Kadim şifa araçları 1: Ayahuasca nedir, nasıl bir etkiye sahiptir?

Uyanışımın “doğa bilgeliği” ile olacağını hep sezerdim ama bizzat bitkilerin kendisinden olacağına hiç ihtimal vermezdim.

Sevgili A. Einstein, “Look deep into Nature, you’ll understand Everything better.” (Doğaya derinden bak, her şeyi daha iyi anlayacaksın.) derken de, acaba Ayahuasca mı deneyimlemişti diye sormadan edemedim.

Şimdi, Ayahuasca seremonilerimden itibaren, tüm alimlerin ve/veya gerçek sanatçıların hepsinin birleştiği ortak noktayı anlıyorum. O ortak nokta: Birlik bilinci!

Herkesi, her şeyi, kendini, insanlığı, varoluşun asıl amacını, siyah ve beyazın aynı anda hayata dahil olduğunu ve bunun ve her şeyin kabulü, tüm bunların hepsinin anda idraki! Bu nasıl anlatılabilir ki?

Ötesi var

Yaşadığın yaşam deneyiminin ötesi olduğunu kim bilir kaç kez hissettin?! Benim bireysel yaşam hedeflerimden, arzularımdan, acılarımdan daha anlamlı tek bir amaç hissi… Şu an zihnimin tüm kapasitesiyle algıladığımdan daha öte bir sistemin varlığı… Matrix’in ötesi… Çünkü başını kaldırıp semaya baktığında doğa sanki hep aynı mesajı fısıldadı kulağına: “Sakin ol, her şey yolunda.” O yüzden sevdin gökyüzüne bakmayı, bu mesajı hatırlamaya ihtiyaç duyduğun anlarında. O yüzden sevdin çiçekleri, denizi ve yıldızları. Sadece nedenini bilemedin. Sevdin işte sadece, daha başka sorgulayacak bir şey yoktu. Oysa onlar Matrix’in ötesinden mesajlar taşıyorlardı. Sanki teslim olmaya değer bir SEVGİ, sanki tüm varlığını teslim etmeye seni ikna edebilecek kadar güven veren bir GERÇEKLİK vardı. Bunu hissettin, bunu işittin. Her doğaya baktığında bunu duyduğundan adım gibi eminim. Azılı bir katil de olsan, dünyanın iyilik elçisi de olsan o gökyüzü sana hep aynı şeyi söyledi. Bunu duyduğundan adım gibi eminim çünkü ben senim, sen de ben ve hepimiz aynı hikayedeyiz.

Dedin ki…
Ne oluyor, neden yaşıyorum, tüm bu olanlar neye hizmet ediyor, anlamı ne?
Gerçekte ben kimim?
Gerçekten ben bu bedenden ibaret miyim? Bu kadar mıyım?
Ölümden sonra hayat var mı?
Yoksa sadece bir hafızadan ibaret miyim?
Kişiliğimi değiştirebilir miyim?
Ruh var mı? Varsa nerede?
İnsan olmak ne demek?
İlahi olan ile bağım nasıl?
Nasıl hatırlayabilirim?
Sevgi gerçekte ne ve nerede?

Ayahuasca, bana işte bu “ötesini” gösterdi. Hayatım boyunca sorduğum soruların cevaplarını hal olarak deneyimletti. Burası çok önemli, tekrar söylüyorum: Hal olarak deneyimletti. Sevgili Şaman’ımızın tabiriyle “Ayahuasca size gerçek potansiyelinizin bir fragmanını gösterir, bilincinizin varmaya çalıştığı yere varılmış halin bir fragmanı.”

Tabii ki, bunu bana göstermeden önce benim kocaman devasa ve dağlar kadar güçlü zihnimi alt etmesi gerekti. Bu da ikinci ve bir saniye, yok hayır, en TEMEL birinci önemli nokta: Zihnini teslim edebilmek. Haydi başlayalım…

İlk Ayahuasca deneyimimde neler gördüm, neler yaşadım?

Ben şu ana kadar toplamda dört defa Ayahuasca deneyimledim. Ve hatta bununla birlikte Peyote, San Pedro, Kambo ve Bufo deneyimlerimin hepsinden bahsedeceğim. Dolayısıyla bu bir “Kadim Şifa Araçları” yazı dizisi olacak. Bu heyecanlı maceranın hepsini bir yazıya sıkıştırmayalım değil mi? Bence de!

İlki, bundan yaklaşık 1 yıl önce Ekim 2020’deydi. Ayahuasca ile ilgili herkesin bildiği kadarını biliyordum ve bir de üç farklı arkadaşımın deneyimlerini dinlemiştim. Biri ilk deneyiminde kelebek olduğunu anlatmıştı, bir diğeri tüm varoluşun sırlarının katman katman gösterildiğini, birlik bilincini deneyimlediğini söylüyor, bir diğeri “Bu zamana kadar neyi neden yaşadığımı anladım, yani yaşadığım her şeyin sebebini anladım ve şu andan itibaren de artık yaşamda hangi adımları atacağımı biliyorum, bana yaşam amacım gösterildi” diyordu…

Sonsuz ve sınırsız bir varoluşta, sonsuz ve sınırsız deneyim dinleyebilirsiniz Ayahuasca ile ilgili ve sizinki de biricik olacaktır. “Ona ulaşmak için insan sayısı kadar yol vardır” sözünü duymuş muydunuz? İşte aynen öyle. Ben o sonsuzlukta bir ışık çakması olan kendi deneyimimi anlatacağım.

Benim ilk Ayahuasca deneyimim özetle herkesin hikayelerinde duyduğum o minnoş birlik ve sevgi alanına falan götürmedi, kelebek, unicorn falan da olmadım. İlk deneyimim beni zihnimin bitmek bilmeyen dehlizlerinde dolandırdı, zihnimi çamaşır sıkar gibi sıkıp suyunu çıkarttı. Çünkü bunu bizzat ben seçtim! Mother Aya bana kurtulamadığım blokajlarımı gösterirken ve teslimiyete, çözüme davet ederken, ben, “Ben düşünerek çözeceğim” diyordum. Çünkü başka bir yol bilmiyordum. Öyle ya, hayatımızdaki tüm problemleri kendi kendimize düşünerek çözdüğümüzü sanarız. Ancak Ayahuasca daha başka ve daha kolay bir yol sunuyordu ve ben o sırada bunu algılayamıyordum. Ben o gece inatçı zihnimin ve devasa egomun kurbanı oldum. Ve sonrasında onu kurban etmeyi öğrendim. Özgürleştim.

Hikâyeye gelirsek, bir seremoni olarak gerçekleşen bu gecede şamanlar, dönüştürücü nefes ustaları ve müzisyenlerle beraber 15-20 kişilik bir gruptuk. Olabildiğince bir çember halinde, Ayahuasca deneyimleyecek olanların yer yatakları kurulmuş bir şekilde oturduk ve şamanımız, çaydan önce, neden burada olduğumuzu sordu, niyetimizin, sorumuzun ne olduğunu sordu. Önceden deneyimlemiş ve deneyimlememiş olan herkes niyetlerini dile getirdi ve çaylar sırayla sunulmaya başlandı. Bitkilerin özleriyle oluşan, insanda DMT’nin (dimethyltryptamine) yani Ruh Molekülü adı verilen hormonun salgılanmasını sağlayan ve Ayahuasca’nın ruhunu taşıdığına inanılan bu çayı küçük bir fincan kadar alıyorsunuz ve evet, tadı hoş değil. Ama kimin umurunda!

Çayı içtikten sonra yer yatağıma geçtim ve bağdaş kurmuş bir şekilde oturarak sadece nefesime odaklanarak bekledim, sadece 5 dakika aldı beni ele geçirmesi! EVET, RESMEN ELE GEÇİRİLDİM. Egom ve zihnim çığlık çığlığa bağırıyordu. Zamanın, mekanın, maddenin olmadığı muhteşem bir alandaydım. Bedenim artık yoktu, artık her şeydim. Bu zamana kadar kontrolü elinde tutan zihin ve ego iktidarı darbe almıştı, kolay mıydı? Değildi. İlk önce tatlı tatlı girdi aslında dünyama. Çayı içtikten 5 dakika sonra muhteşem parlak renkler, ışıklar, fraktaller şeklinde iç içe açılan mandalalar, lunaparkın kendisi olmuştum, dilediğim her şey olabiliyordum, çok eğlenceliydi ve bu eğlence hali sanki sonsuza dek sürecek gibiydi. Ve o anda o malum soruyu sordum: “Herkes aydınlanıyor bu çayla, ben ne boş bir insanmışım, sadece eğleniyorum, ne bu böyle sonsuza dek eğlenecek miyim? Nerede benim blokajlarım, aydınlanmam? HA HA HA!

Öyle mi? Hadi bakalım… (Ayahuasca’nın sana kendini en gerçek halinle gösterdiğini, seçtiğin deneyimi değil, ihtiyacın olan deneyimi verdiğini bilmiyordum. Bir de kalbe inip keyifli bir hal, idrak ve seyir deneyimlemek istiyorsan sorularla uğraşmanın pek mantıklı olmadığını da…) O halde şimdi şu tünellerden geçiyoruz ve hop! Yüzleşmekten her fırsatta kaçtığın en köklü blokajına hoş geldin. Öyle derin acılar çektim ki… İlk gün gibi ağladım, isyan ettim. Mother Ayahuasca açılmış olan bilincimde beni ilk temel blokajıma bir güzel götürüp en derin haline kadar yaşattı ve daha sonra ben bu blokajla uğraşmaktan zevk almışım gibi bu blokajların, travmaların ardı arkası kesilmedi.

Neyle yüzleşmekten kaçıyorsun?

Aile içindeki ilk şiddet deneyimimden ilk cinsellik deneyimime, ilk hayal ve bolca da kalp kırıklığı içeren aşk hikayemden, ilk güvenip gönlümü teslim ettiğim dergâh deneyimime kadar… Aşklar, savaşlar, dinler, sonra zaman… Kalbimin tüm kırıklıklarının üzerinden, tüm kafa karışıklıklarımın üzerinden an an geçtik.

5 saatlik seremonide dur durak bilmeden tüm yaşamımın karanlık kalmış yanlarının üzerinden tek tek geçildi. Ya da onlar benim üzerimden geçti. Neticede olan ise hepsinin, her birinin sade, tek bir çözümü olmasıydı: Teslimiyet.

Tüm bunlara ben direndikçe büyüdüler, dallandılar, serpildiler. Ben itiraz ettikçe, “Bana bunu nasıl yaparsın” dedikçe, affetmedikçe, “Hak etmiyordum” dedikçe, kızdıkça, suçladıkça, reddettikçe, kendimi haklı bulup bir de bunlara deliller getirdikçe de labirentin kanalları daha da çetrefilli hale geldi. Zihinsel bir süreç haline getirdiğim bu hallerden kurtulamadım. O an, (aslında tüm süreç boyunca birkaç defa) biri gelip bana “Sadece nefes al, nefes alırsan geçecektir” dedi. Sadece basitçe “Nefes al!” Şu an bu satırları o halime duyduğum şefkatle gözlerim dolu dolu olmuşken yazıyorum. Tam olarak olan şuydu: Şeytan zihnim görevi Allah’a teslim etmeme izin vermiyordu. Zihnimi bırakmayacağım diye diretiyordum. Varlığımı, gelmişimi, geçmişimi nefese, Allah’a teslim edebileceğimi ve onun beni şifalandırabileceğini bilmiyordum. Bilmiyordum ona güvenmeyi, bilmiyormuşum yani.. “Hayır” dedim! “Şimdi nefes alamam!” İnanabiliyor musunuz?

Nefese teslim etmeyeceğim, ben bulacağım, benim bulmam lazım, çok fazla bilgi var… Doğa ana, kadın, İslam ve diğer dinler… Dinler neden var? Sevmek, eril ve dişil, hakikat ne? Hangisi gerçek? Doğru olan ne? Bunları sora sora yedim bitirdim kendimi. Sorduğum her şey ışık hızında açılıyordu, ancak zihinde olduğum ve kalbe inemediğim için ben yeni sorular sormaya devam ediyordum.

İşte o gün benim bilinç yolculuğumda miladım oldu ve idrak seviyesinde anladım zihnin korkunçluğunu: Her “Neden?” sorusuna uyduruk ama süper inandırıcı bir hikaye yazdığını anladım. Kendi sorularına yine kendince, yani mantıken ve hakikatle uzaktan yakından alakası olmayan, inandırıcı bir cevap bulduğunu, o cevapların da yeni sorulara sebep olduğunu, ancak çözüm olmadığını… Çözümün ise zihinde değil, kalpte olduğunu… Zihnin daima soruda, kalbin ise daima cevapta olduğunu… Kalpten gelen cevabın öyle berrak ve kapsayıcı olduğunu ki üzerine başka bir soru doğmadığını. Soru soranın zihin, bilenin ise kalp olduğunu. Bilmek için kalbe varmak gerektiğini. Kalbe giden yolun ise nefesten, güvenden, kabulden ve teslimiyetten geçtiğini…

Şifanın her şey olmaya gönüllü olmakta olduğunu, bunun da kabul ile gerçekleştiğini fark ettim. Bir hal olarak idrake aldım ve dönüştüm. Artık teslimiyetin ne demek olduğunu, neden bu kadar önemli ve değerli olduğunu, neden erenlerin, alimlerin, ruhsal öğretilerin teslimiyetten bu kadar bahsettiğini de anladım. Öğretisiyle bir süre hemhal olduğum Budizm’de neden sürekli “Zihni bırak!” dendiğini idrak ettim. Zihni bıraktım. Yine doğduğum toprakların dini olan İslam’da Müslüman “teslim olan kişi” demek… Şimdi teslim olan kişi ne demek ve nasıl olunur, onu anladım. Sevgili Sri Swami Vishwananda ile öğrendiğim Hindu öğretisinde idrake alınmak için pratik edilen bir mantra olan “Om Namo Narayana!” yani “Her şeyi (içte ve dışta, kendimi ve kendimin dışındaki her şeyi), her şeyin kaynağına ve sahibine teslim ediyorum” demektir. Bu mantranın ne anlama geldiğini bir miktar anladım. Şükürler olsun! Teslimim! Özgürüm!

Kısaca ben naçizane bu bireysel deneyimimde içimdeki şeytanların en sinsisi olan zihinle savaştım. Zihin mi? Nefes mi? Her anımda bu seçim soruldu ve ben hep güvenli alan diye, bildiğim şey diye zihni seçtim, ancak onun yolu hep karanlığa çıktı.
Hangi deneyimden kaçarsan o daha da büyüyecek, hangi deneyime ya da hangi inançlarına sıkı sıkı sarılırsan o elinden defalarca ve aniden alınacak!

Deneyimin kendisi ile beraber ak! Merak etme, mutlak güvendesin!

Çünkü sen bu bedenin değilsin, üzgünüm Dilek’çiğim ama sen o çok güvendiğin zihnin de değilsin. Zihnin seni kalbe götürmek için var. Zihinde kaldığın sürece ağrıların devam edecek. Ve bir gün zihninin sınırlarına geldiğinde bana geleceksin. Sadece yolu bu kadar uzatmayabilirsin. Seçim her an senin.

Şimdi teşekkürler olay yaratan zihnim ve teşekkürler rotayı kalbime çevirmemde bana yardımcı olan Mother Ayahuasca… Bana huzurun, gerçek ve mutlak huzurun yerini gösterdin. Şimdi ne kadar teşekkür etsem az.

Bu deneyimimin üzerinden yaklaşık bir yıl geçti, bu süreçte yaşamımda finansal sorunlarım kendiliğinden çözüldü, aşk ve cinsellik ile ilgili deneyimlerim yoğunlaştı ve şifalandı. Bir sonraki seremonim Haziran 2021’de 3 gece art arda Ayahuasca ve gün içinde diğer kadim araçları deneyimlemek suretiyle gerçekleşti ve asıl aşk, kalbin bilgisinin uyanışı, birlik bilinci, senin benin birlik potasında eriyişi ve tüm varoluşun buna hizmet edişinin deneyimi bu seremonide gerçekleşti.

Anlaşıldığı gibi, ilk deneyimimde Büyükannemle bilincimin gerçek olan tek sevgiye ve tek bilgiye geçişini engelleyen çöpleri temizledik, haliyle hikâye buradan sonra başlıyor. İkinci deneyimimde, unicornlar, periler, içimde aktive olan şifacı kadın ve doğanın dili (Işık dili-Light Language), hakikat boyutlarının katman katman açılışları ve her seviyenin içinde de katman katman seviyelerin oluşu, galaktik federasyon, Tao, herkesin tek ve bütün olması, doğayla birleşme, ölüm ve doğum ve daha bir sürü deneyimin hikayesi sizi bekliyor. Yazmak için sabırsızlanıyorum. Bu yazı çok uzun olduğu için bir sonraki yazıda diğer katılımcıların yorumlarını da ekleyeceğim ki aynı gökyüzü altında başka neler olmuş dinleyelim.

Bu konuda merak ettiklerinizle ilgili bana Instagram’dan @dilekcantimur_ hesabından ulaşabilirsiniz.

Sevgilerimle…

İlginizi çekebilir: Bir özgürlük hikayesi: Belki de varoluş amacın, özgür olmaktır

Dilek Cantimur
Dilek Cantimur, 20 Kasım 1988, İstanbul doğumluyum. 2011 yılında Yeditepe Üniversitesi Uluslararası Finans bölümünü burslu okuyup onur derecesiyle mezun olduktan sonra 5 yıl finans ... Devam