Hayat nedir: Satın alamayacağımız zenginliklerle dolu bir yolculuktur

“Cebi zengin fakat ruhu fakir olan insanın hali çok rezil! Çünkü o, her şeyin fiyatını bilir, değerini değil!”
Mevlana Celaleddin Rumi

Yakınmaktayız, güne somurtarak başlamaktayız. Şikayet etmekteyiz, hep olmayanlardan veya olmasını beklediklerimizden bahsetmekteyiz. Ben bugün bu yazımda, sizlerle birlikte bir dönüp bakalım istiyorum; hayatımız bu kadar karanlık mıdır? Gerçekten her şey bir yana o çok isteyip de alamadığımız yeni çanta yüzünden, bir türlü fırsat bulup da edinemediğimiz yeni bir araba yüzünden midir bunca mutsuzluk?

Onlar olduğunda mı gerçekten elde edebilmiş olacağız? Bir tek bu durumlar gerçek olduğunda mı hayatımız yaşamaya değer olacak? Gerçekten bu dünyaya yeni bir çantayı düşünmek veya düşlemek için mi geldik? Gerçekten bugün bu oluşumuzla bu evrende bir “ben” olmamızın sebebi bu kadar basit olabilir mi?

Son dönemde etrafımda sıkça gözlemlediğim bir konuyu değerlendirmek istiyorum sizlerle birlikte. “Sahip olmak” veya sahip olamamak… Ama öyle bildiğimiz gibi değil, bir çanta ve sonra bir çantaya daha… Bir bot ve sonra yeni bir topuklu ayakkabı ve bir tane daha… Bir gömlek ve tabii ki yetmeyecek, sonra bir tane daha ve bir tane daha… Ve yeni bir koltuk takımı ve sonra yeni bir beyaz eşya ve sonra tabii ki bu kadarı yeterli olmayacak, yeni bir ev ihtiyacı daha…

Peki bir soralım bakalım: Bugün bizler gerçekten mutlu değilsek, bu bir tane ve bir tane daha satın aldıklarımızla o yerine koyamadığımız mutluluğu bulabilecek miyiz? Bir tane daha alıp da dolabımızın en derin noktasına attığımız veya üzerine çay kahve dökülünceye kadar canımız gibi koruyup kolladığımız o pahalı mı pahalı çantamız (!) mı bizi mutlu edecek? Bir sihirli değnek başımıza değdiğinde ve biz o tüm yarına bıraktığımız düşlere, bugün olmayanlara eriştiğimizde mutluluk daha mı fazla olacak?

Ben hemen birkaç örnekle bu sorulara cevap vermeye çalışayım. Geçmişimde bir dönem bir ilişki içerisindeydim. Arabalar, evler ve her ne istersem alabildiğim rahatça giyebildiğim, gezip harcayabildiğim ve hayatımda bu ihtiyaçlara dair hiçbir sıkıntımın olmadığı bir dönemdi… Ne kadar kolay değil mi? Ne kadar şanslıyım ve ne kadar da çok mutluyumdur, çünkü bir çanta ve ertesinde bir çanta daha alabilecek gücüm var ne de olsa… Sabah ayrı, akşam ayrı bir araç kullanacak lüksüm de var. Sonra oturmak istediğimde nerede istersem oturabilecek gücüm de var.

Ama işte tüm bu muhteşem var olanlar kalbime bir damla olsun mutluluk koymaya yetmemişti… Öyle huzursuz bir hayat yaşamaktaydım ki gözüm ne evleri, ne arabaları, ne de harcayabileceğim kocaman banka hesaplarını görüyordu. Bir evin içerisinde her dakika alev alav yanmaktaydım. Acıdan, huzursuzluktan, kavgalardan, gerilimden ne yemek yiyebiliyordum, ne de hayattan zevk alabiliyordum. Tam anlamıyla sıfırı tüketmiştim, sağlığım bozulmuştu, artık üzüntüden normal düşünemez hale gelmiştim.

İşte hayatımızda ne yazık ki o “çok ama çok” değer verdiğimiz dış etkenler aslında bugün kendimizce, sadece yine kendimiz tarafından içimizde bulmamız gereken huzuru, mutluluğu ve hayata dair tatminimizi bize veremeyeceklerdir.

Bu hikayemin sonunda o zamanki bütçemi zorlayarak tek başıma yoluma devam etme kararı almıştım. Ve o sadece bir koltuk, bir yatak olan evimde -evet, eşyam yoktu, evet, koca koca salon takımlarım yoktu, evet, belki azla yetiniyordum, evet, belki eski durumuma göre rahatım değişmişti- sonsuz bir huzur içerisindeydim…

Saatlerce sakince oturarak, sakince kitap okuyarak, sakince müzik dinleyerek ve kendi kendime kalarak çok ama çok mutlu olabiliyordum. Bunun için eskiden olduğu üzere yeni bir ayakkabıya, üzüntülerimi bastırmak için odaklandığım yeni bir çantaya veya sırf mutsuzluğumu örtmek için sahip olmaya çalıştığım bir yeni çantaya daha ihtiyacım yoktu… Ben sadece olduğum gibi, elimdekilerle ve düşlediklerimle çok ama çok mutluydum!

Bugün bu yazımda bana eşlik ediyorsanız, hayatınızda sizi gerçekten ama gerçekten (!) neyin mutlu ettiğine daha yakından bakmanızı dilerim… Eşinizle bir bilezik yüzünden kavga mı ettiniz? Bir mont yüzünden, bir ayakkabı yüzünden birbirinize mi girdiniz? Bugün alamadıklarınız için birbirinizi mi suçladınız? Bugün elinizde olmayanlar için pişmanlık mı duydunuz?

Gelin yeniden bakalım, var olanlar sadece akıştır, enerjidir, geçicidir. Kayıp olan her şey yeni bir tezahürle yolumuza çıkmak üzere tasarlanmıştır. Yani hayatta bizimle olan her şey güzeldir.

Aslında kayıp yoktur; yeter ki bize “almak” zorunda olmadığımız şekilde bahşedilmiş olan zenginlikleri, yani kalbimizi, yani ruhumuzu, yani cesaretimizi, yani gönül zenginliğimizi, yani teşekkür etmeyi bilelim…

İlginizi çekebilir: Yaşamı iliklerinizde hissetmek için: Risk alın

Pınar Ulus
2007 yılında Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü ile Kimya bölümlerini bitirdi. Aynı üniversitede Biyomedikal Mühendisliği ve İspanya Pompeu Fabra üniversitesinde master derecelerini ... Devam