Rota yeniden oluşturuldu: Pamukkale

Uzun bir ara oldu. “Neden yazmadım? Ne oldu? Ne mani oldu?” Sorular uzar gider ve cevaplar da pek buraya ait değil gibi ne dersiniz? Platform olarak gezi yazıları yazdığım bir köşe nihayetinde. Yazdıkça –bu bir de yürüdükçe olur bana– açıldığımı hissediyorum. Rahatladığımı… Derin nefes alıp vermek gibi… Bir iç ferahlaması. O zaman neden bir süre yazamadım? Bunun cevabı kafa karışıklığı değil de nedir? Bazen olur bana, size de olur mu? Ama artık geldim ve hep varım diyorum. Kendimin kendi ilacıyım, yeniden fark ettim ve unutmaya müsaade etmeyeceğim.

O zaman hoş geldim!

Nefis bir yer anlatacağım size. Evet gidenler oldu, duyanlar da. Ya da bir gün gitmek isteyenler de çıkacaktır. Ama yeter ki görün. Görenler de bana Instagram hesabımdan yazabilir mi? Zira yorumlarınızı merak ediyorum.

Anlatacağım yer Pamukkale. Öyle bir ‘vaow’ alır mıyım acaba? Bir Bodrum ya da Alaçatı değil. Neden mi burası? İki nedeni var: Biri geçmişe özlem diğeri de Antik Havuz. Tanrım ne deneyimdi! Ölmeden yapılacaklar listesi yapıyorsanız içerisinde burası da olmalı. Geçmişe özlem dedim ya, canım dedem getirdiğinden ve tabii ki yanımda annem oluşundan. Yaklaşık 35 yıl önceki bir mazi ve ikisi de şu an birer yıldızlar. Anıları baki…

Antik Havuz dedim bu nasıl bir şeydir? M.Ö.7. yy’daki depremle yıkılan sütunlar, serbest kalan termal sularla oluşan suyun altında kalmışlardır. Oluşan bu havuz termal su olduğundan yaz kış 36 derece arkadaşlar. Manzara fotoğraflarla pekişecektir. Keza Mayıs ortası yağmurlu bir güne denk geldim. Yağan yağmurda o sıcak suda ben ve turistler pek mutluyduk. Evet Türk sayısı o kadar az ki! Cumartesi günüydü bir de. Evet ören yeri (giriş 35 TL) ve ekstra bir  de havuz için para alıyorlar (32 TL).Ucuz değil ama nelere para vermiyoruz? Buralara nasıl sıra gelmiyor asıl mevzu bu bence. Denizlilerin bile görmediği yerlerden biri olduğunu düşünürsek.

Antik Havuz, antik kent Hierapolis olarak geçen Bergama Kralı II. Eumenes tarafından M.Ö. 197 yılında kurulan şehirde yer alıyor. Bu antik havuz aynı zamanda Klopatra Havuzu olarak da anılıyor. Pamukkale Travertenleri’nin hemen bitişinde… Bu ören yerine girdiğinizde –yaklaşık 4 km’lik bir yürüyüş parkuru bahsettiğim– başlangıç rotanızdaki güney kapısını Frigya döneminden kalan mezar kalıntıları ve anıtları karşılıyor. Devam ettiğinizde ise bu şehrin Bağdat Caddesi gibi düşündüğüm ana caddesi olan “Frontinus Caddesi” karşılıyor.

Yola devam ettiğimizde de önümüzde beklenen konu “Antik Havuz” çıkıyor. Havlu, mayo almamak deliliğini yapmadım tabii ki. Ömrümde en çok yapmak istediklerim listemin top 10’nunda yer alan bu deneyim için bu gezi. Veee ta ta!!! Havuz nasıl mıydı? 7.yy’dan beri yerlerde kalan sütunlar ve taşlar, 36 derece, yağan yağmur ve sessizlik. Bazı şeyler anlatılmaz yaşanır derler ya. İşte bu da o anlardan biri. Gidin, görün ve yaşayın. Bana da yazın. Bunu okuyarak 1 kişi bile bu planı yapsa ne mutlu bana. Ülkemizin zenginlikleri bizimle buluşmayı bekliyor.

Antik Havuz keyfinden sonra yukarılara çıkarak Antik Tiyatro’yu ve Pamukkale’nin meşhur travertenlerini deneyimledik. Antik Tiyatro’ya adım atar atmaz içimi bir ürperme aldı. Size de olur mu bazen? Bu, zamansızlığın ve insanın ne kadar göçebe olduğunun bir kanıtı gibiydi. Ne manzara…

Kendi adıma söylersem travertenler biraz hayal kırıklığı. Özellikle biraz yıpranma payı bıraktım, aynı bulamayacağımı okumuştum. Hem kalabalığı hem de güvensiz bir gezi rotası –kaygan zemin ve güvenlik olmaması anlamında– olması sebebiyle çok zaman geçirmedim. Hemen yakınındaki Arkeoloji Müzesi (giriş 5 TL) daha cazip geldi ve çok değdi. Bana güvenin.

Tüm gün bu ören yerinde geçebilir, geçiyor da. Hava şansımıza yeniden bozduğundan geldiğimiz yolu tekrar dönerek bu güzelim yere veda ettik. Pamukkale bir şans verilecek bir yer. Görülmesi gereken yerlere eklenmeli. Bir hafta sonu yeter. Pamukkale yakınında kalınacak bir otel bulmak çok kolay, hatta burası pansiyonlarla dolu. Çok da uygun.

Diğer günümüzü otelimizin yakınında –yürüyerek 15 dk– olan Karahayit Köyü’ne geldik. Burada meşhur Zafer Gazozu içip yine meşhur Kırmızı Su’yu görmeye geldik. Yine termal su. Burası oteller anlamında da termal ve SPA özelliklerine sahip. Gezmesi rahat bir köy, insanları çok yardımsever.

Günümüzün geri kalanını otelimizde termal su ile değerlendirdik. Pazar akşamı da uçağımızla evimizin yolunu tuttuk. Bir hafta sonu gibi değil de bir hafta gibi gelen, ruhu besleyen, kafayı dağıtan bir deneyimdi.

Bazen bilindik o güvenli dediğimiz yollar çıkmazdır.

Bırakın hayat rotayı yeniden oluştursun!

 

İlginizi çekebilir: “Kaldırın bütün taşları dünya hemzemin olsun” dedirten bir Edirne turu

Pınar Cengizoğlu
Selamlar,Pınar ben. Bu portalin bir okuruyken ve herkes blog yaz derken kendimi burada bulma anıma Eureka diyebilir miyim? İşte yazıyorum. Finans sektöründe hala aktif ... Devam