“Aşk bu beni mi bulacak?” diyorsan: İnanmadığın aşk gerçek aşk olur mu?

Aşksız geçen bir ömür, beyhude yaşanmıştır.” Şems-i Tebrizi

Kolayına kaçmaktayızdır, hele ki konu aşk sevgi ilişkiler olduğunda… Kalkanlarımız ortaya çıkar, yara almak istemeyiz. “Ne bekleyecektim ki bu yaştan sonra…” diye cümleler kuruveririz değil mi? Oysaki Mimar Sinan örneğin Selimiye gibi bir şaheseri 60 yaşından sonra yapmıştır ve mimarlığa başladığında çoktan 50 yaşını geçmiştir. İşte buradan baktığımızda yaşımız geçti, durumumuz geçti hani “içimiz” geçti diye aşktan korkmak, aşktan kaçmak “beni mi bulacak?” demek bize ne kadar yakışmaktadır?

Kolayı seçmek işte bu yüzden daha güvenlidir, “beni mi bulacak?” diye inanmadığımızda “zaten bulması mümkün olabilir mi?” diye düşünmek de gerekir.

Bu yazı benim için de oldukça zorlu çünkü evet, bu cümleleri şu anda okumakta olan sizler gibi (okuduğumuzda da yazdığımızda da alınırız çünkü işte bir noktamıza neden, ne için sorusu dokunuvermiştir) ben de alınmaktayım… Evet, sizler gibi düşünmekteyim zaman zaman her ne kadar istemesem de “bu yaştan sonra” diyebiliyorum… “Bu kadar acıdan sonra” veya “bu kadar kalp kırıklığından sonra” veya “bu kadar aldatılmışlıktan sonra”, “bu kadar güvensizlikten sonra”, “bu kadar kötü tecrübeden sonra” evet beni mi bulacak?

Ben bugün bu yazımda sizlerle bakalım istiyorum… Kaçtıklarımıza, kaçmayı tercih ettiklerimize, inanmak her daim “zor” olan olacaktır tabii ki… Kolayı seçmek işte bu yüzden daha güvenlidir, “beni mi bulacak?” diye inanmadığımızda “zaten bulması mümkün olabilir mi?” diye düşünmek de gerekir. Ama biz onu da bir kenara atıveririz…

Olur mu öyle şey, bu yaştan sonra bana yakışır mı?” örnek olarak bu da muhteşem bir “kaçış” cümlesidir… Bu yaştan sonra birçok başka şeyi yakıştırırız kendimize oysaki güleriz değil mi? Ev alırız, arkadaşlar ediniriz; peki neden “âşık” olmak yakışmayan oluverir? Neden konu yeniden âşık olmaya, kaybedilen bir eşin ertesinde yeniden sevmeye, biten bir evlilik sonrasında yeniden evlenmek olasılığına veya bizlerden yaşça daha genç olan bir adama veya kadına duygular hissetmeye geldiğinde bizler “kendimize” yakıştıramayız? Dünya üzerinde her adımımızı korkmadan, düşünmeden, bir an bile sorgulamadan atabilirken konu “aşk” olmaya geldiğinde neden kolay olana kaçarız?

Ve ben onu “aramaya” devam edeceğim…

Yaşadığım deneyim ertesinde, aldatılmış bir kadın olarak ne kendime güvenim ne de ilişkilere güvenim kalmıştı. Ama içimden bir inanç ısrarla eğer hayatta “ben” varsam, yani bir kadına bir adama olan sonsuz aşka inanıyorsam, ilişkide dürüst olmaya sadece olduğum gibi olabilmeye bu kadar inanıyorsam benim bir “erkek” versiyonumun da mutlaka olduğuna inanmam için beni ayakta tutuyordu… Tam üç yıl boyunca her ne örnekle karşılaşırsam karşılaşayım kendime sadece bunu hatırlattım. Bu gördüğüm evet hayatın getirebileceği bir örnektir, ama ben varsam, ben inanıyorsam, ben aşkın gerçekten tek olabileceğine kalpten bilerek ve inanarak bakabiliyorsam, bunun bir karşılığı mutlaka ama mutlaka vardır. Ve ben onu “aramaya” devam edeceğim…

Evet, üç yıl sonra hiç beklemediğim bir anda ve hiç de beklemediğim bir şekilde, o benim bu inançlarımın erkek versiyonu karşıma çıkmıştı… Şu anda yanımda olmasa ve birlikte olmasak da, hayatımın her anında, beni bulduğuna, bana öğrettiklerine, bana dünyada sonsuz bir sevgi olduğunu, bir adamın bir kadını nasıl delice sevebileceğini, nasıl fedakârca, nasıl dolu dolu sevgiyi yaşatabileceğini ve en önemlisi (benim için) nasıl yeniden güvenmeyi başarabileceğimi gösteren o adam evet sonsuz aşkıyla karşımdaydı…

Bense son üç yıldır her neyle karşılaşırsam karşılaşayım, her neye üzülürsem üzüleyim, hatta bazen yaşadıklarım aklıma geldikçe delirecek gibi olsam da sadece onun varlığına inanmayı seçmiştim… Onun bu dünya üzerinde bir yerlerde nefes alıyor olduğuna kalpten inanmıştım… İtiraf etmeliyim ki bu yol kolay bir yol olmamıştı.

İşte aşka inanmak bu kadar derin bir bilinç gerektirmektedir.

Öncelikle kendi inançlarım vardı “her kadın aldatılır”, “erkek aldatır”, “gerçekten sevmez”, “bir erkek gerçekten sevebilir mi?”, “sevse de bunu aldatmadan yapabilir mi?”… Bu önyargılarımı hayatım için bir kenara koymaya karar veren yine bendim… Ve daha burada yazmakla bitiremeyeceğimiz kadar fazla sorunuz olduğunu bir düşünün, tüm saatlerinizi bunlar kafanızın içinde tekrar tekrar dönerken yaşadığınızı… İşte bunları bir kenara koymak o kadar yoğun bir çaba istiyordu ki ve ben bunu başarmıştım. Her ne olursa olsun beklemeye de aramaya da inanmaya da kararlıydım… Yaşım ve “başım” her ne olursa olsun, benim düşüncelerimin karşılığı olan o adamın “bir gün” burada olacağına inanmıştım…

İşte aşka inanmak bu kadar derin bir bilinç gerektirmektedir… En kolay olan yol ise varlığını yok saymak, “ben yaşayacağımı yaşadım artık, bundan sonra bana uğramaz” deyip de geçivermektir… Oysa aşk hayatta “yaşayabileceğimiz” diğer tüm duygular ile karşılaştırdığımızda bu kadar “kolay” vazgeçilebilecek bir kavram mıdır? Yani aşık “olmamak” kararını verdiğimizde hangi yaşta hangi başta hangi “noktada” olmamız gerekir? Bu “artık su içmeyeceğim, susuzluk hissetmeyeceğim, su ile olan tüm işimi bitirdim” demek kadar yaradılışımıza ters değil midir? Bu dünyayı sevgi ve aşk ile yaratan bir “yaradan” var iken, bunun hayatımıza “gelmemesi” yönünde bir inanç ile kolay yolu seçmek ne kadar “doğru” olabilir?

Bugün bu yazımı okuyorsanız, ben o “yaşım başım geçti, yaşadım bitti” diyenlerden değilim, 100 yaşıma gelsem de evet “aşk” ile çarpan bir kalbim olsun istiyorum… Buna inanıyorum, eğer ben bu isteğe sahipsem benimle birlikte şu anda kalbi çarpan bir adam olduğunu da biliyorum…

Ve her ne olursa olsun evet, korkmadan, çekinmeden, cesaretle yeniden yeniden söylüyorum ve işte o bizi yanıp tutuşturan “aşksız geçen günlerini ömürden saymayanlara” bu yazımda selamlar olsun…

 

İlginizi çekebilir: Benzer benzeri çeker: Aşkın tuttuğu aynada kendi özüne bakmaya hazır mısın?

Pınar Ulus
2007 yılında Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü ile Kimya bölümlerini bitirdi. Aynı üniversitede Biyomedikal Mühendisliği ve İspanya Pompeu Fabra üniversitesinde master derecelerini ... Devam