İklim değişikliği ve ruh sağlığı
Gezegenimizin giderek artan bir hızla ısınması, her geçen yıl milyarlarca ton buzulun erimesi ve deniz seviyesindeki yükselmenin ivme kazanarak devam etmesi gelecek için somut ve fiziksel çevresel sorunlar doğuruyor. İklim krizi, nesli tükenen hayvanlardan buzul erimesiyle birlikte açığa çıkması beklenen antik virüslere kadar gezegendeki canlı çeşitliliği ile insan sağlığı üzerinde yıkıcı etkileri olabilecek tehditler barındırıyor. Ancak son yıllarda bu krizin daha derin ve sessiz etkilerinden olan ruh sağlığı faktörü de devreye girmeye başlıyor.
Beden sağlığı ile zihin aktiviteleri arasında kopmaz bir bağ olduğundan, fiziksel çevrede hissedilen değişiklikler vücuttaki stres faktörlerini ve beyin aktivitelerini etkileyerek zihin sağlığında da başkalaşım yaratıyor. Bu tahribatın kalıcı etkilerini ölçerek ortadan kaldırmak ise karmaşık ve zorlu, bütünsel çalışmaları kapsıyor. Üstelik insan kaynaklı küresel etkilerin bu kadar ciddi olduğu bir senaryo daha önce deneyimlenmediğinden, soruna hangi açıdan yaklaşmak gerektiği de sogulanıyor.
Yine de gezegen ısınmasından kaynaklı küresel etkiler görünürlüğünü artırırken, zihinde ve bedende olanları fark etmek kriz yönetimine katkı sağlayabiliyor.

İklim krizinin psikolojik faturası ne kadar kabarık?
Günümüzde insan kaynaklı iklim değişikliğinin etkileri, dünyanın en kalabalık kentlerinde de en uzak doğal alanlarda hissedilecek kadar kuvvetli. İnsan sağlığı üzerindeki etkiler ise artan solunum yolu şikayetleri gibi fiziksel sorunlarla kısıtlı kalmıyor, artık ruh sağlığına da sirayet ediyor. Ancak daha soyut bir alana temas eden psikolojik sorunları bu kadar net şekilde tespit etmek mümkün olmuyor. Bu da sorunları tespit etme ve çözme yolunda atılması gereken adımların gecikmesiyle sonuçlanabiliyor.
Örneğin; insan kaynaklı iklim değişikliği sebebiyle okyanus suları ısınıyor, mikroplastik miktarı artıyor ve soframıza gelen besinler vücuda sağlık değil, hastalık ve tehdit saçar hale geliyor. Ancak aradaki nedensellik bağını kurmak zor olduğundan bu aşamada alınan önlemler de cılız ve yetersiz kalıyor. Dolayısıyla işler her zaman büyük yıkımlar yaratacak kadar belirgin değil de arka planda sessiz sedasız ilerliyor. Halbuki geri dönüşüm altyapılarının geliştirilmesi, atıkların planlı ayrıştırılması ve plastik kullanımının azaltılması gibi global standartlar belirlemek, insan sağlığını ve doğal yaşam alanlarını korumaya yardımcı olabilir.

Fakat bu noktada dünyadaki gelir dağılımı adaletsizliği, yoksulluk, altyapı eksikliği gibi parametreler devreye girince iklim krizi etkilerinin bazı bölgelerde daha yoğun yaşanmasına yol açıyor. Örneğin; okyanus taban suyunun ısınmasıyla artan sel, kasırga ve tsunami gibi riskler ilk önce yoksul bölgelerdeki insanlar için yıkıcı sonuçlar doğuruyor. Kasırgayla evleri yıkılan, yaşam alanları altüst olan insanlar, bir yandan da içinde bulundukları güvensiz ortam sebebiyle travma sonrası stres bozukluğu yaşıyor. Özellikle küçük ada ülkelerindeki insanların iklim değişikliğine bağlı yaşadığı psikolojik sorunlara odaklanan araştırmalar; bir kişinin evini kaybettikten sonra içine girdiği majör depresyonu kanıtlıyor.
Fakat günün sonunda tartışılan esas konu şu oluyor: Bunun ne kadarı iklim değişikliği, ne kadarı ekonomik eşitsizlik kaynaklı? Çünkü ruh sağlığını olumsuz etkileyen çevresel felaketlerin birçoğu tedbirsizlikten kaynaklanıyor.
Aşırı sıcakların beyin ve psikoloji üzerindeki etkileri

Kasırga ve sel gibi felaketlerle psikoloji arasında bağ kurmak zor olsa da aşırı sıcaklar ve nem için öyle değil. İnsanlık tarihinde daha önce görülmemiş seviyelere ulaşan sıcaklık dalgaları, psikoloji üzerinde doğrudan ve gözle görülebilir etki yaratıyor. Hatta yapılan bazı araştırmalar, özellikle genç yaş grubu ve kadınlar üzerinde sonucu kendi kendine zarar vermeye uzanan etkiler bırakabileceğini gösteriyor. Bu tür çalışmalarda veri eksikliği sebebiyle kesin bir sonuca ulaşmak mümkün olmasa da; araştırmacılar, sıcaklığın ruh sağlığı üzerindeki somut etkilerini şu şekilde özetliyor:
Beyin fonksiyonlarında yavaşlama
Yüksek sıcaklık ve nem, beyindeki dinlenme ve resetleme döngülerini bozarak çalışma kapasitesini düşürüyor. Yüksek verimle çalışamayan beyinde agresyon seviyesi hızla artıyor. Bu nedenle aşırı sıcak havalarla boğuşan toplumlarda tahammülsüzlük, sinir, stres ve öfke patlamaları gibi dürtüsel davranışlar yaygınlaşıyor.
Geçim kaynağına bağlı çaresizlik
Çiftçiler gibi açık havada çalışan insanlar, kavurucu sıcaklarla mücadele ederken geçim kaynaklarının ve mahsullerinin kurumasına tanıklık ediyor. Hayatlarını riske atma ve fazla fiziksel efor sarf etme çabasına rağmen ana gelirlerini kaybetme gerçeği, bu insanların yaşadığı çaresizlik ve mutsuzluğu artırıyor. Bu nedenle özellikle kırsal kesimlerde depresyon vakaları artıyor.
Psikiyatrik ilaç etkileşimi
Antidepresan ve antipsikotik ilaçlar, aşırı sıcaklar altında artan vücut ısısı sebebiyle beklenen etkiyi göstermiyor. Bu tür ilaçların etkinliğinin azalması, tehlikeli ruh sağlığı sorunlarının kontrol altına alınıp tedavi edilmesini zorlaştırıyor. Üstelik ilaçların yüksek ısı ile girdiği tepkime sonucu vücuttaki dehidrasyon riskleri artabiliyor ve ek sağlık problemleri ortaya çıkabiliyor.
İklim krizi ve ruh sağlığı adına atabileceğimiz adımlar

İklim değişikliğinin birincil etkileri fiziksel ve somut verilerle sabit olduğundan, psikolojik etkiler göz ardı edilebiliyor. Bu tür verilere ulaşmanın zor olması ve verilerin eksik ya da düzensiz sunulması da iklim krizi ve zihin sağlığı arası bağın fark edilmesini önlüyor. Üstelik söz konusu psikolojik sorunlar olduğunda tedavinin genellikle sorun ortaya çıktıktan sonra başlatılması insan sağlığı üzerindeki tehditleri daha riskli hale getiriyor.
Oysa iklim krizine ve zihinsel sağlığa dair edinilecek yüksek toplumsal farkındalık hem yaşam alanlarının korunmasına hem insan yaşam kalitesinin artmasına yardımcı olabilir. Bunun yanı sıra bireysel olarak edineceğimiz bazı ufak alışkanlıklar da krizin üzerimizde bıraktığı görünmez faktörleri hafifletebilir:
- Kötü haberleri sürekli kaydırma alışkanlığını bırakarak eko-anksiyete sarmalından çıkmak.
- Çaresizlik duygusunu besleyen, komplo teorileri üreten kaynaklar yerine, gerçekçi ve çözüm odaklı veri sunan ilham kanalları takip etmek.
- Evdeki karbon emisyon kaynaklarını azaltmak, bireysel karbon ayak izine dikkat etmek ve sürdürülebilir alışkanlıklar geliştirmek.
- Yerel yöneticilerden doğa olaylarının yıkıcı felaketlere dönüşmesini engelleyerek altyapı yatırımları talep etmek.
- İlçe ve il belediyelerine ulaşarak ücretsiz ruh sağlığı destek birimleri inşa etmelerini talep etmek.
- İklim krizi ve toplum sağlığı arası farkındalığı artıracak eğitim ve iletişim kampanyalarını takip etmek.
- Bireysel endişe ve izolasyon hissinden sıyrılarak çevre koruma ve kolektif dayanışma topluluklarına dahil olmak.
Kaynak: psychologytoday
İlginizi çekebilir: Doğa dostu yaşam rehberi: Daha sürdürülebilir bir günlük rutin