İstemediğimiz ot neden burnumuzun dibinde biter?

Sanıyorum ilk defa yaklaşık iki sene önce duymuştum “iyi” ve “kötü” diye kavramların aslında var olmadığını. İlk seferinde tam anlamamıştım ama benim için yeni olan bu keşfe hemen kanım kaynamıştı.

Üzerine düşünmüş ve faydalı olduğunu hissettiğim bu bilgiyi hayatımda uygulayıp görmek istemiştim. “İyi” ve “kötü” kelimelerini olabildiğince hayatımdan çıkartıp yerlerine “benim için uygun olan” ve “benim için uygun olmayan” kavramlarını soktum ve karşıma çıkan her fırsatta da bu uygulamayı pratik etmeye karar verdim.

Kelimelerin hayatımızdaki önemi muhteşem derecede güçlüdür. Her kelimenin beynimizde bir yeri ve yaşamımızda bir gücü vardır. Beni bir saniyede çıldırtacak bir kelime bir başkası için hiçbir anlam ifade etmeyebilir.

Hiçbir kelimenin ağzımızdan çıkışının sebepsiz olmadığı gibi hayatımızda onlarca defa duyduğumuz bir cümlenin sadece bir kelimesinin değişmesi ile dikkatimizi çeker hale gelmesi de rastgele değildir. “Sevgili” kelimesinin nesli tükenmiş “yoldaş” kelimesinin yerini dolduramadığı gibi bir dileğin eksik kalması da yine en uygun kelimeyi bulmak için yeterince düşünmemiş olmamızdan kaynaklanabilir.

İşte, “iyi” ve “kötü” kelimelerini hayatımdan çıkartmak için attığım ilk adımda onların yerine geçecek yeni kelimeler bulma çabam bu yüzdendi. Ve bu kelime geçişi hayatımda epey etkili oldu.

Yeni düşünce akışıma göre benim için uygun olan bir başkası için uygun olmayabilirdi. Böyle düşününce herkes aynı anda haklı olabiliyor ve sadece bu bilgi bile saatlerce süren anlamsız ve faydasız birbirini ikna etme “sohbetimsilerini” hayatımdan çıkartmaya yetiyordu.

Bana hayatımla ilgili tavsiyelerde bulunan arkadaşlarım “kendileri için iyi” olan öneriler sunduklarında gözlemci moduma geçiş yapıp “benim için uygun olup olmadığına” bakabiliyordum. Veya benden tavsiye isteyen bir arkadaşıma “iyi olarak etiketlediklerimi empoze etmek yerine” benim için o günkü şartta uygun olan çözümü anlatıyor ve ona kendisine “onun için uygun olup olmadığını” sorması gibi faydalı bir tavsiyede bulunabiliyordum.

Sadece bir kelime değişimi yapmak beynimin çalışma şeklini nasıl da bir anda değiştirmiş ve hayatımda yük olan ve zaman tüketen bir sürü faydasızı hayatımdan çıkartmıştı.

Bu yeni düşünce şeklini sevmiştim. Yeterince tekrar edersem kalıcı olarak benim olacağını biliyor ve bu nedenle her fırsatta “iyi” ve “kötü” kelimeleri yerine yeni kelimelerimi kullanmayı tercih ediyordum.

Bir süre sonra beynim kullanmadığı bu kelimelere karşı yabancılaşmaya ve kullanıldığı ortamlarda onları hemen fark edip gözlemci moduna geçmeye başladı.

Bir arkadaş sohbetinde “iyi” ve “kötü” kelimelerine denk geldiğimde bu kelimelerin onları kullananları nasıl kendi odaklarından çıkarttığını ve başkalarını suçlama davranışına yönlendirecek kadar tehlikeli hale gelebildiklerini gözlemledim.

Bu aklımda kaldı ve üzerine düşünmeye devam ettim. Kelimeleri yenileri ile değiştirmek yeni düşünceyi bir seviye içselleştiriyordu ama bundan daha derin bir kavrayış mutlaka vardı.

Ben uzun bir süre önce tüm bilgeliğin içimizde olduğunu ve ne zaman istersek ona ulaşabileceğimizi öğrenmiştim. Bir insan, beynini ne kadar terbiye edebilirse bilgelik kütüphanesinde yeni bir katın anahtarı veriliyordu ona. Bu da daha çok bilgelik ve sonsuzluğa uzanan bir yolculuk demekti.

Sordum kendime- duygularımın en berrak anında- “iyi ve kötü neden yok?”

Soruma gelen cevap “neye enerji verirsek onu büyütürüz” oldu.

Bunu biliyorum dedim ama iyi ve kötünün aslında var olmaması ne demek?

Yine aynı cevap geldi.

Yinelemeye devam ettiğim soru ve ona sunulan aynı cevap bir yolda araçlarını birbirlerine karşı süren iki sürücü gibi düelloya geçtiler. Soru yinelendikçe hızlanıyor, o hızlandıkça aynı cevap da güçlenerek ve kararlılıkla ona doğru sürmeye devam ediyordu. Saniyeler sonra buuumm! Cevap ve ona ait olmamakta direnen soru rengarenk toz bulutları içinde çarpışıp tek ve ayrılmaz bir forma dönüştüler ve “anladım” dedim.

İyi ve kötü gerçekten yoktu. Bunu daha önce anlamıştım ama şimdi geldiğim nokta bundan başka bir gerçekliğin var olduğunu düşünemiyor olmaktı. İşte birinci anlama ve ikinci anlama arasında bu kadar büyük bir fark vardı. Bu etiketler olmadan yaşayamayacağımızı sanmamız ise renk körü olan birinin tüm dünyayı gri gördüğünü sanmamız gibi bir yanlış anlaşılmaydı.

Evrenin bizi algılayışı bizim düşündüğümüzden farklıydı. O sanıyordu ki aklımız fikrimiz hep istediğimiz şeylerle dolu, istemediğimiz hiçbir şeyi düşünmüyor ve istemediğimiz hiçbir şeye enerji vermiyoruz. Her şeyi ama her şeyi, her seçimimizi bir deneyim olarak görüyor ve denemek istediğimiz seçimi yaptığımızı düşünüyordu. Böyle olunca da neyi seçmişsek, aklımız fikrimiz ne ile doluysa bize ondan bol bol veriyordu ki seçtiğimiz deneyimi sonuna kadar yaşayalım. Öte yandan gerçekten istemediğimiz her şeye karşı da tamamen nötr olduğumuzu sanıyor ve bizi direkt bu bakış açısıyla okuyordu. Yani, henüz erişemediğimiz yükseklerde bir bilinç aslında bize her zaman tam olarak istediğimizi veriyordu.

Bu yüzden istemediğimiz ot hep burnumuzun dibinde bitiyor ve bitmeye de devam edecek. Aklımız fikrimiz hep bir şekilde onunla dolu iken onu istemediğimizi söylememiz aslında gerçekten de biraz saçma değil mi?

Gerçekten bir şeyi hayatımızdan çıkartmak mı istiyoruz? O zaman onu düşünmeyi bırakmalıyız yoksa evren mutlaka bizi “yanlış anlayacak”.

Bir konuyu düşünmeyi bırakmanın bir beyin terbiyesi olduğunu söylemeliyim. Düşünce, her aklımıza geldiğinde onun var olduğunu görmek ama onunla ilgilenmemek. Sadece karşısına geçip gözlerinin içine içine bakmak. Evet seni görüyorum ama istediğim sen değilsin demek. Düşünceye kapılıp gitmemek ya da onu itekleyip kakmamak. Durup dururken kendi kendine o konuda korkular ya da hayaller yaratmamak gibi…

Ben düşünceyi kafamdan silmek için onunla güreştiğim zamanlar bilirim. Onu güçlendirmekten başka bir faydası olmadı neden mi? Çünkü evren onu istediğimi sanıp ondan daha çok verdi bana. Ne cömert bir bilinç içinde yaşıyoruz aslında ve evrenle aynı dili konuştuğumuzda bize neler sunabileceğini hayal edebiliyor musunuz?

Gerçekten istemediğim ya da bana artık faydası olmayan yolumdan çıkmış ve şu an hayatımda olmayan şeyleri şimdi aklıma getirmekte bile zorlanıyorum. İşte bu muhteşem nötrlük benim istemediğim şeyleri anlamak konusundaki kılavuzlarımdan biri oldu.

Şimdi siz de istemediğiniz otlara tekrar bir bakın derim. Belki bazıları istemeyip yan cebinize koyduklarınızdır. Ben kendi hayatımda böyle çok ot ayıkladım oradan biliyorum…

İlginizi çekebilir: Değişimi durduramayız ama ona yön verebiliriz

Diğdem Girici
İnanıyorum ki doğru bilgiye ulaşabilen ve bu bilgiyi hayatında doğru şekilde kullanmayı öğrenen her insan hayal ettiği yaşamı yaratabilir. İşte bu yüzden yazıyorum, yaşamımı ... Devam