınlarının en önemli sebepleri arasında yer alıyor.

2. Arazi kullanımı

TUİK’in Tarım Ürünleri Piyasa Raporu’na göre dünyada 2019-2020 üretim sezonunda bir önceki sezona göre %10 oranında artışla 1,5 milyon ton badem üretimi gerçekleştiği tahmin ediliyor. Dünya badem üretiminde 1,4 milyon ton ile ilk sırada yer alan ABD’nin Kaliforniya eyaletinde badem bahçeleri toplam tarım arazilerinin %13’ünü oluşturuyor ve bu, 1,5 milyon dönümlük bir araziye karşılık geliyor.

Bademler, hasattan sonra ömrünü tamamlayan yulaf ve soya gibi alternatiflerden farklı olarak belirli aralıklarla dikilen ve tüm yıl boyunca bakım gerektiren badem ağaçlarında yetiştiriliyor. Dolayısıyla badem yetiştirilen araziler ağaçlarla dolu olduğu için sezon dışında başka ürünlerin ekilmesi ya da toprağın nadasa bırakılması mümkün olamıyor. Badem ağaçları ortalama 25 yıl yaşıyor. Bu da, çiftçilerin su kıtlığı yaşandığı dönemlerde üretimi azaltmak gibi bir seçeneklerinin olmadığı anlamına geliyor.

3. Sera gazı emisyonları

Badem yetiştiriciliğinin en önemli faydalarından biri, badem ağaçlarının havadaki karbondioksiti emiyor olduğu gerçeği. 1 su bardağı kadar badem sütü başına sadece 1/6 litre kadar sera gazı salınıyor ve bu oran, herhangi bir süt türüne (bitkisel ya da hayvansal) kıyasla en düşük emisyon oranı.

Ancak bu tahminlemeye dağıtım ve lojistik sürecindeki karbon ayak izi dahil değil. Dünyadaki bademlerin %80’i Kaliforniya’dan geldiği için, örneğin, İngiltere’de satılan ancak ABD bademlerinden yapılan bir badem sütünün 8000 kilometreden fazla yol kat etmesi gerekiyor. Badem sütüne olan talebin hızla yükseldiğini göz önünde bulundurursak, badem sütü çevreye verdiği zarar açısından üretimde olmasa bile tedarik sürecinde atmosfere oldukça fazla karbon salınmasına neden oluyor.

4. Pestisitler

Pestisitler, yani mahsüller için zararlı olan böcekleri öldüren zehirli tarım ilaçları, 1800’lü yıllardan beri şeftali dal kurdu olarak bilinen ve badem ağaçlarının en büyük düşmanlarından biri olarak kabul edilen parazitlerle mücadelede yaygın olarak kullanılıyor. Dünya genelinde yalnızca badem üretiminde 450’den fazla pestisit kullanıldığı biliniyor.

Tarım ürünlerinden maksimum verimi elde etmek amacıyla kullanılan bu sert ve zehirli kimyasallar topraktan sızarak yeraltı suyu rezervuarlarında ve su yollarında toplanıyor. Suda yaşayan canlı türlerini tehdit eden ve ekolojik dengeye zarar veren pestisitler ayrıca içme suyu kaynaklarına da karışarak insan sağlığına da zarar verebiliyor.

5. Hayvan sömürüsü

Pek çok kişinin inek sütü yerine badem sütü (ya da bitkisel bazlı diğer sütleri) tercih etmesinin en önemli sebeplerinden biri de hiç şüphesiz üretiminde hayvanlara doğrudan bir zarar verilmiyor oluşu. Ancak badem ağaçlarının mahsül vermesinde en büyük rolü çiçeklerin tozlaşmasını sağlayan arılar üstleniyor ve her yıl Ocak’tan Mart’a kadar devam eden üretim sürecinde tahmini olarak 1,6 milyon bal arısı badem ağaçlarını tozlaştırmak için kamyonlarla Kaliforniya’ya taşınıyor. Bu yolculuk, arıların doğal sirkadiyen ritimlerini bozarak kış uykularından erken uyanmalarına, strese girmelerine, hastalık ve virüslere karşı daha savunmasız hale gelmelerine neden oluyor. Tüm bunlara ek olarak arılar, pestisit kullanımının en yaygın olduğu dönemde tozlaşmaya zorlanıyor ve 2016 yılında yayınlanan raporlara göre ticari arı kolonisi kaybının tahmini %9’u pestisit maruziyetine bağlı.

İnek sütünün çevreye olan etkileri

İnek sütünün süpermarketlerde tek seçenek olduğu günler geride kaldı. Artık soya sütü, pirinç sütü, badem sütü, Hindistan cevizi sütü gibi bitkisel bazlı süt ve süt ürünleri alternatiflerine geçmişe kıyasla çok daha kolay erişebiliyoruz. Bitkisel bazlı sütlere olan talepteki artışa rağmen, inek sütü ABD’de 16.12 milyar dolar ve dünya çapında 718.9 milyar dolar (badem sütünün değerinin 138 katı) değerinde gelişen bir pazara sahip. Peki, inek sütü tüketmenin çevreye olan bilançosu ne boyutta?

1. Su tüketimi

1 adet badem için yaklaşık 12 litre su harcandığını ve 1 çay bardağı badem sütü üretmek için yaklaşık 5 adet bademe ihtiyaç olduğunu göz önünde bulundurursak, 1 çay bardağı süt için tam 60 litre suya ihtiyaç olduğunu söyleyebiliriz. Buna karşın, 1 çay bardağı inek sütü üretilmesi için gerekli olan miktarsa tam 192 litre!

Ortalama bir ineğin 1 günde 50 ila 200 litre arasında su içtiği düşünüldüğünde, süt hayvancılığı inanılmaz derecede fazla su kaynağının tüketildiği bir sektör. Aşırı yağış alan bazı bölgelerde bu ihtiyacın büyük çoğunluğu yağmur suyundan karşılanabilse de, çok büyük tesislerde şebeke suyundan ya da yer altı kaynaklarından karşılanıyor.

2. Arazi kullanımı

Ormansızlaşma, sığır yetiştiriciliğinin çevreye verdiği zararla ile ilgili en büyük tartışmaların başında geliyor. Dünyanın en büyük ve biyolojik çeşitliliği en fazla olan yağmur ormanlarındaki ormansızlaşmanın ana suçlusu genellikle sığır yetiştiriciliği olarak biliniyor. Bunun en önemli sebebi, özelikle ABD’de süt hayvanlarının beslenmesinin soyadan karşılanması ve soya bitkisinin yoğun olarak Amazon’da yetiştirilmesi.

Sığır çiftlikleri günümüzde, Amazon yağmur ormanlarındaki ormansızlaşmanın %70 ila %80’inden (soya ürünlerine ve meralara yer açmak için) ve 340 milyon ton karbondioksit emisyonundan sorumlu. Ormanların giderek daha fazla yok olması nedeniyle, Amazon Ormanları’nın atmosferdeki karbondioksit gazını emme oranı da bağlantılı olarak hızlı bir düşüş yaşıyor.

3. Sera gazı emisyonları

İnek sütünün en önemli çevresel eleştirisi, sera gazı hepimizin bildiği üzere sera gazı emisyonları. “Cowspiracy” belgeselini izleyenlerin, ineklerin sadece geğirmeleri ve gaz çıkarmalarıyla bile atmosfere önemli miktarda metan gazı bıraktıklarını artık çok iyi bildiğini düşünüyoruz. İneklerin metabolizma faaliyetlerinin bir ürünü olan metan gazı, karbondioksitten tam 80 kat daha güçlü bir sera gazı ve daha uzun süreli bir etkiye sahip. 2020 itibariyle gezegende yaklaşık bir milyar adet inek olduğu tahmin ediliyor. Oxford Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, bir çay bardağı inek sütü başına metan emisyonun 0,6 kilogram olduğunu söylüyor. Bu, herhangi bir bitki bazlı sütün sera gazı emisyonunun tam üç katı.

4. Pestisitler

Organik üretim yapmayan sığır çiftlikleri, ineklerin tükettiği samanların, soyaların ve otların üretiminde sentetik gübreleri ve böcek ilaçlarını yoğun olarak kullanıyor. Ayrıca suni yem olarak bilinen hayvan besinlerinde çevreye ve insan sağlığına zarar verdiği bilinen çeşitli kimyasallar ve koruyucular kullanılıyor. Hayvan besinlerinin yanı sıra, çiftçiler enfeksiyonları önlemek için sütten kesme aşamasında buzağılara antibiyotik veriyorlar. Süt endüstrisi her ne kadar raflarda satılan sütlerin antibiyotik içermediğinin garantisini verse de, antibiyotiklerin yaygın kullanımı, ineklerin, inek sütüyle birlikte insanlara geçebilecek ‘antibiyotiğe dirençli bakteriler’ geliştirmelerine neden olabiliyor.

5. Hayvan Sömürüsü

İnek sütü tüketmeyi tercih etmeyen ve vegan alternatiflere yönelen tüketicilerin bu konudaki kararlarını en çok etkileyen şeylerden biri elbette hayvan sömürüsü. Sadece sütü için üretilen milyonlarca inek, oldukça kötü koşullarda ve sadece süt verimini artırma amacıyla son derece acımasız muamelelere maruz kalıyor.

İneğin süt verebilmesi için hamile kalması ve yeni doğum yapmış olması gerekiyor. Bu nedenle hayvanlar suni dölleme yoluyla sürekli olarak hamile bırakılıyor, erken doğum yapmaya zorlanıyor ve çok dar alanlarda hareket etmeden bakılıyor. Yetersiz beslenme, salgın hastalıklar, fiziksel bozukluklar ve daha pek çok çevresel faktör nedeniyle her yıl binlerce hayvan süt üretimi için telef ediliyor.

2005 yılında yapılan bir araştırma, süt ineklerinin yaşamları boyunca ortalama 729 gün süt ürettiğini, üretimleri bittiğindeyse 20 yıldan fazla yaşayabilmelerine rağmen, çoğunlukla itlaf edildiklerini gösteriyor.

Hangisi daha çevreci: Badem sütü mü inek sütü mü?

Tüm bu kriterleri değerlendirdiğimizde badem sütü, su ve pestisit kullanımı dışında, hemen hemen her parametrede inek sütünden daha ‘çevreci’ görünüyor. 1 su bardağı inek sütünün üretilmesi için 1 bardak badem sütünün üretilmesine kıyasla 3 kat daha fazla suya ihtiyaç duyulsa da, badem ağaçları su ihtiyaçlarının büyük bir kısmını sulama gerekmeksizin, insanların kullanamadığı yer altı sularından kendi kendine karşılayabiliyor.

Sera gazlarının küresel ısınmanın en önemli sebeplerinden biri olduğunu ve ineklerin karbondioksitten 80 kat daha fazla ısınma gücüne sahip metan gazı saldığını düşünürsek, sadece bitkisel bazlı süt tüketiminin değil, daha makro bir düzeyde vegan beslenmenin sera gazı azaltma potansiyelinin daha yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Sonuç olarak, badem sütü tüketimi inek sütü tüketimine göre çevre için çok daha dost bir seçenek.

İlginizi çekebilir: Hayvansal gıdalar, bitkisel beslenme ve sağlık

Kaynaklar: Tree Hugger, TUIK

Uplifers
Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!