Zihnin yetişemediği yerde beden devreye girer mi?
Daha önce bağırsak-beyin ekseninden, vagus sinirinden ve ruh halimizin sadece psikolojik olmadığından bahsetmiştik. Bu kez biraz daha derine iniyoruz.
Çünkü günlük hayatta çoğu şeyi düşünerek çözmeye çalışıyoruz. Bir şey hissettiğimizde hemen nedenini arıyoruz. Ama bazen zihin henüz anlam verememişken, beden çoktan tepki vermiş oluyor.
Göğüste sıkışma, nefesin daralması, çenenin kilitlenmesi, omuzların sürekli yukarıda olması… Bunlar çoğu zaman sadece fiziksel değil. Sinir sisteminin verdiği sinyaller.
Stres de aslında sandığımız kadar zihinsel bir şey değil. Daha çok bir döngü: sinir sistemi, kas, nefes, tekrar sinir sistemi.
Yoğun stres anlarında beynin mantık merkezi geri planda kalabiliyor. Bu yüzden kendimize “sakin ol” demek çoğu zaman işe yaramıyor. Çünkü sistem yukarıdan değil, aşağıdan çalışıyor. Tam burada beden devreye giriyor.
Vücudun en derin kaslarından biri olan psoas, omurgayı bacaklara bağlayan bir yapı. Ama asıl önemli tarafı şu: Bu kas, “savaş ya da kaç” sisteminin bir parçası.
Bir tehdit algılandığında bedeni harekete hazırlıyor. Ama modern hayatta çoğu stres fiziksel olarak boşaltılamıyor. Kaçamıyoruz, savaşmıyoruz. Bu durumda o enerji bedende kalıyor. Psoas kası zamanla kronik olarak gergin bir hale geçebiliyor.
İlginç olan şu: psoas kası, diyaframla doğrudan bağlantılı. Yani kas gerginse, nefes de değişiyor. Nefes sığlaştığında ise vagus siniri üzerinden beyne şu mesaj gidiyor: “Beden hala güvende değil.” Yani zihin sakin olsa bile, beden farklı bir hikaye anlatabiliyor.

Bu noktada sık duyduğumuz bir şey var: “Beden duyguları depolar.” Ama bilimsel olarak durum biraz daha sade. Kaslar duyguları depolamaz. Ama sinir sisteminden gelen tehdit sinyalini uzun süre taşır.
Bu yüzden bazen ortada net bir sebep yokken bile gergin hissederiz. Çünkü sistem hala kapanmamıştır.
Doğada bir hayvan tehlikeden kurtulduğunda titrer. Bu bir zayıflık değil, bir boşaltım mekanizmasıdır. Biz ise bunu bastırırız. Ama sistem kapanmadığında yük içeride kalır.
Bu noktada son yıllarda daha fazla konuşulan bir yaklaşım var: TRE (Tension & Trauma Releasing Exercises).
TRE, özellikle psoas ve bacak kaslarını hedef alarak bedende doğal olarak ortaya çıkabilen bu titreme mekanizmasını kontrollü şekilde yeniden aktive etmeyi amaçlar. Yani aslında yeni bir şey öğretmez; bedenin zaten bildiği bir boşaltım yolunu hatırlatır.
Ama burada kritik olan şey egzersizin kendisi değil, prensip: Bedenin kendi kendini regüle etme kapasitesi var ve bazen bu süreç zihinden bağımsız ilerliyor.
Bu yüzden her şeyi sadece düşüncelerimizle açıklamak zorunda değiliz. Bazen mesele karakter değil, sistemdir.
Belki de bu yüzden kendimize şu soruyu sormak daha anlamlı: Gerçekten sadece zihnim mi yoruldu, yoksa bedenim de hala yük taşıyor mu? Çünkü insan sadece düşündüklerinden ibaret değil. Aynı zamanda sinir sistemiyle, nefesiyle ve taşıdığı enerjiyle bir bütün. Bazen, zihin sustuğunda, beden konuşmaya başlar.
Yolunuza ışık olması dileğiyle…
İlginizi çekebilir: Bazen sorun duygular değil, enerji olabilir: Beyin, beden ve metabolik psikiyatri