İzlediklerimiz bizi nasıl etkiliyor: Dizi ve film deyip geçme, bilincin şekillendiriliyor

Cehennem Meleği, İntikam Yemini, Ufak Tefek Cinayetler, Hayalet Hikayeleri, Ripley’in Cinayetleri, Lanetli Gözyaşları, Şeytanın Kapısı, Cinnet, Savaşçı, Çukur, Düşman Kardeşler, Hakaret, Aşk ve Savaş, Kaybolma, Kötü Frank, Sahipsiz Çocuk…. ve böyle liste uzar gider… Ne mi bu bunlar? Herhangi bir gün televizyonunuzu açın ve orada yayınlanan film ve dizi isimlerine bakın; işte bu ve buna benzer isimlerle karşılaşacaksınız. Yayınlanan film ve dizilerin, sadece Türkiye için de söylemiyorum, tüm dünyada içeriği, şiddet, korku, entrika ya da dram içeriyor! Bunun vahametinin de hiç farkında olduğumuzu sanmıyorum. Senaristinden oyuncusuna, set ekibine kadar yüzlerce insanın emek ve enerji harcadığı bu yaratımların bilincimizi şekillendirdiğinin farkında olmalıyız.

Neden ısrarla eğlence anlayışımız bütün bu olumsuz unsurları içeriyor? İnsanlık olarak hasta olduğumuzun önemli bir göstergesi olabilir mi? Keyif ve eğlence için bu kadar olumsuzluğu izlemekten kan, ölüm, acı görmekten, korku ve gerilim hissetmekten hoşlanıyorsak dünyanın içinde olduğu durumun iyi bile olduğunu söylemek gerekir. Bu anlattıklarımın sonuçlarını çok somut ve acı bir örnekle aktarmak istiyorum:

Bir devlet okulunda öğretmen olan bir danışanım özellikle erkek çocuklarını ders anlatabilecek kadar bile disipline etmekle çok zorlandıklarından bahsediyordu. Durumu düzeltmek için yapabileceği çeşitli olasılıklar üzerinden konuşurken başta çok hevesli olduğunu ve tüm çocukların ailelerini ziyaret ettiğini ve özellikle çocuklara haftanın birkaç akşamı yayınlanan şiddet dolu içerikteki dizileri izlettirmemelerini ve bu tarz oyunlar oynatmamalarını söylediğini; ailelerin de nasıl olacak çok zor ama tamam yapacağız, dediklerini iletti. Maalesef çoğu aile bunu gerçekleştiremiyor ve çocuklar bu film ve dizileri izlemeye devam ediyorlardı, sonrasında kendisini sarsan bir olayı anlattı. Hepimizin de üzülerek izlediği Yeni Zelanda’da gerçekleşen silahlı saldırı sonrasında okulda 5. sınıf erkek öğrencilerinden birisi gelip eliyle silah tutar gibi yaparak “dıdıdıdıdıd ne güzel taradılar”  ve başka bir 7. sınıf öğrenicisi de “ben de bütün bu Hristiyanları tarayacağım” dediğinde hocası tabii ki de şok oluyor. Danışanımdan bunları dinlediğimde kalbim cız etti ama şaşırdım mı? Hayır. Bu genç beyinleri, pırıl pırıl ruhları doğdukları andan itibaren her türlü kirlettiğimiz bir dünyada bu sonuçları almak çok normal.

Dünyayı iyileştirmek daha iyi bir yer haline getirmek istiyorsak ağzımızdan çıkan her sözle, yaptığımız en ufak eylemle kendimizden başlamalıyız. Her şeyin bir yaratım olduğunun farkına varmalıyız. Bırakın bu korkunç yapımları izlemeyi, izlettirmeyin çocuklarınıza, dehşet sahnelerinin defalarca tekrarlandığı haberleri açmayın evde, hiçbir şey kaybetmezsiniz, onun yerine ailenizle arkadaşlarınızla olun, sohbet edin, dans edin, oyun oynayın çocuklarınızla, yürüyüşe çıkın doğada. İzlediğiniz programlar ilham veren, motive eden, bilgilendiren pozitif yayınlar olsun. Duymanız gereken önemli bir haber her zaman size ulaşacaktır. Bu yazdığım örneği bir arkadaşıma anlatıyordum, oyuncak olarak silah neden üretiliyor zaten dedi, bırakın bilgisayar oyunlarını erkek çocuklar için oyuncak silah kılıç gibi saldırı gerekçeleri oyuncak olarak satılıyor! Böyle şeylerin oyuncak olmaması gerekir. Silah bir ölüm aletidir ve bunun oyuncağı olamaz! Böyle bilgisayar oyunları olamaz. Masum olarak gördüğümüz oyuncakların bile derinlemesine baktığımızda etkilerinin önemini kavrayabiliriz. Yine bir örnek verecek olursak belki de gelmiş geçmiş en çok izlenen diziler arasında Dallas yayınlandığında çocuk ve genç olan 65-75 kuşağının yetişkin yaşlarında iş hayatında başarılı olma isteklerinde, hırslarında, materyalist bir toplum oluşmasında acaba ne kadar ektisi oldu, bilinçleri ne kadar etkilendi diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Bu sadece filmler ya da oyunlar için geçerli değil. Yaratımın gücü ile onurlandırılmış insanlık olarak yarattığımız her şeye, her söze dikkat etmek zorundayız. Bu şarkı sözlerinden, ağzımızdan çıkan her söze, dizi, film, kitap, resim, şiire ve hatta yaratığımız her teknolojik ürüne kadar bize ne kattığına bakmalı, bizi olumlu yönde etkileyecek yaratımlar yapmalıyız.  Bu gerçeğe uyanan insanlar her gün artmakla beraber eğer dünya üzerinden insanlığın geleceğini değiştireceksek bu bilincin çoğunluğa ulaşması, kitlelere yayılması şarttır. Aydınlık, pırıl pırıl yaratımlar yapmamız niyetiyle …

Sevgiyle kalın…

Zekiye Olgaçay
“Ruhsal Rönesans” kitabının yazarıdır. Babasının büyükelçi olması nedeni ile çocukluğunu Brezilya, Mısır, Kuwait, Çekoslovakya, İngiltere gibi dünyanın birçok farklı ülkesinde, 5 farklı kıtada geçirdi. ... Devam