İçinizdeki ufaklığa kulak verin: Anlattıklarını duyduğunuzda hafifleyeceksiniz

Kendime almış olduğum notlarımdan bir tanesine az evvel rastladım: “İçindeki küçük kızı unutma. Biraz seninle vakit geçirmeye, eğlenmeye ihtiyacı var.” Aynen böyle yazmışım 02 Nisan 09:50’de.

Ebeveyn değilim ama bu konu özelinde yaptığım meditasyonlar sonucunda hissettim ki içindeki çocuğu öncelikli olarak “görmen” sonra ona nasıl baktığın, nasıl davrandığın, nasıl sevdiğin, nasıl zaman geçirdiğin, yani içindeki minnoşa ettiğin annelik en büyük, en sağlıklı pusulan olabilirmiş kendi çocuklarını büyütme yolunda.

Sen her şeyden, herkesten önce içindeki minik versiyonuna nasıl davranıyorsun? Hiç bakabildin mi?

Ben ara ara bakıyorum. Halini, hatrını soruyorum. “Ben buradayım, merak etme, yalnız değilsin” diyorum. Öfkelendiğinde aslında ihtiyacının ne olduğunu anlamak için kulak kabartıyorum kalbime.

Yine öyle bir zamandı geçtiğimiz günler. Nefes nefese hiçbir şeye yetişemiyor, onu bunu okuyup okuyup öğrenemiyor, hiçbir bilgiyi aklımda tutamıyor ve panik halinde ne yapacağımı bilemez çırpınıyordum.

İspatlamaya çalışır bir halim vardı kendimi; kime, neye bilmeden.

Minik kız çocuğa Gamze’ye sorayım istedim neler olduğunu. Bakmayın minik, minnoş falan dediğime. Özgürlüğüm, yaratıcılığım, aşkım, varoluşum; her şeyim ondan geçiyor. O minik bilgem benim.

Tüm dikkatimi verdim kendisine, çünkü bazen gerçekten fısıltıyla konuşabiliyor.

Nasılsın? Neler oluyor? Biraz yavaşlamak ister misin?” diye girdim konuya.

Ağlamaya başladı/başladım. İçimde bir minnoş olduğu gibi bir anne de vardı. Bir baktım ki minnoş o anneye kendisini sevsin, değer versin diye çılgın gibi çalışıp soluklanmadan her şeyi öğrenmeye çalışıyormuş. Daha önce bu halini bu kadar net fark edemediğim içimdeki anne de bu davranış kalıbını almış direkt kendi annemden, bir güzel kopyalamış. Meğer ezbere annelik yapmaya başlamış.

Hoop! Orada dur bakalım anne!” dedim. Bu annelik ben değilim, bana ait değil. Çocukken görüp üzerine aldığın annelik bu. O zamanlar her çocuk çekti bu ızdırabı: “Çalışırsan, başarılı olursan severim seni.” Bu kalıplarla büyüyen her çocuk da aynen çocuklarına akıttı kendisinde varolanları; tüm bu kalıplar dahil. Tabii eğer farkında değilse. Eğer bir noktada farkediyorsa benim şu an farkettiğim gibi; işte orası sonsuz şefkat! Tam orası müthiş bir yaratıcılık! Kendi anneliğini yaratma zamanı demektir bu!
Çünkü kendisine nasıl annelik yapıyorsa insan, ancak o kadarını yapabilir çocuklarına, çevresine. Eğer hoyratsa içindeki miniğe, nasıl mümkün olsun hoyrat olmamak dışarıdaki miniklerine?

Hem artık o günler geride kaldı.
Sen o davranışlarını kopyaladığın anne olmadığın gibi; tüm bu davranışları öğrendiğin annen bile artık o anne değil.
Zaman herkesi evirdi bir güzel.

Güzel haber: Zamanında yaşamış olduğun o beklentileri olan, katı anne modeli artık olmak zorunda değil Gamze. O zaten artık yok. Sen ona tutunursan olmaya devam edebilir sadece.
Sen kendi anneliğini yarat, yaşat.

Sonra kalbimde biraz durup etrafıma bakınınca hemen gördüm kalıpsız, tamamen ben olan o yepyeni ışık anneyi: Sevgi dolu, şefkat ışığı yayıyordu, yumuşacıktı.

Geldiği gibi şefkatle baktım hemen minnoşa ve sordum: “Pişşt ben geldim. Gel kucağıma bakalım ilk başta. Ve söyle: İhtiyacın ne bakalım?

Minnoş ağlayarak cevapladı:
Ben hiç bir şey çalışmak, öğrenmek istemiyorum. Çok yoruldum. Ben sadece annemin dizlerinde yatmak ve başımı sonsuza kadar okşamasını istiyorum.

Ve ezber anneden bir farkındalık anıyla ışık anneye dönüşen içimdeki canım anne şöyle seslendi:
Hadi uzan kucağıma. Buradayım. Seni çok seviyorum. Hiç ama hiçbir şey yapmak zorunda değilsin seni sevmem için. Ben zaten sadece varolduğun halinle seni çok ama çok seviyorum. Dilediğin kadar, ihtiyacın olduğu kadar yatabilirsin kucağımda. İstersen hiçbir şey yapma; ben seni hayatının sonuna kadar yine hep ama hep seveceğim. Başını okşayacağım böyle hep sen istediğin sürece. Senden hiçbir beklentim yok. Hayatta ne yapıp yapmak istemediğin, senin kendi deneyimlemeyi isteyip istemediğin şeyleri gösterir, hepsi bu kadar. Bunların sana olan sevgimle, sana verdiğin ve vereceğim değerle hiçbir alakası yok. Ben seni var olduğun için çok seviyorum!
Senin varlığın benim için mucize asıl!
İyi ki varsın minnoş.
Kal burada, ben de seni doya doya seveyim!
Ben hep buradayım artık, seninle. Çok seviliyorsun, unutma minnoş.

Ve hayatımdaki en rahatlamış, sakinlemiş, yumuşacık olmuş hallerimden birine girerim… İçimizdeki çocukların günleri de çok kutlu olsun! Çok çok!

Sevgiyle…

İlginizi çekebilir: Kendinizi ne kadar kabul ediyorsunuz: Eksikliklerinizi de sevebilir misiniz?

Gamze Baytan
Selamlar, Gamze ben. Meditasyon ve yoga hocasıyım. 7/24 çalıştığım organizasyon sektöründen bir anda "Ne yapıyorum ben kendim için" diyerek çalışma hayatımda ne istediğime karar ... Devam