Kişisel alma

Dün bir arkadaşımın doğumgünüydü. En yakın arkadaşlarımdan olmasa da, sık görüştüğüm bir insan. İlk başta gelebileceğimi söylemiştim ama cumartesi sabahı onun yaptığı bütün günü kapsayacak programa pek de katılasım gelmedi. Haftasonum sadece iki gün ve pazartesi gelmeden bitirmem gereken iş çoktu.

Ona bir mesaj yazdım ve doğumgününü kutladım, sonra da ikinci bir mesajda gelemeyeceğimi ve evde oturup iş yapmam gerektiğini söyledim. Cevap gelmedi, bir saat geçti, iki saat geçti. Bu sırada doğumgünü için yaptığı Facebook sayfasına bir kaç kere bir şeyler yazdı ve benim ilk aklıma gelen açıklama bana kızmış olduğu ve bu yüzden cevap yazmadığı oldu.

Diğer gitmeyen birkaç arkadaşımla mesajlaşırken, hemen “Size cevap verdi mi?” diye sordum, her cevap alamayan insan için içime biraz daha su serpiliyordu. Kendime aslında hatırlatmam gereken çok basit ve çok önemli bir kural vardı: “Kişisel alma!” Kızın doğumgünü, büyük ihtimal koşuşturuyor ve güzel bir zaman geçiriyor. Ben o kadar yakın bir arkadaşı bile değilim. Cevap almamayı kişisel alma! Ben o anda telefonum yanı başımda, masamda oturmuş iş yapmaya çalıştığım ve dikkatim dağılmaya dünden razı olduğu için her şeyi düşünecek bol bol zamanım olabilir, ama onun yok.

Kişisel almanın anlamını profesörden öğrendim

“Kişisel alma” orijinal veya hiç duyulmamış bir kural değil belki de sizin için. Ama ben bunun ilk ne demek olduğunu anladığım ve benimsediğim zaman, üniversitede bir profesörümün sınıfa söylediği zamandı. 7 kişilik bir dersti ve ders öykü yazmak üzerineydi. Tüm dönem herkes bir şeyler yazıp getirmiş, diğerler insanlarda okuyup yorum yapmıştık workshop formatında. Bazen negatif yorumlara bozulup üzülenler oluyordu, hepimiz sonunda 19-20 yaşlarında, yetenekli yazarlar olmanın hayallerini kuran çocuklardık. Son dersimizde bizim iki katımız yaşında ve birkaç kitap yazmış olan hocamız bize onun hep kendine hatırlattığı birkaç kuralı söyledi. Gerisini hatırlamıyorum ama bunu unutmadım: Kim yazdıkların hakkında, senin hakkında, yaptığın herhangi bir şey hakkında ne derse desin kişisel alma. Karşındaki insanın yaptığı ve dediği şeyler aslında seninle ilgili değil, onlarla ilgili. Ne demek istediğini anlamaya çalış, ama unutma ki; dedikleri senin kim olduğunla ilgili değil.

İlgili yazı: Yapılan eleştirilerin kişisel gelişiminize katkıda bulunması için izlemeniz gereken 8 adım

eleştiri
Yazdıklarınız hakkında, sizin hakkınızda, yaptığın herhangi bir şey hakkında kim ne derse desin kişisel almayın.

Türk kültüründe büyümüş bir insan olarak bir Amerikalı adamın ağzından çıkan bu sözler bana bir vahiy gibi geldi. Sınıfta duyduğum anda gözlerimin kocaman büyüdüğünü ve odanın daha aydınlıkmış gibi geldiğine dair bir hatıram var. Büyürken genelde gözlemlediğim davranışlar ve duyduğum laflar: “Ayıp olur”, “Gitmemiz lazım, onlar da bize geldiler geçen hafta”, “Bilmem kim gitmemiş, laf ettiler” ve benzeri başkasının ne düşüneceğiyle ilgili teorilerle kurulmuş bir hayat. Fakat şunu kendimize hatırlatmak zorundayız ki, o kadar da önemli değiliz. Günün sonunda hayatımızdaki çoğu insan için normal bir insanız ve eğer o insan bizim yaptığımız en küçük şey hakkında konuşuyorsa, belki başka bir meşgale bulması gerekli ve bu insanı hayatımızda bulundurmamız bizim için yararlı olabilir.

mutsuzluk
Bazı durumlar var ki; düşünceli olmak ekstra bir güzellik sağlamıyor.

Demeye çalıştığım şey, istediğini yap, herkesi kır geçir sonra da umursama değil kesinlikle. Her şeyden önce düşünceli olmak hayatta yapabileceğiniz en güzel hareketlerden biri. Ama bazı durumlar var ki; düşünceli olmak ekstra bir güzellik ve düşünceli olmamak da düşüncesizliğe eşit değil. Çok yakın olmayan bir arkadaşımın, son dakika yaptığı ve bütün günü kapsayacak bir programından gocunmak yapabileceğim en kötü şey değil. Günün sonunda hayatında daha çok şey paylaştığı insanlar kalkıp gittiler ve onunlaydılar. Benim de gitmem eminim hoş olurdu ve güzel bir gün geçirirdik ve belki günün sonunda daha yakınlaşırdık. Ama bu sefer olmadı ve çok da üstünde durmamak lazım.

Şunun da farkındayım ki; benim bana mı kızdı diye düşünmemin sebebi kendimle ilgili emin olamadığım bir şeyle de ilgili aynı zamanda. Acaba güvenilmez, sorumsuz bir insan mıyım? Son dakika bir programdan kaçmak hoş bir hareket değil ve bu, yaptığım zaman kendime kızdığım bir hareket. Cevap alamamaya verdiğim reaksiyon bunu da gösteriyor. Bir daha ki seferlerde çok da gidesim yoksa daveti alır almaz karar verip gelebilirim veya gelemem demem ve buna sadık kalmam lazım. Evet karşıdaki insan için en önemli şey benim gelip gelemediğim olmayabilir ama program yapan bir insan için geleceğini söyleyip gelmeyen insan olmak sıkıntılı bir durum yaratabiliyor. Bu da işin kendime çıkardığım ders tarafı.

Zeynep Lokmanoğlu
Zeynep 26 sene önce Mersin’de doğdu ve simdi Brooklyn’de yasiyor. Boş zamanlarını düşünerek geçirmeyi çok seviyor.