Talihsizliği kabullenmemek: Her şeye rağmen devam edebilirsin

Hayatta başına birtakım olayların gelmesiyle, hayatı birden ters yüz olmayan yoktur sanırım. En azından olmadıysa da olmayacak olan yoktur. Hayatın dinamiği çok ön görülemez ve karmaşık bir örgüde ilerlemektedir. Bu örgü bazen o kadar karışır ki işle arapsaçı bir hal alır. Bu durumda sen ne yapıyorsun?

Birçok insan başına gelen istenmeyen olaylarda hemen moral bozup durumu kabullenmek yerine bu duruma üzülerek bunun neden olduğu ile ilgili bir düşünce trafiğine başlar. Olan olayları kendi davranışlarını ve başkalarının davranışlarını şöyle bir gözden geçirir ve sonuçta kendine bir suçlu seçer. Bu suçlu genellikle çok kolay suçlayacağı başka birisi iken bazen de kendisini suçlu yapıp hemen cezasını keser. Sonra da tabii bu durum için ağıt ve yas süreçleri işlemeye devam eder. Üzüntülü ve çökkün bir ruh hali ile kurban rolü içerisinde dolaşmaya başlar. Bu durumda da kişinin çok güzel bir çıkarı vardır aslında. Kurban olmak çok basittir ve etraftan gereken ilgi ve sevgiyi almanın başka bir yöntemidir. Çünkü insanlar kurbanlara genelde üzüldükleri ve acıdıkları için iyi davranarak onu avutmaya çalışırlar. Tabi kurban aslında içten içe bu kurbanlığının getirdiği bu ikincil kazançların keyfini sürmeyi sevdiğinden bir süre kendini bu rolde tutmaya devam eder. Acaba bu yazdıklarım size bir yerlerden tanıdık geldi mi?

Talihsizliği kabullenmemek: Her şeye rağmen devam edebilirsin

Hepimizin başına çeşitli olaylar geliyor, hayat işte dediğim gibi öngörülemez bir örgüsü var. En azından bu bilincimiz için. Öncelikle başımıza  gelen olaylarda iyi ya da kötü diye ayırım yapmamak bizim hayata karşı objektif kalmamıza destek olabilecek bir düşünce. Çünkü iyi diye nitelendirdiğimiz her durumun karşılığında bir de kötü bir durum yaratıyoruz. Yani ikililikleri kendimiz var ediyoruz. Bu ikililiği yaratmadan hayat yoluna devam etmek, bizi bu yolda destekleyecek ve ileri götürecek. Bu konu ile ilgili çok sevdiğim bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum:

Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, kral bu at için ihtiyara neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. “Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı?” dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: “Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler. İhtiyar: “Karar vermek için acele etmeyin” demiş. “Sadece at kayıp deyin çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.”

Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler. Babalık demişler, sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil, adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.

Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.”

Talihsizliği kabullenmemek: Her şeye rağmen devam edebilirsin

Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden “Bu adamın akli dengesi yerinde değil” diye alay etmişler. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul, şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara. “Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başka kimsen de yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler. 

İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş. “O kadar acele etmeyin, oğlum bacağını kırdı, gerçek bu, ötesi sizin verdiğiniz karar. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size bildirilmez.” 

Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almış. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini , ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler. “Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık ama, hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla geri dönmeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.

Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar, “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var, benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Tanrı bilir. Acele karar vermeyin.

Bu hayat yolunda belki de bize tek düşen şey, nefes aldığımız sürece bir olay karşısında iyi ya da kötü diye karar vermeden sadece o anda ki duruma göre yola devam etmek. Sen ne bir kurbansın ne de talihsiz. Tam tersine başına gelen her şeyin senin hayrına olduğunu görebildiğin noktada, yolunda daha keyifle ve güzelliklerle ilerleyeceğini bilesin. Herkese sevgilerimle…

 

İlginizi çekebilir: Sürecin farkında olarak varacağın hedefe değil, önündeki yola odaklan

Burak Ayhan
1987 yılında, Akdeniz'in sıcakkanlı şehri Mersinde gözlerini dünyaya açan Burak, kendi kişisel öyküsüne başlamış. Herkes gibi kendi öyküsünün kahramanı olan bu şahıs, üniversitede tıp ... Devam