Yemeksepeti doldu taştı!

Yemeksepeti yaklaşık 600 milyon dolar (tam olarak 589 milyon) karşılığında satıldı. Aynı iş modelinin Almanya’daki devi konumunda olan Delivery Hero; sadece büyük bir rakibini bünyesine katmakla kalmadı, aynı zamanda gıdanın çok mühim bir ekonomik girdi olduğu Türkiye pazarına, bu büyük satın alma sayesinde tabiri caizse heybesi dolu girmiş oldu.

Bu büyük havadis Nevzat Aydın ve arkadaşları için olduğu kadar, ülke ekonomisi için de bir hayli önemli. Neticede sıfırdan kurulan ve sadece e-ticaret üzerinden, üstelik üretim dahi yapmaksızın gelinen bu nokta tüm girişimcilerin hayallerini süsleyen türden.

İştah kabartan sepet

Şirket aslında küresel çapta çoktan ilgi uyandırmış, daha evvelden ‘iştahları kabartmaya başlamıştı’. Hatta 2012 yılında bu sayede büyük bir satış gerçekleştirmiş, % 36 kadar bir hissesini 44 milyon dolar gibi bir rakamla General Atlantic’e devretmişti. O satışta yakalanan seviye tıpkı bugünkü gibi, ülkenin mevcut e-ticaret ortamında rekor denebilecek bir seviyeydi.

Neticede e-ticaret için biraz klasik kaçsa bile, e-şirketlerin de bir ‘yaşam döngüleri’ var ve sonsuza dek aynı kârlılıkla devam edeceklerini düşünmemiz mümkün değil. Henüz büyümesini tamamlamış, kârlılığı süren bir şirketi elden çıkarmak kolay bir karar da değil elbette. Ama inanın Apple, Microsoft, Google gibi devler için bile durum farklı değil. Yıl içinde aldıkları birbirinden tuhaf satın alma ve elden çıkarma kararları bunun göstergesi.

Kısa sürede yakaladığı muazzam yükselme başarısıyla aynı klasörde sınıflandırdığım Uber adlı online araç kiralama servisi de, şu an ederi en fazla internet oluşumu konumunda. Yakın zamanda bir satış haberi de o cepheden gelirse şaşırmamalı.

uber

Uber ve Yemeksepeti: Kullanıcıya ihtiyaç kazandıran aracılar

Niyetim sizleri ekonomik bir takım gelişmelere boğmak değildi aslında. Üzerine konuşmayı çok sevsem de, ekonomiden anladığımı bile söyleyemem hatta. Biriken borçlarıma bakıyorum da bir yandan… Havuz problemlerini çözemediğim lise yıllarımda da mesela, aynı anda birden fazla musluk açılınca tam olarak n’oluyor anlayamazdım bir türlü.

Şaka bir yana bir değerin, bir diğerini ‘satın aldığı’ ve çoğu kâğıt üstünde yer değiştirip duran rakamların dünyası bana oldum olası bir büyüden ibaretmiş gibi geliyor. Benim asıl niyetim Uber ve Yemeksepeti örneklerini ele alarak, hayatlarımıza yönelik temel birkaç soru sormak:

Yemek siparişini bizim yerimize verecek birine gerçekten ihtiyacımız var mıydı? Ya da kendi araçlarımızı bizim yerimize kiralayan ve bizi de birdenbire taksi şoförlerine dönüştüren bir fikre?

Sizi bilmiyorum; ama sorunun bendeki cevabı hâlâ net değil. Yani Yemeksepeti ya da Uber olmadan da pek âlâ yaşayabildiğimi söyleyebilirim. Ama şurası kesin sanırım: Bu fikirleri büyük şirketlere dönüştüren bir güç varsa, o da insanlar için ‘henüz farkında olmadıkları birer ihtiyaç yaratmak’.

Partnerlerine de faydan dokunmalı

Bu iki başarılı firmanın önemli bulduğum bir ortak yanları daha var: Aracı oldukları insanların tamamına kazandırmayı vaat ettiler. Müşteri de olsa, iş ortağı da olsa, onlarla çalışanlar kârlı çıktılar.

WIN-WIN

Biz acıkanlar olarak mesela; sadece yemek siparişi vermenin durduk yere bir pizza kazandırdığı günler yaşamaya başladık. Ofiste saatler 12’ye yaklaşırken, boş midelerimizden yükselen sesler; promosyonu bol kazançlı menüler sayesinde dinmeye, sipariş vermek giderek keyifli bir hâl almaya başladı.

Ama sadece biz değil; pizzaları, burgerleri yapıp satan küçük kafeler, restoranlar bile, birdenbire koca bir şehrin, en azından birkaç semtin siparişlerini alabilmeye başladılar. Üstelik bunun için ödedikleri cüzi bir komisyon karşılığında. Ne basit ama ne etkili bir çözüm!

Uber için de aynı basitlikte düşünelim: Bir otomobiliniz vardı ve tek kişi seyahat ediyordunuz. Birdenbire sizinle aynı yöne giden onlarca insanla buluşabildiğiniz ve onları işlerine, evlerine bırakarak para bile kazanabildiğiniz bir yardımcınız oluverdi. Üstelik bu sayede daha az yakıt tüketilmeye, daha çok insan seyahat etmeye başladı. Karbon ayak izlerimizin, bir gıdım da olsa silinebildiğini bile görebildik.

Tabii bisikletinden başka aracı olmayan benim gibiler için asıl heyecansa, taksiden daha ekonomik ve hatta daha güvenli bir araç ağının parçası haline gelmek oldu. Bu heyecan verici deneyim müthiş bir süratle tüm dünyada yaygınlaşmaya devam ediyor.

Batar mı batar!

Bu şirketlerin ikisi için de rahatlıkla “Cesurca atılımlardı, ama battılar!” diyebilir ve onları e-ticaret çöplüğünde görebilirdik.

start up kaybederse

Kaybetmek pahasına da olsa fikirlerinin arkalarında durdular ve büyük bir kazanç elde ettiler. Yemeksepeti örneğin; ilk 4-5 sene zarar etmemek için çalışmış.

Nevzat Sayın ve arkadaşları adına şimdilerde en çok şunu merak ediyorum: Benzer bir start-up ile yola yeni baştan çıkmaya cesaret edebilecekler mi? Yoksa ‘kazanmış’ olmayla birlikte gözü karalık yerini özgüven dolu bir konformizme mi terk edecek?

Bunu ve birçok başka şeyi daha zaman gösterecek!

Yazarın diğer yazıları için tıklayın.

Gürsoy Ercan
2004 yılında Galatasaray Üniversitesi’ni kazanmış, Fransızca temelli eğitim veren bu kurumda, altı yıl boyunca İletişim Fakültesi’ne devam etmiştir. 2006 yılında henüz üniversiteye devam ederken, ... Devam