Her şey mükemmel olsaydı yine bu kadar mutlu olabilir miydik?

“Her şey mükemmel olsaydı hiç daha derindeki kişiliklerimizi inceler miydik, onlara önem verip onlarla uğraşır mıydık, onları araştırır mıydık ve hayatlarımızda değişiklik yapmaya girişir miydik?” Debbie Ford

Her şey mükemmel ve her şey olması gerektiği gibi… Evet, hadi itiraf edelim kaçımız bu cümleyi tam olarak gönül rahatlığı ile, bugün tam anlamıyla inanarak söyleyebiliriz? Kaçımız gerçekten şu anda hayatının “tam anlamıyla” olması gerektiği gibi olduğuna inanıyoruz? Kaçımız gerçekten her şey mükemmel diyebiliyoruz? Kaçımız öncelikle “olmayan” şeylere odaklanıp sonrada onların “yokluğu” dolayısı ile mükemmel bir hayata layık olmadığımızı düşünmekteyiz? Kaçımız gerçekten bugün tezahür etmemiş o mükemmel olmak şartları yüzünden mutsuz oluyoruz ve mutsuz ediyoruz?

Ben bugün sizlerle birlikte mükemmelliğe ve kendi kendimize yüklediğimiz mükemmellik kavramına daha derinden bakalım istiyorum… Daha akıllı, daha zengin, daha varlıklı, daha hırslı, daha anlayışlı, daha açık, daha hırçın olmadığımız için mükemmel değil miyiz?

Şimdi gelin bir adım daha ileri gidelim, kendi kendimize yüklendiklerimize bakalım, belki de kimseye itiraf edemeyip “kendi kendimize” kendimiz olmaktan utandığımız şeylere… Örneğin, son dönemlerde sizlerden gelen mesajlarda sıkça karşılaştığım yemek bağımlılığı… Kendimizi iyi hissetmediğimiz zamanlarda yemek yiyoruz. Yediğimiz yemeği daha sindirilmeden vücudumuzdan çıkartmaya çalışıyoruz.

Her şey mükemmel olsaydı yine bu kadar mutlu olabilir miydik?

Kendi kendimizi cezalandırıyoruz, bedenimizi daha az sever hale geliyoruz… Fakat şunu hiç düşünmüyoruz; neden bunu yapmaktayım? Nedir mükemmel olmayanım? Nedir kendi kendimde kabul edemediğim? Nedir bugün bu halimle her şeyin olması gerektiği gibi olduğuna inanmıyor olmamın sebebi? Neden bedenime bunu yapıyorum? Kendimle ilgili neyi kabul edemiyorum? Kendimi neye layık göremiyorum ve kim ile ne ile kıyaslıyorum? Dünyaya bugün olduğum halimle geldiğim için neden kendi kendimi kendi mahkememde yargılıyorum? Neden kendimce kendimdeki en “mükemmel olmayan” yanlara odaklanıyorum?

İşte tüm bu sorular, mükemmel olmayan yanımızdan bize ulaşan ve kendi kendimize özümüze, ne istediğimize, neye inandığımıza daha yakından bakmamız için bizimledirler… Bizi, yani kendi kendimizi daha iyi tanımamız için… Karanlıkta kalmış hiç kimseye ama hiç kimseye göstermeye cesaret edemediğimiz yanlarımızı göstermek için bugün tam olarak karşımıza çıkmışlardır…

Bizler ne yaparız “görmezlikten” geliriz. Saklarız ve tüm dünyadan kendimizi sakınırız. Ayıp deriz çirkin deriz mükemmel olmayan deriz… Kendi kendimizi yalnız başımıza cezalandırmaya devam ederiz… Peki, bu ne kadar doğrudur? Beklediğimiz gibi her şey mükemmel olsaydı bu soruları kendimize sorabilir miydik? Kim olduğumuzu, ne olduğumuzu, bu dünyada ne için bulunduğumuzu, kendi kendimizle ilgili gerçekten “neyi görmemiz” gerektiğini, bunları sorgulayabilir miydik? Mükemmel olmayanlar hayatımıza dahil olmasaydı, öğrenmemiz gerekmeseydi, kaybetmemiz ve kazanmamız gerekmeseydi, addetmemiz gerekmeseydi, terk etmemiz gerekmeseydi, yeniden doğmamız gerekmeseydi, göz yaşı dökmeyi bilmiyor olsaydık, paylaşmayı görmeseydik ve vefayı, merhameti, bağlılığı deneyimlemeseydik, bugün olduğumuz “insan” olabilir miydik?

Her şey mükemmel olsaydı yine bu kadar mutlu olabilir miydik?

Yıllar önce yaşadığım boşanmadan sonra hayatımın o “mükemmel” gidişatına kocaman bir kara delik açılmıştı… Ben bu başıma gelenden sakınmaktaydım, ondan saklanmaktaydım, incinmiştim… Uzun süre bunu neden hak ettiğimi düşündüm, ne yaptım da bu derece üzülmeyi hak ettim? Sonra gördüm ki aslında dünya üzerinde hepimizin muhteşem sınavlarımız var… Benim öğrenmem gerekiyordu öncelikle kendi değerimi, ne kadar mükemmel olduğumu, kendi ayaklarım üzerinde nasıl durduğumu, cesaretimi… Bu olaydan sonra uzunca bir süre kendime döndüm, hayatımda hiç bakmadığım kadar çok kendi kendime baktım, kendimi dinledim… Kendimi tanıdım eve evet itiraf edeyim, otuz yaşımda ancak kendimi idrak edebilmiştim…

Bu mükemmel olmayan olay, bu “mükemmel” hayatımın gidişatına adeta bir meteor gibi düşüveren, yakıp yıkan bu olay benim kendimle tanışmam olmuştu… Evet, öncelikle karşımdaki suçluydu, egom konuşmuştu uzunca süre… Sonra kendimi tanıdığımda sadece “Ben neyi yanlış yaptım?” oldu sorum… Evet, kendimi bulmuş ve özüme dönmüştüm; dışarıda aranacak bir suçlu yoktu, o bendim… O gün mükemmel olmayan olarak nitelendirdiğim bu tecrübe, şimdilerde hayatımda bana birçok anlam ve ders öğretmiş, kendi kendime olan bakış açım kadar hayata olan bakış açımı da değiştirmeme sebep olmuştu…

Bizler hayatımızda karşımıza çıkan gerçekleri tecrübeleri kendimizce yorumlayarak mükemmel olmayanlar yaratırız. Her şey mükemmel olduğunda kendimizce tasarlayabildiğimiz gibi olduğunda “gerçekten” doğru olacak diye düşünürüz… Fakat hayat böyle işlememektedir, o bakmamızı, görmemizi, sorgulamamızı ve değişmemizi ister. O bizlerin her daim en iyi halimize en mükemmelimize ulaşmamızı ister…

Bugün bu yazımda bana eşlik ediyorsanız karşınıza çıkan “mükemmel” olmayanlarınıza yeniden bakmanızı dilerim. Sizi nasıl değiştirdiklerine, nereden nereye gelmenize yol olduklarına, neleri size öğretmek için hayatınızda olduklarına ve en önemlisi kendiniz ile ilgili neleri görmeniz için karşınıza çıktıklarına yeniden soran gözlerle bakmanızı dilerim…

Bugün mükemmel olmayan her şeye şükürle ve cesaretle… Her şey mükemmel ve her şey olması gerektiği gibi…

 

İlginizi çekebilir: Hayata geri sayım: Kalan tek bir haftamız olsaydı, ne yapmayı seçerdik?

Pınar Özeken (Ulus)
2007 yılında Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü ile Kimya bölümlerini bitirdi. Aynı üniversitede Biyomedikal Mühendisliği ve İspanya Pompeu Fabra üniversitesinde master derecelerini ... Devam