Aret Vartanyan ile gerçekten yaşıyor olmanın dayanılmaz hafifliği üzerine

av ana gorsel
Aret Vartanyan

Yazar, kişisel dönüşüm uzmanı, televizyon programcısı… Benim için sıcak kanlı, insan canlısı, sarılmayı seven, duygularını ve düşüncelerini açıkça ifade eden, anda yaşayan ve sizi de kendisiyle beraber ana sürükleyen, samimi ve içten bir adam.

aret ve merve14-15-16 Mart’ta gerçekleştirilen ZihinRuhBeden Festivali‘nde tanıştık Aret Vartanyan‘la. Bu buluşmanın öncesinde adına ve kim olduğuna dair bildiğim tek şey, metro istasyonlarında gördüğüm kitap tanıtımlarıydı açık olmak gerekirse.

3 gün boyunca ‘Gerçekten yaşıyor musun?’, ‘Aşk ve ilişkiler’ gibi konularda verdiği seminerlerin hepsine katıldım. Hepsinde de salon ağzına kadar doluydu. ”Bu adamda bu kadar insanı çeken ne var acaba?” diye düşünürken Yaşam Atölyesi‘nde karşısında otururken buldum kendimi.

Kısaca bahsetmek gerekirse Aret Vartanyan çok farklı kültürlerden bireylerin bulunduğu bir ailede ve çevrede yetişmiş, kendisini yazarak ifade eden, hayat yolculuğunu başka insanlarla da paylaşmak isteyip Yaşam Atölyesi projesiyle binlerce insana ulaşan, yazar kimliğiyle bütünleşmiş bir insan.

Şu ana kadar Bir Nefes İstanbul, Sen ve Ben, Bin Yüz Bir İnsan, Gerçekten Yaşıyor musun ve en son Çırılçıplak Aşk isimli kitaplarıyla tanıdığımız Aret Vartanyan, yazar kimliğinin ötesinde birbirinden çok farklı şeylerle uğraşan, pozitif düşünen ve insanı insan olduğu için seven biri aslında.

kitapları

Tanımlamalardan çok hoşlanmadığı için tanıtımımı burada bitirip sözü kendisine veriyorum. İşte Aret Vartanyan’ın hayat yolculuğu, geçmişi, geleceği ve hayata dair her şey;

   1. Okurlarımızın çoğunun adınıza bir şekilde aşina olduğunu düşünüyorum ama sizi bir de kendinizden dinlemek isteriz. Aret Vartanyan kimdir? Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Bir kim olduğum var bir de ne olduğum var.
Kim oldum diye baktığım zaman yazar, kişisel dönüşüm uzmanı diye geçiyor. Ünvan koymak zorundayız ya illa ki bir şeylere…

Aret Vartanyan’ın ne olduğuna baktığım zaman da yaşamı keşfetmeye çalışan, kendi hayatını inşa etmeye çalışan, her insan gibi korkuları, arayışları olan ve bir amaç uğruna yürüyen, ki kitaplarım, yaşam atölyesi bir niyet için var hep, o niyetine yürüyen bir adamım. Ama önce insanım.

2.     Televizyon programcılığı, yazarlık, kişisel dönüşüm uzmanlığı gibi birbirinden farklı bir çok şeyle uğraşıyorsunuz. Kendinizi en yakın hissettiğiniz uğraşınız nedir?

Yazmak. Kendimi ifade etme şeklim yazmak benim. Aslında yaptığım her şeyin de bundan beslendiğini söyleyebilirim. Ben cümlelerimle varım.

3.     Dinlediğim her konuşmanızda Yaşam Atölyesi’nden ‘’Hayat amacım, çocukluk hayalim’’ diye bahsetmiştiniz. Hayalinizi nasıl uygulamaya geçirdiniz? Çevrenizden pozitif anlamda aldığınız destekler ya da negatif yorumlar nelerdi ve süreci nasıl etkiledi?

Ben yazmaya çocuk yaşta başladım. Hep anlatırım, yazdıklarımı satarak kitap alabilmek için yazdım.

Yaşam atölyesinin hikayesi biraz ilginç. 2008’de, bir akşam durup dururken Facebook’tan ‘’hadi gelin buluşalım’’ diye bir bildirim yazdım duvarıma. 5 kişi geldi. Paylaşımlarımızda bu 5 kişiyle başladık. İlk ay bu 5 kişi 120 kişi oldu.

(O beş kişi nasıl geldi, niye geldi, kimdi onlar diye araya giriyorum.)

Facebook’tan mesajımı görüp geldiler. Hiç bir şey bilmeden geldiler, hiç tanımadığım kişilerdi zaten. Kitabım çıkmıştı o zaman, Sen ve Ben, kitabımı okumuşlar. Sonrasında herkes arkadaşlarını çağırmaya başladı, gittikçe çoğaldık. Gerisi kartopu gibi büyüyerek geldi zaten. Bugün katılımcı sayımız 2700 kişiyi geçmiş durumda. Takipçilerimiz ve arkadaşımız dostumuzla 1 milyon civarında kişiye ulaştık.

ya ders

Bence Yaşam Atölyesi’nin bu kadar hızlı büyümesindeki en önemli etken insanların gerçek ve sahte arasındaki ayrımı çok net yapabilmesi.

Derdim şu: Her bireyin önce kendini ortaya koyması ve kendi şablonlarını, kalıplarını yıkması. Dolayısıyla benim için hiç bir şablon, hiç bir kalıp, mutlak doğru, mutlak yanlış diye bir şey yok. İnsan var. Mesela seni hiç tanımıyorum şu anda ama seni sevmemem için bana hiç bir sebep gösteremezsin.

Kalabalıklaştıkça tabi kurumsallaştık kaçınılmaz olarak.  Şu an üç lokasyonda hizmet veriyoruz. İzmir, Adana ve Ankara var sırada. Yurtdışında Amsterdam’ın yanında bir kaç lokasyon daha açılacak. Bundan sonraki hedef tabii ki daha fazla kişiye ulaşabilmek ve ilerlemek. O nedenle kendi eğitimenlerimizi yetiştiriyoruz.

Yapmaya çalıştığım şey, kendi hayatımda kendi cevaplarımı ararken bunu başkalarıyla paylaşmak.  Ne mutlu ki insanlar  buna karşılık veriyorlar ve onlar da benimle paylaşımda bulunuyorlar. Yankı veriyorlar bana.
İmza günleri, seminerler dolayısıyla Anadolu’yu geziyorum. Gittiğim yerlerde bir sürü insanla sarılıyoruz, kucaklaşıyoruz. Bu çok değerli bir şey. Bunun tarifi ya da tanımı yok.

4.     İnsan gelişiminin en zor aşaması ya da süreci nedir sizce? Bu aşamada ya da süreçte kişisel farkındalığın rolü nedir?

Benim için en önemli dönem 0-3 yaş. Yani aile içerisinde neyi aldığı çocuğun.

Bir çocuğun en çok ihtiyacı olan şey güveni ve sevgiyi hissetmek. Ama biz çocukları robotlaştırdığımız ve sadece kendi doğrularımızı empoze etmeye çalıştığımız için kendini arayan, sorgulayan, özgürce kendini ifade edip yaşayan bireyler değil; moda mod tekrar eden bireyler yetiştiriyoruz. Dolayısıyla sonraki süreçler çok zor gelişiyor.

Gençlik yıllarına geliyorum, meslek seçeceğim veya çalışma hayatına giriyorum ama ben kendim olarak o kadar eksiğim ki, o kadar kendimi tanımıyorum ki, her şeye çuvallayarak başlıyorum.

O ilk dönemde birey kendini tanımadan büyüdüğü, kendi yeteneklerine ve hamuruna göre şekillenmediği için sonraki bütün süreçler çok zorlayıcı oluyor.

İnsanlar evleniyorlar niye evlendiklerini bilmiyorlar, ilişkiye başlıyorlar niye başladıklarını bilmiyorlar. Bir sürü tabular, kalıplar, şablonlar var. O yüzden de bütün süreçler bence zor geçiyor. Her süreçte bir kırılma yaşanıyor.  Çünkü temel sağlam değil.

5.     Kitaplarınızda, konuşmalarınızda ulaşılması güç bir dünyadan, her insanın ulaşamayacağı bir bilinç düzeyiyle bahsediyorsunuz. Kendi yaşamınızda bu bilinç düzeyinde hareket edebiliyor musunuz? İnsanlarda farkındalık uyandırabilmek adına söylediğiniz şeyleri kendi yaşamınızda ne kadar uygulayabiliyorsunuz?

Hep söylediğim bir şey var: Ben ne ermişim, ne guruyum; ne de hayatı bitirip kapatmışım defteri…Öyle bir şey yok. Ben de sürekli olarak kendimi arıyorum aslında ve her gün, her saat bir şeyler değişiyor hayatımızda. Son nefese kadar da bu süreç bitmeyecek. Yani hiç bir zaman ‘oldum’ diyemeyeceğim.

5 sene önceki hayatıma baktığım zaman bugünküyle arasında çok fark var. Yüzde yüz anda mı yaşıyorum? Hayır. Sürekli pozitif gezen biri miyim? Hayır. Böyle bir şey olamaz zaten. Ama şu var: Gece yatağa giren ve sabah kalkan Aret arasındaki fark her geçen gün daralıyor. Bundan 10 sene önce uçurum vardı. 5 sene önce biraz daha yakınlaştı. Şimdi çok daha yakın. Kapanmadı daha. Kapansa zaten ermiş olurum 🙂 Bu nedenle hiç bir zaman kapanmayacak.

satranc

Ben de kapıları zorluyorum, daha yüksek duvarlardan geçmeye çalışıyorum, bir anlamda kendimle  yarışıyorum, kendimi bulmaya çalışıyorum. Bunu yaparken de insanlarla paylaşıyorum.

Zaten kalkıp da insanlara ‘sen şöyle yaşıyorsun, ben böyle yaşıyorum’ gibi şeyler söylemenin bir anlamı yok. Karşılıklı bir şeyleri çözüyoruz bence ve benim yaptığım şeyin sırrı burada. Ben insanlardan çok şey öğreniyorum.
Her karşıma oturan insandan bir şeyler öğreniyorum. Belki senden bile bugün bir sürü şey öğreneceğim.

6.     Kişisel gelişim adı altında insanlara hizmet veren bir sürü birey ve kuruluş var. Sizin bu kişilerden farkınız ne peki? Bu kadar insanın üstünde nasıl etki bıraktığınızı düşünüyorsunuz?

Onu bana değil insanlara sormak lazım tabi ama kendi çıkarımım; Bir, bunun için özel bir çabam yok. İki, neysem oyum. Üç, insanlar gerçek ve sahteyi çok iyi ayırt ediyor. Ben her insana şunu öneriyorum: Sen yüreğini temiz tuttukça, kendini net ifade ettikçe, nereye yürüdüğünü bildikçe hepimiz zaten rahatlıkla yürürüz. Yani önce kendi önümüzden çekilmemiz lazım.

İyimle, kötümle, doğrumla, yanlışımla, eksiklerimle ben buyum. Buyum derken gelişimi ya da değişimi kesmeyi kastetmiyorum. Öncelikle kendimizle baarışmamız lazım.

Mükemmel diye bir şeyin var olduğuna inanmıyorum. Ne demek mükemmel? Hepimiz birey olarak elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz.

Yaşıyorum. Hayattan daha fazla tat almaya çalışıyorum. Hayatımdaki hiç bir şeyi zorunda olduğum için yapmamaya, açık ve net olmaya çalışıyorum.

İnsanlar başka birini oynamak ya da kurallarla yaşamak için kendilerini o kadar zorluyorlar ki. Birinden hoşlanıyorsan dolandırmadan gidip ‘Ben senden hoşlanıyorum, benim ilgimi çektin’ de. Adım atmaktan ve kendimiz olmaktan çok korkuyoruz.  Ben kendimi çırılçıplak bırakmaya çalışıyorum.

Fazla insana ulaşmamda yazmamın da etkisi var tabi. Yazar Aret olarak odama girdikten sonra, gece kaç olursa olsun mutlaka masama oturup ışığımı yaktığımda odamda kayboluyorum. Kaybolduğum zaman da hiç okuru düşünmeden, içimden çıkanı yazıyorum.

yazar

7.     Konuşmanızda çeşitliliğin olduğu bir aile ortamında büyüdüğünüzden, mahalle kültürü içinde yetiştiğinizden bahsetmiştiniz. Farklılıkların hayatınızdaki yeri nedir? Tüm yaşamınızı göz önüne aldığınızda farklılıklardan ne kadar beslendiğinizi söyleyebilirsiniz?

Daha önce de belirttiğim gibi; bir çocuk için en önemli olan şey paradan, özel okuldan önce sevgiyi ve güven ortamını bulmak. Ben kendimi bildim bileli annemin ve babamın ‘benim oğlum bilir, benim oğlum en doğrusunu yapar’ diyerek beni desteklemesiyle büyüdüm.

Farklı kültürlerle bir arada büyümek de insanı insan olarak görmenin önünü açıyor. Benim diğer bir şansım da, ailenin farklı kültürlerden gelen bireylerden oluşmasının yanı sıra Beyoğlu’nda büyümüş olmak. Bu çok önemli. Ben mahalle kültürüyle iç içe büyüdüm. İnsanlara temas ederek, bir fanusun içine kapatılmadan büyüdüm. Küçük yaşımdan itibaren hayatı yaşayarak, deneyimleyerek büyüdüm.

Bugünün genel toplum yapısına baktığımız zaman tek tip insan yetiştirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Bayraklar var, sınırlar var, bunun için savaşan insanlar var… İnsanlar birbirlerini yiyorlar. Önemli olan ‘sen farklı düşünüyorsun ben farklı düşünüyorum, sen ona inanıyorsun  ben buna inanıyorum’ diyerek kendi hayatımızı yaşayabilmek ve inanın yan yana da oluyor bu iş. Ama niyeyse, ki niyeysesini biliyoruz ama buraya sığmaz, hep insanların bir şeylerin peşinden koşmasını istiyoruz, bir şeylere körü körüne bağlanmasını istiyoruz. Hayatını bir şablonun içinde yaşamasını istiyoruz. Ama bu düşünce yapısının artık bittiğini düşünüyorum. Bundan sonraki nesil, kristal çocuklar, 90’lı yıllarda doğan jenerasyon dünyayı değiştirecek. Artık kalıplara, şablonlara sığmayan nesiller yetişiyor. Çok iyimserim bu konuda.
 
8.     Herkesin yaşamında ilham aldığı, güçlü bulduğu ve hayatında etki bırakan bir ya da bir kaç önemli kişi vardır. Sizin hayatınızda sizi etkileyen ya da örnek aldığınızı düşündüğünüz kimse var mı?

Nietzsche. Onun kendini çok net bir şekilde ortaya koyması, bir anlamda dünyadaki kalıpları ve şablonları elinin tersiyle itmesi ve aykırı olmasına rağmen cesurca kendini ifade etmesi beni çok etkilemiştir. Özellikle yazmak, hayatı paylaşmak, hayatın içinde var olmak…

Hep söylediğim bir şey var; bugün burada oturuyoruz, röportaj yapıyoruz karşılıklı; belki biraz sonra sokakta yere oturup bira içeriz, belki buradan çıkıp yollarda çıplak ayakla koşarız. Hayatın içinde hepsi var. Bu nedenle etkilendiğim yazarlar daha çok topluma aykırı olarak nitelenen ama aslında kendilerini yaşayan insanlar.

9.     Seminerlerde gözlemlediğim kadarıyla okur kitleniz genelde orta yaşlı kadınlardan oluşuyor. Bunun altında yatan sebep nedir sizce?

Niye kadın? Anlatıcıya göre değişir bu aslında. Eğitmen olan kişi kadın  olduğunda profil değişecektir. Erkek olmam biraz etkilidir diye düşünüyorum. Ama bunun altında yatan asıl sebep, söylemlerimde zaman zaman erkekleri rahatsız edebilecek şeylerin olması. Çünkü ben kadının ekonomik bağımsızlığının elinden alınması, bir şekilde bağımlı hale getirilmesinin sürekli mücadelesini veren bir insanım.

Ben kadının üstünlüğüne inanıyorum. Toplumsal yapıda kadınlara yönelik söylemlerim ve duruşlarına yönelik beklentilerim erkeklerin hoşuna gitmiyor olabilir. Çünkü ben kadının özgürlüğünü, kendini ifade etmesini ve eşit bir şekilde yetiştirilmesini istiyorum.

Yani erkek için bugün hala çapkınlık ‘elinin kiri’ olarak görülüyorken bunun kadına farklı empoze edilmesi, ya da kadının namusun erkeğe bağlanması beni rahatsız ediyor.

Yaş ortalamasına gelince; benim okur kitlemde 7’den 70’e her yaştan insan var ama ağırlıklı olarak 17-30 yaş arası. Atölyede ağırlıklı grup 25-45 yaş arasında. Bunun durumun sebebi de çok basit: Atölyenin bir bedeli var.  Bu bedeli karşılayabilmek için belli bir işte çalışmak, bir gelir elde etmek gerekiyor.

Bu nedenle üniversite öğrencileriyle atölyenin butik eğitimlerinde değil seminerlerde buluşuyoruz.

10.  Gelecekten geçmişten konuşmayı pek sevmiyorsunuz ama Gelecek projelerden bahsedelim biraz da.  Ne gibi planlarınız var bundan sonrası için?

Bir gün ben de yorulacağım ve ‘tamam artık devretme zamanı geldi’ diyeceğim. Bayrak taşınıyor. Yaşam Atölyesi’nde kendi eğitmenlerimizi yetiştiriyoruz şimdi.  Yaşam Atölyesi artık kendi ayakları üzerinde durmaya başlıyor. Amacımız da daha önce de belirttiğim gibi, yaşam Atölyesi’nin mümkün olabildiğince daha fazla kişiye ulaşması. Ama asıl yazmak benim için öncelikli. Yazarken buna sinemayı da eklemeyi düşünüyorum. ‘Bir Nefes İstanbul’ filmi yapım aşamasında şu an. Atölyenin yayılması, büyümesi ve insanlara dokunmaya devam etmek amacım. Ama öncelikli planım yazmak, yazmak, yazmak…

Bir de köpek çiftliğim olmasını istiyorum sokak hayvanları için. Bunun da somut adımlarını atmaya başladım.
Kendi hayatımda aslında tek hedefim şu: Yaptığım hiç bir şeyi zorunda olduğum için yapmak istemiyorum ve yüreğimi dinlemediğim anlar olmasından çok korkuyorum. Bugün insanlar çıkarları için kendilerinden vazgeçiyorlar. Ben bunu yapmak istemiyorum. Herhalde olmaz diye düşünüyorum.

Belki bir battaniyeyle sokakta ölürüm, ama gülümseyerek ölürüm ve ‘içimden geldiği gibi yaşadım’  derim.

11.  Uplifers okuyucularına neler söylemek istersiniz?

Az düşünün, çok yaşayın. Kendiniz olarak yaşadığınız hayatın bedeli ve sorumlulukları, başka hayatlar yaşadığınız ve zorunluluklara bağımlı olduğunuz bir hayatın bedelinden daha ağır olmayacaktır. Kendiniz olun, çünkü olduğunuz gibi değerlisiniz.

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız. 

Merve Dökmeci
2013 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde lisans eğitimimi onur derecesiyle tamamladıktan sonra yine Boğaziçi Üniversitesi’nde Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Programı’nda yüksek lisans eğitimime başladım. Yüksek lisans ... Devam