Senin hikayen kaç bazen ediyor?
Farkındalığının üçerli beşerli adımlarla seni adeta dekatlonda gibi hissettirdiği günlerde belki de daha iyi anladığın bir kelimeden bahsedeceğim: bazen…
“Bazen” kelimesi, Arapça ba‘żan kökünden gelir; “bir kısmı, kimi zamanlar” demektir. Yani ne hep, ne hiç…
Farkındalık dediğimiz şey de biraz burada başlıyor aslında. Her şeyin sürekli aynı olmasını beklemek yerine, değişimin ritmini fark etmekte asıl mesele. Sisliyken kaybolmanın da, güneşliyken taşmanın da geçici olduğunu görebilmekte.
Bazen tam oldu dersin, tam çok yaklaştım… ama olmaz. Bazen…
Bazen sislidir yollar. İlerlemek istersin hatta hızını alamayıp koşmak. Mümkün olmaz. El yordamıyla sarıldığın dostlukların bazılarını kaybedersin bu sisli havada. Sonra anlarsın ki zaten yokmuşlar… Onları ben var etmişim, dost rozetiyle, kendime has biricik yaşantımda.
Bazen pek güneşli günler yaşarsın. Hani için içine sığmaz ya, hah öyle işte. Taşan bir sevinç, sebepsiz bir hafiflik… Sanki her şey yerli yerinde, sanki hayat tam da olması gerektiği gibi.

İşte “bazen” tam burada anlamını buluyor.
Ne sis kalıcı, ne güneş sonsuz…
Bazen aşık olursun… Hem de hiç planlamadığın bir anda. Kalbin hızlanır, dünya başka bir renge bürünür. Her şey anlam kazanmış gibi gelir. Sonra bazen o aşk biter. Ya da değişir. Ya da sen değişirsin. Ve anlarsın ki hissettiğin şey yok olmamıştır aslında; sadece başka bir hâle evrilmiştir.
Bazen heyecanlanırsın. Yeni bir başlangıç, yeni bir ihtimal, yeni bir “belki”… İçinde kıpır kıpır bir enerji. Ama bazen de o heyecan yerini durgunluğa bırakır. Aynı şeyler, aynı günler… Ve işte tam o noktada, heyecanın da tıpkı diğer duygular gibi gelip geçtiğini fark edersin. Onu kovalamak yerine, geldiğinde yaşamayı öğrenirsin.
Bazen iş hayatında her şey yolunda gider. Üretirsin, ilerlersin, takdir edilirsin. Kendini güçlü hissedersin. Ama bazen de tıkanırsın. Motivasyonun düşer, yaptığın şeyin anlamını sorgularsın. Ve belki de en çok o anlarda kendine dönersin: “Ben neden buradayım?” diye sorarsın. Cevap hemen gelmez… ama o soru bile seni dönüştürmeye başlar.
Bazen sağlığını hiç düşünmezsin bile. Bedenin sessizce seni taşır, sen de hayatın içine karışırsın. Ama bazen bir yorgunluk, bir ağrı, küçük bir sinyal durdurur seni. O an anlarsın: en büyük ihmalin, en büyük alışkanlığın olmuş. Ve belki de ilk defa gerçekten dinlersin kendini.
“Bazen” kelimesi bu yüzden sadece bir zaman zarfı değil… Bir hatırlatıcı. Hiçbir şeyin sabit olmadığını, hiçbir halin sonsuza kadar sürmeyeceğini fısıldayan bir gerçek.
Bazen en çok istediğin şey olmaz.
Bazen hiç beklemediğin bir şey olur.
Bazen kalırsın.
Bazen gidersin.
Ama hepsinin içinde ortak bir şey vardır: geçicilik.
Ve belki de huzur, tam olarak burada saklıdır.
Her şeyin “hep” ya da “hiç” olmadığını kabul edebildiğinde…
Hayatın sana sunduğu o dalgalı, düzensiz ama gerçek ritmi duyabildiğinde…
Bazen düşersin, bazen kalkarsın.
Bazen unutursun, bazen anımsarsın.
Bazen kaybeder, bazen bulursun. Hatta bazen kolaylıkla bulunursun… Ve tüm bu “bazen”lerin toplamı, senin hikayen olur.
İlginizi çekebilir: Susmak ne geveze bir eylem