Aradığımız cevaplar doğru sorularla yan yana oturur

Bana kalırsa tüm hayat doğru soruları aramak ve doğru sorulara ulaşmakla ilgilidir. Sonra yeni doğru sorulara götürecek doğru sorular bulmak… Ve bu böylece sürüp gider. Biter mi? Bitmez. Sonsuzdur.

İnsan nasıl yaşar peki?

İnsan, bunun tam aksine, biri ona soru sorsun diye bekleyerek yaşar. Ona öğretilen cevapları vermek için.

Okullara gider, başkalarının sorduğu sorulara aldığı cevapları öğrenmek için. Çoğunlukla sorudan pek bahsedilmeden sadece cevaplar konuşulur. Halbuki “hangi soruya, ne zaman, hangi durumda verilmiştir bu cevap” kısmı öğrenme sürecinin en gerekli aşamasıdır.

Tabii o kadar “vakit” yoktur çünkü daha öğrenilecek çoook cevap vardır. Balık tutmayı bilmediği için aç kalmaktan korkan birinin bulduğu her balığı istifleyeceği gibi istifler bulduğu tüm cevapları insan. Bunları nerede nasıl kullanacağını bilmeden.

İnsan bu yolda yıllarını harcar ama bu yıllar onu daha öğrenilecek çok cevabın var olduğu stresine sürükleyeceğinden kendini bir türlü yeterli bilgiye sahip hissedemez.

Ve keşfedilmeden öğrenilmiş tüm cevaplar ise yılbaşı ağacı süsü gibi güzel ama fazlasıyla sınırlı salınır durur kafasının üstünde. Yılbaşı zamanına ve çam ağacı mekanına sıkışıp kalmış süslü toplar…

“Dünya düz değildir hayır tam olarak yuvarlak da değildir. Dünya, kuzey ve güneyden basık, iki yanağı şişik bir portakal gibidir” derler.

Bu teoriye göre Dünya’nın kare olma ihtimali hiç yoktur. İki yanağı şişik bir kare olma ihtimali bile yoktur.

Ben en çok buna gülerim mesela, çünkü tüm formlar sadece bir düşünce ürünüdür. Hepimiz aynı anda dünyanın iki yanağı şişik bir kare olduğunu hayal edebilseydik gerçeğimiz bu olurdu.

Olmaz, okyanuslar karenin kenarlarından nasıl akacak? diye sorduğunuzu hayal eder gibiyim. Yani inşallah sormuşsunuzdur. Bunu hayal etmek bile beni mutlu etti. “Su akar yolunu bulur canım yer çekimi niye var” diye bir soruyla karşılamak isterim sorunuzu. Sonra siz yine bir soru sorarsınız ve ben de bir soruyla karşılarım onu. Bir bakmışız beyinlerimiz birbirine sorduğu sorularla öylesine yükselmiş ki birlikte bir an için bile olsa dünyanın iki yanağı şişik bir kare olduğunu düşünebilmişiz. İşte bu dünyanın iki yanağı şişik bir kare olma yolunda attığı ilk adımdır. Yeterince insan bunu düşünebildiğinde Kuzey Kutbu’ndan Güney Kutbu’na sepet uzatarak bir ekmek bir de günlük gazete isteyebilecek kadar şahane bir dünyamız olur belki ve beyinlerimiz böylesine özgürleştiğinde bedenlerimizi bile ayna karşısında kıyafet değiştirir gibi değiştirebileceğimize hiç şüphe yok.

“Sahile ineceğim, sarışın bir bikini body lütfen. Teşekkürler”. İşte bu kadar kolay.

Ahh ne çok isterim sadece sorular sorduğumuz bir eğitim sistemimiz olsun. En doğru cevabı veren değil en doğru soruyu soranın mezun olduğu bir eğitim sistemi (bu düşünce tohumunu da şuraya bırakıvereyim). Eminim o zaman kimsenin iş kaygısı da olmazdı. İş kaygısı ne soracağını bilmediği için yolunu kaybetmiş olmaktır. Halbuki soru sorma kapasitesi artmış bir beyin nereye giderse gitsin yaşamı bulacağını bilir. İşte aradaki fark bu kadar dramatiktir. 

“Daha çok soru sorun”

Eğitim sistemini eleştirdim diye bu yanlış anlaşılmasın lütfen. Belli ki şu anda hep birlikte düşünebildiğimiz bu olduğu için bu gerçeği yaşıyoruz. Bunun yanı sıra, her insan istediği her an kendi hayatında kendi gerçeğini yeniden inşa edebilecek kadar yücedir. Hiçbir eğitim sisteminin sonucunu yaşamaya kurban değildir.

Hazır cevaplarla bulanmış beyninizi yeniden eğitebilir ve sorular soran ve sorularıyla okyanuslar aşan zaman ve mekan kavramlarından bağımsızlığını kazanmış birine pekala dönüşebilirsiniz. 

Her şey, hemen şimdi, bugün bir başlangıç yapmak ve bunu alışkanlık haline getirmekle ilgilidir. Beynimizi genişletmek hiç öyle sanıldığı gibi zor değil, sadece gerçekten istemeyi ve her fırsatta pratik etmeyi gerektiriyor.

“Bundan sonra her gün beynimi sonsuz potansiyele ve beni aradığım cevaplara götürecek doğru sorulara açıyorum” diyebilirsiniz. Gözlerinizi kapatarak ve odağınızı beyninize getirerek bunu yaparsanız etkisi daha fazla olacaktır. Ben mesela bunu söylerken beynimin tüm yönlerde kocaman büyüdüğünü ve bir ağacın dalları gibi uzantılarının sonsuzluğa ulaştığını hayal ederim ve beynimin kapasitesinin arttığını gözlemlerim. Gezegenler ve uzayla ilgili araştırmaları takip etmek ve bilim kurgu filmleri izlemek de bende çok işe yarar.

Aylardır aynı problemlerle boğuşuyor ve bir türlü işin içinden çıkamıyor musunuz? Muhtemelen henüz doğru soruyu sormadığınız için. Öncelikle beyninizi daracık alana hapsettiğiniz yerden çıkartın ve bir süreliğine sonsuzluğa açın. Az önce bahsettiğim alıştırmayı yapabilir ya da kendinize sıkı bir bilim kurgu filmi açabilirsiniz. Tekrar döndüğünüzde yeniden sormayı deneyin. Tekrar ve tekrar….

Doğru soruyu bulduğunuzda doğru cevap anında kalbinizin tam ortasında beyazlar dolusu bir ışıkla birlikte gelir ve sizi ışıklar ötesi güzel bir ana ışınlar.

Doğru cevap her zaman her yerde bizimle, doğru soruyu sormamızı bekliyor ve o güne kadar sorduğumuz her soru bizi ona bir adım daha yaklaştırıyor.

Hayat güzel. Cevaplar sonsuz. Yeter ki soru soralım.

İlginizi çekebilir: İlham verici eleştiriler nasıl yapılır?

Yazarın diğer yazıları için tıklayın.

Diğdem Girici
İnanıyorum ki doğru bilgiye ulaşabilen ve bu bilgiyi hayatında doğru şekilde kullanmayı öğrenen her insan hayal ettiği yaşamı yaratabilir. İşte bu yüzden yazıyorum, yaşamımı ... Devam