Dönüşüm: Eskiyi dışlamadan, ondan kaçmadan bütünlüğe ulaşmak

Karantina sürecinde normalde çok iyi anlaştığım babamla bir süre anlaşamamaya başladım. Hareketleri, tavırları beni rahatsız etmeye başladı. O kadar rahatsız oluyordum ki bazı anlar görmeye bile tahammül edemiyordum. Sonra fark ettim ki görmeye tahammülümün olmadığı babam değil, kendimmişim.

Yazılarımı takip edenler bilir: Kıtlık bilincimi dönüştürmek için ne kadar uzun zamandır uğraştığımı, çalıştığımı. Kaç senedir bu konu mevzularımın başında geliyor; hatırlamıyorum bile. Benim için oldukça zor bir konu. Karantina dönemi bu anlamda işime çok yaradı. Bir şeyler oldu ve ben senelerdir uğraştığım yere eriştim sanki; bolluk bilincinin kapısını araladım kendim için. Özel hiçbir şey yapmadım bunun için. Belki senelerdir olan çalışmalarım bu dönem meyve vermeye başlamıştır ama yüzde yüz hallettin mi peki derseniz de cevabım hala hayır. Diyorum ya, kapı aralamak diyebiliriz şu an ancak.

Karantina sürecinde evde azdan korkan halime göre daha sakin davrandım. Bilinçaltının çok derinlerindeki ve ta atalarımızdan gelen “Aç kalıp öleceğim” korkusu yerini, ben toprak anayla bağ kurup elinin ne kadar bonkör olduğunu gördükçe, Allah’a güvenip kendimi rahatça teslim ettikçe “Her şeyden bolca var dünyada, her zaman tüm ihtiyaçlarım karşılanıyor ve karşılanacak” rahatlığına bıraktı. Bu his beni çok hafifletiyor. Ağırlıklarımı bırakıyorum gibi bir his sanki. Bu hayatımda bu hissi hissedebildiğim anlar için şükürler olsun. Benim için o kadar kıymetli ki… Çünkü aksi hissin ne kadar zorlayıcı ve ağır olduğunu çok iyi biliyorum.

Evde hala bu şekilde hisseden; azdan haz etmeyen biri de babam. Kıtlık ve bolluk bilinci arasındaki farkı anladıkça gözlemle çok daha fark edebiliyorum o hislerin içindeki insanları. Babam, kıtlık bilinci içinde konumlanmış kişilerden bir tanesi.

Bu sebeple de karantina süresince ihtiyaç alışverişlerimizde 1 yerine 5’er kutu aldı ne alıyorsak. İhtiyacı olan başkaları alsın yapmayalım dediğimizde de: “Ya biterse? Bizim de ihtiyacımız var!” diye karşı çıktı. Anlıyorum onu. Hem de çok iyi anlıyorum. O hissi söylediğim gibi çok çok iyi biliyorum. Öyle büyük ve kuvvetli bir his ki insanı ele geçiriyor. Kontrol pek edemiyorsun.

Fakat ben bu histen kaçmaya ve kurtulmaya çalışırken ve uğraşlarım sonucu hazır biraz da olsun geride bırakmayı başarabilmişken babamın o halimi bana aynalaması beni korkunç rahatsız etti. Ben kaçtıkça babamla beraber karşımda dikildi.

Yani daha doğrusu ben neden babama karşı bu kadar tepkiliyim diye düşündüğümde fark ettim tüm bu anlattıklarımı. Tepkili olduğum babam değil, kendi o halimdi. Babamın tek yaptığı içimdekini bana yansıtmaktı. Sıkıntı ise içimdeki kaçmaya çalıştığım parçamı bana direk, dolambaçsız yansıtması oldu.

Demek ki o kıtlık bilincinde olan Gamze hala çok kuvvetli bir şekilde içimde yaşıyor ki babamın hareketlerinden “aşırı” rahatsız oluyorum. Babamı özlememe rağmen ona yanaşamıyorum. Demek ki hala o kadar kuvvetli ki çok fazla öfkelenebiliyorum. Hala gücü öyle yüksek ki beni babama yanaşmaktan alıkoyabiliyor.

O gücü de korktukça, panikledikçe veren benim ama olsun bu detayı başka haftalarda, başka hikâyelerde konuşuyor oluruz.

Bildiğim ama unuttuğum, sonrasında ise yeniden hatırladığım bir bilgim var şu an yine elimde:

Değişim, eskiden kaçarak olmaz. Dönüşüm, eskiyi dışlayarak gerçekleşmez. Eski halinle yeni halin el ele verip barış içinde kalabildiği zaman o bütünlüğü yaşıyor insan. Eskiyi de yeni gibi kabul edip sevdiğinde, eskinin de sana hizmet etmiş bir parçan olduğunu anlayıp kabul ettiğinde şefkatle değişmeye başlıyor bir şeyler.

Çözüm yeni, istediğimiz hali keşfettiğimiz an eskiyi dışlamak değil aslında. Eski diye adlandırdığın şey seni bugünlere getirmiş koca bir parçan olmuş. O parçanı da onurlandırarak, varlığını sevgiyle kabul ederek, onun da içindeki bilgeliği alarak yeniye yavaşça sokulmak aslında dönüşümün kendisindeki gizli güzellik.

Yani demek istediğim o ki benim dışladığım, çok kızdığım, görmek istemediğim babam değil kendi parçammış. Teşekkürler baba bunu fark etmeme vesile olduğun için! Bana kocaman bir ayna tuttuğun için çok teşekkürler! Şimdi sıra o parçamı şefkatle sarmak yeniden, teşekkür etmek beni bugüne kadar getirdiği için, biraz da yumuşakça öpmek yanaklarından belki. İşte tam da orada her yerde çılgın gibi aradığım bütünlük hissi beni bekliyor olacak. İşte tam da o noktada kendimi her halimle kabul etmenin tadına varıyor olacağım. İşte tam da o noktada babama artık kızmayacağım.

Ve kendimi olduğum halimle, olduğum kadarımla tamamen kabul ettiğim noktada artık dışarıdaki aynalara ihtiyacım kalmayacak. Hayat tam da o noktada kolaylaşacak.

Sözün özü, birilerine çok ama çok kızdığınızda orada bi’ durun. Durun ve sorun kendinize neden bu kadar kızdığınızı. Derinlere indiğinizde kendinizle karşılaşmak çok muhtemel. Karşılaştıktan sonra ise…

Kendinizi sıcacık sarmanız dileğiyle…

Sevgiyle…

İlginizi çekebilir: “Aynalama” size sizi anlatıyor: Yansımanızı görmek istemez misiniz?

Gamze Baytan
Selamlar, Gamze ben. Meditasyon ve yoga hocasıyım. 7/24 çalıştığım organizasyon sektöründen bir anda "Ne yapıyorum ben kendim için" diyerek çalışma hayatımda ne istediğime karar ... Devam