Neden her şey yolundayken kendimizi yalnız hissederiz?
Hayatta bazen kendinizi yalnız ve biraz hüzünlü hissetmeniz için bir şeylerin ters gitmesi gerekmez. Kendinize zaman ayırıyor, sağlığınıza dikkat ediyor, sevdiğiniz aktivitelerle ilgileniyor ve istediğiniz kariyerde yükseliyor olabilirsiniz. Hatta çevrenizde arkadaşlarınız, aileniz ve düzenli görüştüğünüz insanlar da bulunabilir. Ancak bütün bunlara rağmen, genellikle gün sonlarında gelen açıklanamaz bir yalnızlık hissiyle karşılaşabilirsiniz.
Dışarıdan bakıldığında eksik görünen hiçbir şey yokken insanın böyle hissetmesi bazen oldukça kafa karıştırıcıdır. Üstelik hayatın birçok alanında mutlu ve başarılı olduğunuzu düşünüyorsanız bu duyguyu anlamlandırmak daha da zorlaşabilir. Bu içinden çıkılamaz döngü sonunda neden böyle hissettiğinizi sorgulamaya veya kendinizde bir sorun aramaya bile başlayabilirsiniz.
Oysa yalnızlık her zaman çevremizde yeterince insan bulunmamasından kaynaklanmıyor. Bazen ihtiyaç duyduğumuz yakınlığı, anlaşılma hissini veya ait olma duygusunu mevcut ilişkilerimizde bulamadığımızda da ortaya çıkabiliyor. Peki, hayatımızda pek çok şey yolundayken neden yalnız hissediyoruz ve bu duyguyla nasıl başa çıkabiliriz?
Yalnız Hissetmek Ne Anlama Gelir?

Yalnızlık, genellikle tek başımıza olmakla ilişkilendirilse de psikolojide bu iki durum birbirinden ayrılıyor. Tek başına olmak fiziksel bir durumu ifade ederken yalnızlık, sosyal ilişkilerimizde ihtiyaç duyduğumuz bağlantıyı kuramadığımızda deneyimlediğimiz öznel bir duygu olarak tanımlanıyor. Sahip olduğumuz sosyal ilişkilerle gerçekte ihtiyaç duyduğumuz ilişkiler arasındaki fark da yalnızlık hissinin yoğunluğunu etkiliyor. Bu nedenle geniş bir arkadaş çevresine sahip olmak veya gün içinde çok sayıda insanla görüşmek, mutlaka kendinizi daha az yalnız hissedeceğiniz anlamına gelmiyor.
Örneğin kalabalık bir arkadaş grubunun içinde eğlenceli vakit geçirebilir ancak kişisel bir sorununuzu paylaşabileceğiniz kimse olmadığını düşünebilirsiniz. Ya da iş yerinde sürekli insanlarla iletişim halinde olmanıza rağmen kendinizi gerçekten anlaşılmış hissetmeyebilirsiniz. İşte tüm bu durumlar gün sonunda hissedilen duygunun sorumlusu olabilir.
Her Şey Yolundayken Yalnız Hissetmemizin 5 Nedeni
Yalnızlık hissinin arkasında her zaman tek bir neden bulunmuyor. Kişisel beklentilerimiz, sosyal çevremiz, yaşam koşullarımız ve ilişkilerimizin niteliği bu deneyimi farklı şekillerde etkileyebiliyor. Burada genellikle olan kurduğumuz ilişkilerin sayısındansa bu ilişkilerin bize ne kadar yakınlık, güven ve aidiyet sunduğu önemli oluyor:
1. Bağımsız olmak ve kimseye ihtiyaç duymamak arası karmaşa.

Kendi başımıza vakit geçirebilmek ve kimseye bağımlı olmadan hayatımızı sürdürebilmek elbette önemli becerilerden. Ancak bağımsızlık, başkalarıyla yakın ilişkiler kurma ihtiyacımızı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bazen güçlü ve kendi kendine yeten biri olmaya o kadar alışıyoruz ki ihtiyaçlarımızı başkalarıyla paylaşmakta zorlanabiliyoruz. Yardım istemekten kaçınabiliyor veya duygularımızı anlatmanın karşımızdaki kişiye yük olacağını düşünebiliyoruz.
Oysa bağımsızlık ile yakınlık birbirinin karşıtı olarak tanımlanmamalı. Hayatımızı kendi kararlarımızla şekillendirirken de doğal olarak başkalarının desteğine ve arkadaşlığına ihtiyaç duyabiliriz. Üstelik yalnız başımıza yapmaktan keyif aldığımız şeylerle, bir başkasıyla paylaşmak istediğimiz deneyimler farklı olabilir. Kısaca; tek başımıza seyahat etmekten hoşlanmamız, zaman zaman bir yol arkadaşına ihtiyaç duymayacağımız anlamına gelmiyor.
2. Sosyal çevreye rağmen var olan anlaşılmamışlık hissi.
Yalnızlığın en dikkat çekici yönlerinden biri, insanlarla çevrili olduğumuzda da ortaya çıkabilmesi. Çünkü sosyal ilişkilerimiz her zaman bize aradığımız düzeyde duygusal yakınlık sunmuyor. En çok görüştüğümüz insanlarla genellikle gündelik konulardan konuşmak, iş arkadaşlarımızla güzel vakit geçirmek veya ailemizle düzenli olarak görüşmek de bu nedenle ihtiyaçlarımızı karşılayamayabiliyor. Eğer sosyal ilişkilerimizde gerçek düşüncelerimizi ya da kişisel deneyimlerimizi paylaşmakta zorlanıyorsak, bu bağlarda belirli bir mesafe hissetmek de kaçınılmaz oluyor.
Bu durum, her sosyal ilişkinin aynı ihtiyaca denk gelmediğini hatırlatıyor. Bazı insanlarla eğlenmek, bazılarıyla ortak ilgi alanlarımızı paylaşmak, bazılarınaysa kendimizi daha rahat istiyoruz. Dolayısıyla yalnızlık hissini azaltmak için her zaman daha fazla insanla tanışmamız gerekmiyor. Bazen mevcut ilişkilerimizden birinde daha derin ve karşılıklı bir bağ kurabilmek de önemli bir fark yaratabiliyor.
3. İlişkileri sürdürmek için tek çaba gösteren taraf olmak.

Sosyal ilişkilerde karşılıklılık ihtiyacı, yalnızlık hissini anlamak açısından büyük önem taşıyor. Birinin bizimle konuşması ile bizimle konuşmak istemesi aynı şekilde deneyimlenmeyebiliyor. Benzer şekilde bir davete olumlu yanıt almakla, kendiliğinden bir davet almak arasında duygusal açıdan fark bulunabiliyor.
Elbette her ilişkide tarafların eşit ölçüde girişimde bulunması gerekmiyor. İnsanların iletişim alışkanlıkları, sorumlulukları ve yakınlık gösterme biçimleri farklılaşabiliyor. Ancak sürekli olarak ilişkiyi sürdürmeye çalışan taraf olduğumuzu hissediyorsak zamanla yeterince önemsenmediğimizi düşünmeye başlayabiliriz. Bu durum, çevremizde insanlar olmasına rağmen yalnızlık yaşamamıza neden olabilir.
4. Sosyal çevrenin aidiyet ihtiyacını karşılamaması.
Yalnızlık hissini çoğu zaman kişisel özelliklerimizle açıklamaya çalışıyoruz. Yeterince girişken olmadığımızı, insanlarla kolay iletişim kuramadığımızı veya yeni arkadaşlıklar geliştirmekte zorlandığımızı düşünebiliyoruz. Ancak yaşadığımız çevre ve içinde bulunduğumuz koşullar da sosyal ilişkilerimizi doğrudan etkileyebiliyor.
Özellikle yeni bir şehre taşındığımızda, iş değiştirdiğimizde veya hayatımızın farklı bir dönemine geçtiğimizde mevcut sosyal çevremizden uzaklaşabiliyoruz. Yeni tanıştığımız insanların uzun yıllardır devam eden arkadaşlıkları ve yerleşik sosyal grupları olduğundan bir ortamda kalıcı ilişkiler geliştirmek zaman alabiliyor.
Dolayısıyla bulunduğumuz ortam, bazen ihtiyaç duyduğumuz ilişkilerin gelişmesi için yeterli fırsatı sunmuyor olabilir. Bu noktada yalnızca yeni insanlarla tanışmaya çalışmak yerine ortak ilgi alanlarımızın bulunduğu, düzenli katılım gösterebileceğimiz topluluklara yönelmek daha anlamlı bir seçenek haline gelebilir.
5. Yalnızlık hissini kişisel bir ön yargıya dönüştürmek.
Yalnız hissetmek zaten zorlayıcı bir deneyimken bu duyguyu kişisel bir eksiklik olarak yorumlamak durumu daha da ağırlaştırabiliyor. Örneğin uzun süre kimsenin aramadığı bir dönemde yeterince sevilmediğimizi düşünebilir veya bir buluşmaya davet edilmediğimizde dışlandığımızı varsayabiliriz.
Ancak bu düşünceler her zaman içinde bulunduğumuz durumun gerçekçi bir değerlendirmesi olmayabilir. İnsanların meşguliyetleri, sosyal alışkanlıkları veya kendi yaşamlarında karşılaştıkları zorluklar da ilişkilerin gelişimini etkileyebiliyor. Üstelik kendimizi yalnız hissettikçe sosyal ortamlarda daha çekingen davranabiliyor, yeni ilişkiler geliştirmekte zorlandıkça da yalnızlık hissimizin güçlendiğini fark edebiliyoruz.
Bu nedenle yalnızlık deneyimimizi, kim olduğumuza ilişkin kesin bir yargıya dönüştürmemek önemli. Bir dönemde sosyal ilişkilerimizden beklediğimiz yakınlığı bulamamak, gelecekte de aynı deneyimi yaşayacağımız anlamına gelmiyor.
Kaynak: tinybuddha, self
İlginizi çekebilir: Belki de hayatın en güzel tarafı henüz bilmediğimiz ihtimallerde saklı