Minusing nedir? Maxxing akımına karşı yeni bir bakış açısı 

Daha iyi görünmek, daha sağlıklı beslenmek, daha kaliteli uyumak, daha üretken olmak… Kendinizi geliştirmek istemenizde elbette yanlış bir taraf yok. Asıl soru şu: Bütün bunları yaparken gerçekten daha iyi mi hissediyorsunuz, yoksa sürekli yetişmeye çalıştığınız yeni bir standart mı oluşuyor?

Bir dönem yalnızca daha fazla çalışmanın başarı getireceğine inanılıyordu. Ardından kusursuz sabah rutinleri, onlarca adımdan oluşan cilt bakım ritüelleri, milimetrik beslenme planları ve her dakikası planlanmış yaşamlar öne çıktı. Şimdi ise internet, bunların tamamını tek bir kelimede topluyor: “maxxing.”

Hayatın her alanını optimize etmeyi hedefleyen bu yaklaşım, ilk bakışta gelişim odaklı gibi görünse de zamanla bambaşka bir noktaya dönüşebiliyor. Çünkü bazen daha fazlasını yapmaya çalışırken, aslında ihtiyacınız olan şeyin biraz eksiltmek olduğunu fark ediyorsunuz.

Bu yazımızda, son dönemde sosyal medyada giderek daha fazla karşımıza çıkan “maxxing” akımını, neden eleştirildiğini ve buna alternatif olarak ortaya çıkan “minusing” yaklaşımının ne anlattığını birlikte inceleyeceğiz.

“Maxxing” tam olarak ne anlama geliyor?

Son aylarda sosyal medyada dolaşırken fark etmiş olabilirsiniz. Karşınıza çıkan içeriklerde birbirine benzeyen ifadeler dikkat çekiyor: Sleepmaxxing, Looksmaxxing, Fibermaxxing, Healthmaxxing, Longevitymaxxing, Cyclemaxxing.. Liste uzayıp gidiyor.

İngilizcede “maximize” yani “en üst seviyeye çıkarmak” fiilinden türeyen maxxing, hayatın belirli bir alanını mümkün olan en iyi noktaya taşımayı ifade ediyor. Daha iyi uyumak için onlarca yeni alışkanlık edinmek, beslenmeyi milimetrik şekilde planlamak, görünümü sürekli iyileştirmeye çalışmak ya da yaşam süresini uzatacak her öneriyi uygulamak bu yaklaşımın örnekleri arasında gösteriliyor.

Aslında tek başına bakıldığında bu alışkanlıkların çoğu zararlı görünmüyor. Düzenli uyumak da önemli, lif tüketmek de, egzersiz yapmak da… Sorun ise bunların amaç olmaktan çıkıp bir performans yarışına dönüşmesi.

Bir trendden daha fazlası

“Maxxing” kavramının yaygınlaşmasının arkasında ise “looksmaxxing” adı verilen bir akım bulunuyor. İlk olarak, fiziksel görünümü çeşitli yöntemlerle iyileştirmeyi merkeze alan ve ağırlıklı olarak genç erkeklere hitap eden çevrimiçi topluluklarda dikkat çekmeye başladı. Amaç; cilt bakımından estetik müdahalelere, çene egzersizlerinden yüz simetrisini değiştirdiği iddia edilen uygulamalara kadar pek çok yöntemle fiziksel görünümü mümkün olan en üst seviyeye çıkarmaktı. Kısa süre içinde bu anlayış yalnızca dış görünüşle sınırlı kalmadı.

İnternetin doğası gereği her konu kendi “maxxing” versiyonunu üretmeye başladı. Bir anda daha iyi uyumanın, daha fazla protein tüketmenin, daha fazla çalışmanın, daha üretken olmanın ya da daha uzun yaşamanın bile optimize edilmesi gereken alanlar olduğu konuşulmaya başladı.

Böylece gelişim odaklı görünen tavsiyeler, zamanla sürekli daha fazlasını isteyen bir kültürün parçasına dönüştü.

Sorun daha sağlıklı yaşamak değil

Daha iyi beslenmeye çalışmak ya da kaliteli uyumayı önemsemek elbette değerli. Ancak her davranış “en iyisini yapmalıyım” baskısıyla birleştiğinde, iyi hissettiren alışkanlıklar bile zamanla kaygı üretmeye başlayabiliyor. Bir süre sonra kişi kendisini şu düşüncelerin içinde bulabiliyor:

“Acaba yeterince protein alıyor muyum?”

“Bugün sekiz saat uyumadım.”

“Bu öğün diyet planımı bozdu.”

“Antrenmanımı kaçırdım.”

İşte tam da bu noktada sağlıklı yaşam, insanı destekleyen bir araç olmaktan çıkıp sürekli kontrol edilmesi gereken bir projeye dönüşebiliyor.

Bir kuşağın ortak yorgunluğu

Bu bakış açısını anlamak için birkaç yıl öncesine dönmek gerekiyor. Özellikle “girl boss” kültürünün yükselişte olduğu dönemde, ne kadar yoğun çalıştığınız neredeyse başarıyla eş anlamlıydı. Sürekli meşgul olmak, her fırsatı değerlendirmek ve yorulduğunuzu belli etmeden üretmeye devam etmek, birçok kişi için çalışkanlığın göstergesi sayılıyordu.

Kariyerine tam da bu dönemde New York’ta başlayan içerik üreticisi de kendisini bu döngünün içinde buluyor. Karşısına çıkan her fırsata “evet” diyor, yeni sorumluluklar üstleniyor ve durup dinlenmeye kendine pek alan tanımıyor. O yıllarda önemli olan, biraz daha fazlasını yapabilmekti.

Üstelik yalnızca yoğun bir çalışma temposunun içinde değildi. Aynı zamanda sağlık ve wellness alanında gazetecilik yaptığı için değişen trendleri de yakından takip ediyordu. Bir dönem çiğ vegan beslenme sağlıklı yaşamın vazgeçilmezi olarak gösterilirken, kısa bir süre sonra bu kez et ağırlıklı beslenme ön plana çıkıyordu. Dün uzak durulması önerilen besinler bugün sofralara geri dönüyor, dün eleştirilen alışkanlıklar ertesi yıl “yeni keşif” olarak sunulabiliyordu.

Beslenme alışkanlıkları kadar beden algısı da sürekli değişiyordu. Bir dönem ince bir vücut ideal kabul edilirken, çok geçmeden kaslı ve belirgin hatlara sahip bir görünüm öne çıkmaya başladı. Sağlıklı yaşam dünyasında doğru kabul edilen birçok öneri birkaç yıl içinde yerini bambaşka tavsiyelere bırakıyordu.

Bütün bu değişimin ortak bir sonucu vardı: Sürekli yeni kurallara yetişmeye çalışmanın yarattığı yorgunluk.

Belki de ihtiyacımız olan şey daha fazlası değil

Asıl kırılma noktası ise burada başlıyor. Hayatındaki her şeyi en iyi haline getirmeye çalışırken, hem bedeninin hem de zihninin bundan olumsuz etkilendiğini fark ediyor. Çünkü sürekli kendini geliştirme çabası, zamanla daha iyi hissetmekten çok kusursuz olmaya odaklanan bir döngüye dönüşüyor.

Bunun yerine bugün çok daha farklı bir yaklaşımı savunuyor: Minusing.

“Minusing” nedir?

İlk bakışta kulağa yeni bir internet akımı gibi gelebilir. Oysa minusing, hayatınıza yeni alışkanlıklar eklemek yerine size iyi gelmeyenleri yavaş yavaş çıkarmayı öneriyor.

Belki sizi sürekli yoran bir sosyal medya hesabını takip etmeyi bırakmak, belki her dakikası planlanmış hafta sonlarına biraz boşluk bırakmak, belki de yalnızca gerçekten yapmak istediğiniz şeylere yer açabilmek için bazı sorumluluklara “hayır” diyebilmek… Buradaki amaç daha az yapmak değil. Daha bilinçli seçebilmek.

Hayatınıza gerçekten neyin iyi geldiğini anlayabilmek için bazen sadece durup kendinize birkaç soru sormanız yeterli olabilir: 

  • Hayatıma gerçekten katkı sağlamayan hesapları takip etmeye devam etmeli miyim?
  • Bana iyi geldiğini düşündüğüm alışkanlıklardan hangileri aslında yalnızca baskı yaratıyor?
  • Enerjimi gerçekten kimlerle ve nerede harcamak istiyorum?
  • Beni besleyen aktiviteler hangileri, hangileri ise yalnızca tüketiyor?
  • Hayatımda sessizliğe, spontane anlara ve can sıkıntısına yer açabilecek neleri azaltabilirim?

Çünkü bazen yaratıcılık, sürekli meşgul olduğunuz anlarda değil; zihninizin ilk kez boş kalabildiği zamanlarda ortaya çıkıyor.

Eksiltmek bazen çoğaltır

Bu bakış açısı, günlük yaşamda da bazı değişiklikleri beraberinde getiriyor. Ekran başında geçirilen süre bilinçli olarak azalırken, ortaya çıkan boşluk yaratıcı yazılar yazmak, dikiş dikmek, bir enstrüman çalmak ya da sadece amaçsız bir yürüyüşe çıkmak gibi çevrimdışı uğraşlara ayrılıyor. Eskiden hafta sonlarının her dakikası planlanırken, bugün özellikle boş bırakılan saatlere yer açılıyor. Çünkü dinlenmeyi yalnızca beden sınırlarına ulaştığında hatırlamanın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı görülüyor. 

Sağlıklı yaşam uçlarda değil, dengede saklı

İnternet algoritmaları aşırılıkları sever. En iddialı başlıklar daha çok tıklanır. En keskin fikirler daha çok paylaşılır. En uç örnekler daha fazla görünür. Ancak gerçek hayat, sosyal medyadaki kadar siyah ve beyaz değildir. Sağlıklı olmak da her alışkanlığı kusursuz uygulamak anlamına gelmez. Belki de iyi hissetmenin yolu, hayatınıza sürekli yeni kurallar eklemekten değil; artık yük olmaya başlayanları fark edip gerektiğinde geride bırakabilmekten geçiyordur.

Kaynak: popsugar

İlginizi çekebilir: Fiziksel görünüş optimizasyonu: Softmaxxing ve hardmaxxing arasındaki fark nedir?

Uplifers
Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!