Marmaris’in saklı cenneti Bonjuk: Good Vibes etkinliğiyle “ben zamanı” yaratmanın hafifliği

Kadim bir dostumun davetiyle çok özel bir etkinlik için Bonjuk’a misafir oldum. Aylar öncesinden hazırlıklarına başlanan “Good vibes” etkinliği adının da verdiği titreşimle dört gün içinde frekansımı epey yükseltti.

Hem regresyon terapisini tanıtma imkanı buldum, hem de unutulmaz deneyimler yaşadım. Tatilden öte alışılmış deniz, güneş konsepti dışında, ruhuma çok iyi gelen bir ortamda ilk kez tanıştığım ve tesadüfen karşılaştığım arkadaşlarımla hayatı paylaştım. “Ben zamanı” yaratmanın insanın kendine verdiği en güzel hediye olduğunu bir kez daha anladım. Bu çok özel hediyem için vesile olan herkese minnettarım.

Bonjuk; Marmaris’e çok yakın, gizli, cennet bir koyda, palmiye ağaçlarının gölgesinde…

Doğanın şifası, kutsal ormanın fısıldayan bilge sesleri, enfes leziz yemekleri, sabaha kadar süren partileri, denizin üzerine batan güneşin romantizmi, Good Vibes’a özel onurlandırma ritüelleriyle, güler yüzlü ekibiyle beni kucaklıyor.

Bu özel koyu ve cennet toprakları bir hayalini gerçekleştirmek üzere değerlendiren özgür, cesur ruh Mehmet’in samimi, kalpten kalbe sarılması da insanın kendini evinde hissetmesine sebep oluyor, her şey çok güzel oluyor.

Gelelim Bonjuk’un hikayesine; kalbinin rehberliğinde, ruhu Mehmet’i bu koya tesadüfen getirdiğinde başlıyor her şey… Mehmet hissettiğim kadarıyla, hayallerini gerçekleştiren, ilham veren, radikal değişimler yaratmaya istekli, dünyaya sevgiyle bakan bir adam… Bonjuk’ta herkesin hep birlikte mutlu olup eğlenebilmesi, sosyalleşebilmesi, dinlenebilmesi ve içine dönüp kendiyle iyileşebilmesi için kuvvetli bir enerji alanı, ortam yaratılmış. Buraya gelen kişilerin de bu alana kolayca uyumlandığını gözlemledim.

Çok emek veriliyor araziye, organik tarım başlıyor, her şey özenle yapılıyor. Detaylarda görüyorsunuz naif bir ruhun sevgiyi dokuduğu, yaratıcı dokunuşlarını… Bu dokunuşlar kalbinize değiyor bir kuş tüyünün hafifliğinde… Ve o muhteşem tavus kuşları ezoterik manalarıyla, onları alanda her görene eminim pek çok farkındalık sunuyor.

Mesela; Tavus kuşu sembolizminde sıklıkla karşılaşılan ve Zümrüdü anka kuşunu çağrıştıran küllerinden yeniden doğuş öyküsünde, insan yaşamında da geçmişe ait bazı şeylerin zamanını tamamlamış tüyler gibi geçmişte bırakılması ve kişiliğin güzel olan yönleriyle hayata devam edilmesi gereğinin sembolizmi vardır. Bunu başarmak, insana özgüvenini ve kendisini değerli bulma vasfını kazandıracaktır. Naguali Tavus kuşu olan insanlar, geçmiş hayatlarına yüreklerinden bakabilecek, yaşadıklarının karmik anlamını çözebilecektir.

Bir sabah yedi sularında uyandığımda ortak kullanım alanı tuvaletlere giderken aynada kendine bakan tavus kuşunu gördüm. Hiç ses çıkarmadan kıpırdamadan bekledim. Öylece dururken doğanın canlılarının birbirleriyle sohbetine şahit oldum.

Ve Tavuskuşu gür bir sesle konuştu;

Arıyorum kendimi, buluyorum bu alemde

Her şeyin bana ayna olduğu gerçeğini, kabule geçtiğimde…

Olana teslim olduğumda, bir yoldaş çıkıyor karşıma…

Aşk ve muhabbetle ilerliyoruz şimdi, bu yolda…

Gelelim ortak tuvalet, duş alanına…

Biliyorsunuz çocukluk döneminde aldığımız telkinler bizi yaşam boyu etkiliyor. Aşırı hassas anne, baba ile hijyen takıntısı olanların iyileşeceği tertemiz tuvaletler, yaşamınızı kısıtlayan takıntılarınızı aşmanızı destekleyebilir. Günün, gecenin her saati bedeninizden hiç utanmadan ortak duş alanında sıra beklerken bedeninize dair aldığınız tüm yargıları, takıntıları suya kolayca bırakabilir, özgüveninizi pekiştirebilirsiniz. En güzel halimiz zaten en doğal halimiz değil mi?

Börtü böcekle aranız nasıl? Karıncalarla çadırınızı paylaşmaya, bu gezegenin sadece kendimize ait olmadığını kabul etmeye, bu muazzam dünyayı paylaşmaya hazır mısınız? O halde çadır deneyimi size iyi gelecektir. Üstelik uyurken de bedeniniz topraklanır, enerji alanınız arınır…

İlk çadır deneyimim Midilli Adası’nda Osho Afroz’daydı. Çadıra ilk girdiğimde kendi kendime regresyona girmiş ve çocukken minderleri birleştirip üstünü kapatarak yaptığım çadırları hatırlamıştım. Şimdi fark ediyorum ki hepimiz en güvenli yer; ana rahmini doğduktan sonra tekrar tekrar arıyoruz.

Ana rahmi demişken sihirli kutsal ormanda, hep birlikte el ele, kalpten kalbe yaptığımız onurlandırma ritüeli sanki filmin içinde film gibiydi. Her ne kadar filmi izleyen gözlemci rolünde kalmaya gayret etsem de yaratılan enerji alanında yaydığımız ve yansıttığımız titreşimin ne kadar etkili olduğunu hissediyordum.

Yurtdışından gelen hayranlıkla izlediğim iki dansçı öyle bir performans sergiledi ki içinde pek çok şiirsel anlatım gizliydi. Sihirli kutsal alanın bir köşesinde, gecenin karanlığında rahim görüntüsündeki kayaların önünden ölümsüzlük çiçekleriyle dolu sepeti başında tutarak inen kadın, ritmik hareketleriyle adeta hepimizin nefesini kesti. Ateşin etrafından yürüdü, yürüdü, yürüdü, hiç acele etmeden… Bastığı toprağı her adımında onurlandırarak… Şükrederek…

Ve güzelim bir ağacın gövdesine sırtını yasladığında iki bacağının arasında, sanki bir doğum gerçekleşircesine topraktan bir insan doğdu. Topraktan doğan insan sonra ateşe kavuştu. Gözlerimi ayırmadan bu performansı izlerken yüzün üzerinde kişiden tek bir ses çıkmıyordu. Ve ateşin etrafında bizler yaşamı ve ölümü kutluyorduk hep birlikte…

Fonda ise ormanın doğal sesine eşlik eden, tüm hücrelerime işleyen, kalbimi titreten bir müzik ve canlı söyleyen sanatçı… Bildiğim çok tanıdık bir ezgiydi sanki… Kızılderili şaman köklerime uzanıyordu ve rahim alanımda bir hareketlenme hissediyordum.

Ben ve diğer herkes belki de yeniden doğuyorduk, doğuruyorduk… Ateş, toprak, müzik, dans, ilham ve aşkla…

Herkesin beyazlar içinde olduğu bu gecede karanlığın hizmetini bir kez daha fark ettim. Çünkü ışık ancak; karanlıkta görülebiliyordu, parlıyordu. Gece görebildiğimiz yıldızlar gibi…

Muhteşem kostümlerin içindeki insanlar, beden perdelerini aralamaya hazır, kozasından çıkan kelebekler gibi ışık saçarak uçuşuyordu. Şiirsel bir geceydi… Gündüzü yaşamayı daha çok seven ben, ancak gece ikiye kadar dayanabildim: Bu özel geceyi içselleştirmek için çadırıma çekildim.

Dört gün boyunca her anında pek çok duygu, his deneyimlediğim, kırgın, kızgın olduklarımla içsel olarak helalleştiğim, 20 yıldan fazladır görmediğim çocukluğumun, ilk gençlik yıllarımın geçtiği Büyükada’dan arkadaşım Ayşe’yle mucizevi paylaşımım ve daha nice güzel şey, bu özel süreçte, muhteşem alanda hep birlikte yaptığımız nefes çalışmaları, yoga dersleri, kadın çemberi ve dans şifası için ayrıca şükrettim.

Duygularımızı hissederek, ifade ederek, kendi gerçeğimizi çırılçıplak ortaya koyduğumuzda, kalplerimiz daha fazla sevgiye açılıyor. Bu ancak; kendiyle yüzleşme cesareti gösterebilenlerin işi… Bonjuk bunun için şefkatiyle cömertçe sarmalayan ideal ortamlardan biri… Bu ortamda, her bireyin kendi karanlığını da kabul edip eril-dişil dengeyle şifa bulacağı daha fazla etkinlik ve özel seanslarla buluşmasını tüm kalbimle diliyorum.

Bonjuk’un konseptinde; kişisel gelişim çalışmaları, spiritüel çalışmalar, dans, müzik bir arada… İçimizdeki çocuğun merakı, heyecanı ve neşesi kostümlü partilerde tamamen ortaya çıkıyor. Kişi büyük bir özgünlük denizinde, yaratıcılığıyla, istediği kadar, cesareti oranında özgürleşiyor.

Upuzun masalarda yemek için toplanıldığında gönül sofralarının da kapıları çalınıyor. Farklı ülkelerden, kültürlerden gelsek de insan olmanın güzelliğinde buluşuluyor. Bu buluşmalar eminim nice mucizelere kapı açıyor, herkes birbirine bir şekilde hizmet ediyor, vesile oluyor.

Bu çok özel etkinliği paylaştığım tüm arkadaşlara bu yazımla tekrar selam olsun. Sizlerle olmak muhteşemdi.

Kadim dostum İsmail evrimleştikçe güzelleşen yolculuğumuz, arkadaşlığımıza verdiğin kıymet ve Bonjuk’taki harika misafirperverliğin için minnettarım.

Good vibes vesilesiyle daha yakından tanıma fırsatı bulduğum, arkadaşlığını gönlüyle paylaşan özel kadın İdil, seninle yeni başlayan yolculuğumuzun heyecanını hissediyorum. Emeklerine minnettarım.

Bonjuk ailesi ve bu çok özel cennet topraklar için hizmet eden başta Necibe, Berna ve henüz adını ezberleyemediğim tüm ekibe çok teşekkür ediyorum.

Hayallerini insana iyi gelen, insanı sevgiyle şifalandıran, birleştiren manifestolar üzerine inşa eden sevgili Mehmet, sihirli Bonjuk deneyimi için bir kez daha teşekkürler…

İlginizi çekebilir: Paylaşmak yakınlaştırır: Duygularınızı ifade edebildiğinizi düşünüyor musunuz?

Hande Akın
5 Şubat 1977 İstanbul doğumluyum. Şişli Terakki Lisesi’nde okudum. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV Sinema Bölümü’nden mezun oldum. 15 yıl reklam sektöründe prodüksiyon ve ... Devam