Netflix’in “Blue Therapy” serisi kırgınlıklar hakkında ne söylüyor?
İkili ilişkilerdeki kırgınlık zamanla yavaş yavaş biriken, bir partnerin dinlenmediği veya anlaşılmadığı ufak durumların içe atılmasıyla derinleşen gecikmiş iletişim sorunlarıdır. Küçük sorunlar açık şekilde konuşulmayıp bastırıldığında, zamanla büyük ve çözülemez problemlere dönüşür. Çift terapisi de genellikle bu aşamada devreye girer. Birçok kişi için çift terapisi denilince akla gelen açıklama ise dizi ve filmlerde gördüğü betimlemelerden ibarettir. Her iki tarafın da son derece anlayışlı ve medeni resmedilmesi, sorunları büyük bir olgunlukla karşılayıp sakince yanıtlaması, gerçekte olanın ne olduğuna dair tartışmalı bir sınır çizer.
İşte Netflix’in yeni serisi “Blue Therapy” tam olarak bu noktada devreye girip bilinen tüm çift terapisi algılarını yıkan bir yapım. Çoğu yayında karşımıza çıkan sakin ortamı tersine çevirerek çiftlerin terapi sonrasında yaşadığı rahatsız edici, savunmacı ve bir o kadar iyileştirici yüzleşmeleri ekrana getiriyor. Son dönemin en popüler ilişki belgesellerinden biri olarak, günümüz ilişkilerinde yıllanan kırgınlıkların yarattığı sorunlara odaklanıyor.

Kırgınlığın zamana dağılımı
Blue Therapy’nin, izleyiciye filtresiz şekilde sunduğu terapi seanslarındaki en dikkat çekici detay, ilişkilerdeki büyük patlamaların aslında küçük anlarda saklı olduğu. Çünkü ilişkilerdeki kırgınlık, nadiren aniden ortaya çıkar, sıklıkla ise yinelenen küçük davranışlarla büyür. Bir eşin kendini tekrar tekrar duyulmamış, anlaşılmamış hissetmesi ya da eleştirildiğini düşünmesi büyük bir hayal kırıklığı yaratır. Kendini anlamasını beklediği eşinden olumsuz bir geri dönüş aldığında veya istediği tepkiyi göremediğinde derin bir kırgınlık yaşar. Terapi odalarında yaşanan o sert çatışmalar da genellikle kendini “dinlenmemiş” hisseden tarafların sesini duyurma çağrısıdır. Dinlemek, başkasının sözlerini duymanın ötesine geçen bir durumdur. Bazen bakış açısı farklı olsa veya karşıdaki kişi tarafından sorgulansa bile bir insanın duyulduğunu bilmesi esas ihtiyacı olan şeydir.

Dizideki belirgin kalıba göre ise eşler zamanla birbirini dinlemek yerine, skor tutmaya ve ona vereceği yanıtları düşünmeye başlar. Aslında bunun temeli, iki insanın birlikte başladığı fakat sonradan birbirine paralel yaşamaya başladığı hayatlarda gizlidir. Zamanla artan kariyer telaşı, finansal stres ya da ebeveynlik rolleri pek çok çift için aradaki anlaşılmazlığın esas sebebidir. Sonuçta aynı evi paylaşan, çocuk yetiştiren ve kendi kariyer planlarını sürdüren iki insan, ilişki başındaki duygusal birlikten uzaklaşabilir. Gün içinde gerçekleşen konuşmalar da gerçek paylaşım olmaktan çıkarak hesap kitap yapılan programlara dönüşür. Samimiyetin yerini alan bu yeni rutin, çiftlerin romantik karakterini devre dışı bırakarak tıpkı bir evi idare etmeye çalışan iki yabancının mesafeli ilişkisine dönüşür. Sürekli bakım, dikkat ve özveri isteyen sevgi böyle bir düzende kendine büyüme alanı bulamadığından, çiftlerin zamanla yaşadığı hayal kırıklığı da derinleşebilir.
Tüm bu sarsıcı süreci acımasız bir gerçeklikle ele alan Blue Therapy, yoğun programlar ve hayat mücadelesiyle boğuşan çiftlerin, birbirine ayıracak vakti bulamadığını gösteriyor. Nadiren birbirine uyan çalışma saatleri ve ev görevleri, iki insanın kaliteli iletişim kurmak için gerekli olan zamana sahip olmadığını vurguluyor. Ancak bu kalıplar, temelinde istek olması halinde kolayca yıkılabilir ve etkili bir zaman yönetimi ile yeniden düzenlenebilir. Önemli olan, iki tarafın da sorunları göz ardı etmeden ortak paydada buluşmaya istekli olması.
İlişkilerdeki beklentilerin değişimi

Blue Therapy’nin ortaya koyduğu bir diğer varsayım ise çiftlerin zamanla değişen ebeveynlik rollerinin ve kariyer beklentilerinin, onlar için nasıl bir mekanizmaya dönüştüğü gerçeği. Aslında birçok kişinin partneriyle olan yakınlığı ortama bir çocuk girdikten sonra tamamen değişir. İlk başta sadece iki kişi etrafında dönen yaşamın, savunmasız ve sürekli bakım talep eden bir bebek ile buluşması, herkes için göründüğü kadar pürüzsüz değildir. Bazen bir tarafın çocuk yapmaya daha istekli olması diğerinin fikrini ifade etmesini engeller ya da zamanla artan sorumluluklar, çocuk yapma kararının sorgulanmasına yol açar. Ne olursa olsun, yaşanan gerçeklik hayallerdeki hayatla eşleşmez ve ortaya çıkan yeni deneyim geç gelen bir pişmanlığa dönüşür. Daha derinde yatan soru ise çiftlerin, hayal ettikleri hayat planının birbiriyle gerçekten paralel olup olmadığıdır. Eğer iki insanın hayattan beklentileri değişmişse, hala birlikte mutlu bir hayat inşa etmek mümkün müdür?
Çift terapisi gerçekten faydalı mı?
Çiftlerin açık ve net şekilde düşüncelerini ifade etmesi, yanıtlaması zor sorular sorması üzerinden izleyici için de harika bir kaynağa dönüşen Blue Therapy, aslında çift terapisinin iyileşme yolunda atılacak etkili adımlardan biri olduğunu gösteriyor. Birçok kişi, çift terapisini tüm sorunları ortadan kaldıracak sihirli bir değnek olarak görse de, asıl iyileşmenin seans sonunda eve gidince başladığını söylüyor. Çarpıcı gerçeklerin söylendiği ve yoğun tartışmaların yaşandığı bir seansın ardından, taraflar kendi sorumluluklarını ne kadar fazla kabullenirse iyileşme de o kadar hızlı başlıyor. Ancak çoğu zaman değişim de tıpkı kırılganlıkların birikimi gibi, öyle bir anda olmuyor. Daha çok zamana yayılan, ufak adımlarla pekişen, oldukça çetrefilli ve zorlu aşamalardan oluşuyor. Yine de sorunlar ne kadar rahatsız edici olsa da onları isimlendirip açıkça konuşmak, birlikte değişimin ve yeni hayata adaptasyonun temelini oluşturuyor.
Kaynak: psychologytoday
İlginizi çekebilir: Çift terapisi nasıl fayda sağlar?