Ebeveynlikte “işlevsel donakalma”: Hayat akıyor ama sen içinde yokmuş gibi
Son dönemde sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan bir kavram var: işlevsel donakalma. Bu kavram bu kadar hızlı yayılıyor çünkü birçok ebeveynin adını koyamadığı bir hali tarif ediyor. Gün içinde yapılması gereken her şey yapılıyor; çocuk doyuruluyor, okula bırakılıyor, sosyalleşiliyor, ev işleri yapılıyor… Ama içeride bir yerde duygular askıda. Ne tam iyisin ne de gerçekten oradasın.
Birçok ebeveyn bu hali fark etmiyor bile. Çünkü dışarıdan bakıldığında hayat akıyor. Sorumluluklar yerine getiriliyor, kimse “dağılmış” görünmüyor. Oysa bu görünürdeki işleyişin altında, bedensel ve duygusal bir kilitlenme yatabiliyor. Ve bu hal uzun süre devam ettiğinde, hem ebeveynin ruh sağlığını hem de çocukla kurulan bağı sessizce zedeliyor.
İşlevsel donakalma ne demek?

İşlevsel donakalma, klinik bir tanı değil. Daha çok, sinir sisteminin yoğun stres, bunalmışlık ya da çaresizlik karşısında geliştirdiği koruyucu bir refleks. Savaşmak ya da kaçmak mümkün değilse ya da “yakışık almaz” geliyorsa beden başka bir yol buluyor: yavaşlamak, hissizleşmek, bağlantıyı kesmek.
Bunları hisseden biri dışarıdan gayet “idare ediyor” gibi görünebilir. Ama içeride, günler bir sisin içinden geçiyormuş gibi yaşanır. Yapılacaklar yapılır; hisler ertelenir.
Bu durum çoğu zaman tükenmişlik ya da depresyonla karıştırılır. Tükenmişlikte daha çok yorgunluk ve isteksizlik ön plandayken, depresyonda duygu durum daha belirgin şekilde çöker. İşlevsel donakalma ise daha sinsi ilerler. Çünkü kişi hala ayaktadır. Ancak bu durum haftalarca, aylarca sürüyorsa; altta yatan bir depresyonun habercisi de olabilir.
Ebeveynlerde nasıl ortaya çıkar?
İşlevsel donakalma, ebeveynlikte çoğu zaman küçük ama tekrar eden işaretlerle kendini gösterir.
1. Bakım var, bağ yok

Çocuğa yemek yedirilir, yıkanır, hazırlanır. Her şey “doğru” yapılır ama içten gelen bir temas yoktur. Sarılmak mekanikleşir, göz teması azalır. Ebeveyn, çocuğunun yanında olmasına rağmen ona ulaşamıyormuş gibi hisseder. Bu durum çoğu zaman suçlulukla birlikte gelir: “İlgileniyorum ama neden böyle hissediyorum?”
2. Sosyal hayattan ve duygulardan geri çekilme
Eskiden keyif veren şeyler artık fazla gelir. Ailece yapılan aktiviteler, sohbetler, hatta akşam yemeğinde masaya oturmak bile yorucu hissettirebilir. İnsan ağlamak ister ama ağlayamaz. Kızmak ister ama kızamaz. Duygular sanki donmuş gibidir.
3. Erteleme ve felç hali
Çamaşırlar yıkanır ama katlanmaz. Ev hep yarım kalır. Sürekli “sonra yaparım” denir ama o sonra hiç gelmez. Kişi kendine ayıracak vakti olsa bile, ne yapacağını bilemez. Bir yandan her şeyi en doğru şekilde yapma arzusu vardır, bir yandan da harekete geçecek enerji yoktur.
4. Esnekliğin kaybı
Rutinler güven verir ama burada başka bir şey olur: rutinler bozulduğunda dünya başa yıkılır. Beklenmedik bir plan değişikliği, çocuğun uyumaması ya da okuldan gelen ani bir mesaj, olması gerekenden çok daha büyük bir stres yaratır. Oyun oynamak, saçma sapan bir şeye gülmek ya da anı yakalamak zorlaşır.
5. Karar yorgunluğu
Gün içinde o kadar çok karar verilmiştir ki, akşam ne yiyeceğine karar vermek bile ağır gelir. Bu yüzden çoğu zaman otomatik “evet”ler devreye girer. Karar vermemek, karar vermekten daha kolay gelir.
6. Kaçınma
Zor konuşmalar ertelenir. Çocuğun öfke nöbeti sırasında donup kalınabilir. Dışarıdan sakin görünen bu hâl, sonrasında beklenmedik ağlama krizleri ya da yoğun kaygıyla patlak verebilir.
7. Neşeden kopuş
Güne başlamak bile yorucudur. Sabah uyanıldığında hissedilen şey şu olabilir: “Bugünü bir şekilde atlatalım.” Umut etmek, plan yapmak, heyecan duymak zorlaşır.
Neden özellikle ebeveynler?

Ebeveynlik, bitmeyen bir sorumluluk hâlidir. Fiziksel olarak orada olmak yetmez; duygusal olarak da ulaşılabilir olmak beklenir. Aynı anda hem sabırlı, hem üretken, hem ilgili, hem güçlü olmanız gerekir. Üstelik çoğu zaman yeterli destek olmadan.
Modern ebeveynlik aynı zamanda oldukça yalnızdır. Herkes “iyi ebeveyn” olmanın ne demek olduğu konusunda fikir sahibidir ama ebeveynin nasıl hissettiğiyle çok az ilgilenilir. Çocuklukta yaşanmış ve işlenmemiş travmalar da bu tabloya eklendiğinde, sinir sistemi donakalma tepkisine daha hızlı geçebilir.
Çocuklar bu hali hisseder mi?
Evet. Çocuklar, ebeveynlerinin duygusal varlığına sandığımızdan çok daha duyarlıdır. Ebeveyn fiziksel olarak orada olsa bile, içsel olarak ulaşılmaz olduğunda çocuk bunu hisseder.
Bir resimle koşarak gelen çocuğun karşısında, sıcaklık yerine boş bir bakış varsa; çocuk bir süre sonra o resmi getirmemeyi öğrenir. Bazı çocuklar ebeveynin ruh hâlini kollamaya başlar, bazıları kendi duygularını bastırır. Aile içinde ilişkiler zamanla duygu yerine görev odaklı hâle gelebilir.
Donakalma halinden çıkmak mümkün mü?
Evet. Ve bu, büyük değişimlerle değil; küçük, şefkatli adımlarla başlar. Önce şunu kabul etmek gerekir: Bu durum bir zayıflık değil. Bedenin seni korumaya çalışmasıdır.
Sonra bedene geri dönmek gelir. Nefesi fark etmek, ayakların yere bastığını hissetmek, kısa bir yürüyüş yapmak, hafifçe esnemek… Donakalma bedensel bir hâl olduğu için, çözülme de bedenden başlar.
Aynı anda birçok şey yapma alışkanlığını bırakmak da önemlidir. Çocuğun saçını tararken sadece onu taramak. Çamaşır katlarken telefona uzanmamak. Küçük anlarda anda kalmak.
Katı rutinler yerine, güven veren ritimler oluşturmak; sıcak bir içecek, kısa bir yazı anı, akşamüstü yapılan kısa bir yürüyüş gibi. Beslenme, uyku, temiz hava… Bunlar klişe gibi görünse de sinir sistemi için temel ihtiyaçlardır. Ve en önemlisi: Çocuklarla bağ kurmak için mükemmel anlar beklememek. Beş dakikalık bir temas, sırtına konan bir el, birlikte gülünç bir şey fısıldamak bile yeterlidir.
Ne zaman destek almak gerekir?
Eğer bu hal uzun süredir geçmiyorsa; çocuklarla bağ kurma isteği var ama yolu bulunamıyorsa; kişi kendini sürekli uyuşturma eğilimindeyse ya da hayattan alınan tat tamamen kaybolduysa, profesyonel destek almak önemli bir adımdır.
Terapi, bu donmuş halin altında ne olduğunu güvenli bir alanda keşfetmeye yardımcı olur. Sinir sistemini yeniden düzenlemek ve kişinin kendisiyle bağını onarmak mümkündür.
Ebeveynlik zaten yeterince zor. Sürekli hissiz, kopuk ve yorgun olmak bu işin “doğal bedeli” olmak zorunda değil. Ebeveynler de neşe, temas ve canlılık hissetmeyi hak eder. İşlevsel donakalma, fark edildiğinde çözülebilen bir hal. Ve çoğu zaman, ilk adım sadece bunu fark etmekten geçer.
Kaynak: parent
İlginizi çekebilir: Duygusal olarak olgunlaşmamış bir ebeveynle büyüdüğünüzün 5 işareti

