Dileğiniz gerçek olsa şaşırır mıydınız: Bakış açınızla kendi gerçekliğinizi yaratabilirsiniz

Hayatınızda hiç her şeyin çok yolunda gittiği günleriniz oldu mu? Maddi desteğe ihtiyacınız olduğunda şirket politikasında olmadığı halde bir anda gelen teşvik primi, tek başına taşınmaya çalışırken aniden ortaya çıkan, uzun zamandır görmediğiniz ve enteresan bir şekilde sanki sadece taşınmanıza yardım için gelmişçesine sonrasında yine bir daha görmediğiniz bir dost. Olan her şeyin tam zamanında, tam olması gerektiği yerde, olması gerektiği gibi olduğu, neredeyse “Bu bir mucize” dedirten anlar.

En azından bir kez olsun yaşamışsınızdır.

Size başıma çok yeni gelmiş ufak bir olayı anlatmama izin verin. Bir süredir yeni bir dizüstü bilgisayara ihtiyacım vardı. Satın alma sürecini kendimce sebeplerden erteliyordum. Ancak zaman zaman internet üzerinden, zaman zaman elektronik mağazalardan da alternatifleri incelemeye devam ediyor, yakınlarıma ihtiyacımdan ve satın alma arzumdan bahsediyordum.

Maalesef bilgisayara ek olarak ihtiyacım olan programların maddi yükü de oldukça fazla gözüküyordu. Tüm bunlar olurken mevcut dizüstü bilgisayarım aniden ve daha önce vermediği bir hatayı ilk ve son kez vererek bana tamamen veda etti. Yine de son bir umut bir tamirciye götürdüm; sohbetimiz sırasında ihtiyaçlarım doğrultusunda yeni bir dizüstünden ne gibi teknik özellikler beklemem gerektiğini öğrendim. Şimdiye kadar baktığım modellerin bana uygun olmadığını da.

Akabinde bana göre zamansız bu acil ihtiyacın ve yapmam gereken onca işi askıya almak durumunda kalmış olmanın telaşlı hüznü ile elektronik mağazaları gezmeye başladım. Artık ne aradığımı daha iyi biliyordum. Gezdiğim tüm mağazalarda çok ilgili, pozitif ve bilgili çalışanlarla desteklendim. En son mağazaya ulaştığımda tam olarak ne istediğimi biliyordum ve karşımda bana bunu sunan bir çalışan vardı. Üstelik bütçe olarak ayırmayı planladığım rakamdan daha düşük bir fiyata. Hikayem burada bitmedi, tüm bu sürecin bir hediyesi daha oldu. Satın almam gereken programların seçtiğim marka bilgisayarın hediyesi olduğunu söyledi. Oysaki iki hafta önce seçtiğim daha pahalı model de aynı markaydı. Bu bilgiyi teyit etmek istediğimde ise bu hediyenin sadece iki gün için geçerli olduğunu, yarın gitsem ödeme yapmak durumunda olacağımı öğrendim.

Bu bir mucize miydi? Bu aralar çok mu şanslıyım? Dileklerim, kapılarım mı açık? Dualarım kabul mu oldu?

Dilek tutmak, dua etmek için çok sebep, çok araç var. Her ikisi de yaşam motivasyonlarımızın çok büyük birer parçası. Öyle ki din, dil, ırk ayırt etmeksizin kabul görmüş, ritüelleşmiş araçları var. Bir yıldız kaymasına şahit olduğumuzda, kirpiğimizden bir parça düştüğünde, doğum günlerimizde pastamızın mumlarını üflerken, saati tam olarak 11:11 olarak gördüğümüzde, ya diliyoruz ya da dilemeye teşvik ediliyoruz.

Bir de her işi hep yolunda giden insanlar var. Her istedikleri kolaylıkla gerçekleşen. Yukarıda paylaştığım türden anlar, hayatlarının genelini oluşturanlar. Nasıl oluyor da oluyor o malum şanslı (!) insanlar böyle şeyleri sürekli deneyimlerken sizin kırk yılda bir başınıza geliyor ya da hiç gelmiyor?

Bunun için izlenmesi gereken gizli bir harita mı var? Evet, bir harita var diyebiliriz ama kesinlikle gizli değil. Her birimiz fiziksel bedenleriz, doğru. Aynı zamanda enerjiyiz de. Kemiklerimizin, derimizin, kaslarımızın her birinin aynı zamanda enerjisi var. Dış dünyaya düşünce ve hislerimize bağlı sinyaller gönderiyoruz. Farkında olsak da, olmasak da herkes ve her şeyle bağlantıdayız. Kendimizi bir enerji frekans kanalı içine ayarladığımızda da hayatımıza o frekansın titreşimlerini ve etkilerini çekiyoruz. Tıpkı dinlemek üzere radyoda bir kanalı ayarlamak gibi. Önceki veya sonraki değil, tam da o kanal dinlediğiniz, dinlemeyi seçtiğiniz kanal.

Yaşamlarımızdaki bakış açılarımız gerçeğimizi yaratıyor, gerçekliklerimiz bakış açımızı değil.

Dışarıya verdiğimiz enerji, benzeri ile eşleşip bize geri dönecektir. Kuantum fiziğine göre ihtiyacımız olan yüksek enerji seviyesine çıkmak ve onu koruyabilmek için öfke, kıskançlık, dedikodu, utanç, korku gibi düşük enerjilerin yerlerini, daha yüce olanlarla, aşk, sevgi, şükran, heyecan, neşe gibi yüksek enerjiler ile doldurmak gerekiyor. Hepimizin iyi günleri kadar kötü günleri de oluyor. Hayatlarımızda dalgalanmalar olması kadar doğal bir şey yok. İnişler ve çıkışlar… Tamamen başka alanlar gibi gözükse de sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, keyif veren bir hobi, meditasyon dileklerimize ulaşmaya giden yolda kanal olacak sevgiyle, daha yüce olanla bağ kurmaya, yüksek enerji seviyesini daha sıklıkla deneyimlemenize destek olabilir.

Enerjiyi başka ne yükseltebilir? Gerçeklemiş örneklerine ne dersiniz? Analitik zihinleri, gerçeğe dönüşmüş bir idealden daha çok tatmin edebilecek bir şey yoktur herhalde. Eğer bir süredir hayalini kurduğunuz dileğiniz henüz vuku bulmadıysa arkanıza yaslanın ve derin bir nefes alın. Günlük yaşantınızda çoğunlukla ilişkide olduğunuz, yakın temas kurduğunuz kimseler hayalinizi desteleyecek türden kişiler mi? Yaşamları, tavırları size ilham veriyor mu? Cevaplarınız olumsuzsa eğer, elbette ki eşimizden, dostumuzdan vazgeçmeyeceğiz. Size ilham verecek, hayalinize giden yolda sizi motive edecek kişileri takip etmeye, onların yaşamlarına tanıklık etmeye ne dersiniz? Bu kişi dünyanın bir ucunda yaşayan, hiçbir ünü olmayan sosyal medyadan biri veya tam tersi büyük bir üne sahip başka biri olabilir. Dileğinizin enerji alanını güçlendirecek, size ilham verip içinizdeki itici gücü tetikleyecek, tanıdığınız veya tanımadığınız bir x kişisi olabilir.

Bir başka soru. Hayaliniz, gerçek olursa diye düşündüğünüzde, bu anı ince detaylarla kurgulayıp içine girdiğinizde sizi heyecanlandıran bir şey mi? En ince ayrıntısına kadar gerçekleştiğini hissedebiliyor musunuz? Gerçeklemiş hali size bedeninizde bile hissedebildiğiniz bir neşe, bir coşku, bir heyecan veriyor mu? Bu yolda neler, ne tür engeller, kayıplar veya durumlar sizin için bir seçenek bile değil? Asıl önemli konu niyetinizle bağ kurdunuz mu? Bir şeyler olduğunda sadece izleyecek misiniz? İhtiyacınız olan şey “Ne zaman bir şey yapacaksın?” ile “Ne yapacaksın?” arasındaki güçlü bağ.

Dileklerimizin gerçekleşmediğini düşünmemizin önemli bir sebebi de çoğunlukla biz nasıl gerçekleşeceğini düşünmüşsek ondan farklı şekilde gerçekleşiyor olmaları. Gerçekleşen, ancak istediğimiz şekilde gerçekleşmeyen dileklerle ilişkimizdeki en riskli kısım, farkındalığımız o yönde değilse onları fark edemeyişimiz.

İnanç en güçlü enerji bağlarından biri. Almak ve kabul etmek kavramları inancın kolları olarak burada devreye giriyorlar. İlk bakışta ne kadar hoş geliyor kulağa, değil mi? Biri veriyor ve biz alıyoruz ve kabul ediyoruz. Gerçekte öyle mi peki? Ne kadar uzun zamandır bu yolda tek başına yürüyorsunuz? Her şeyin altından tek başına kalkmaya çabalıyorsunuz? Bir şeyleri tek başınıza oldurmaya çalışıyorsunuz?

Şu andan itibaren yeni bir adım atıp olanı olduğu gibi alıp kabul etmeyi denemeye kalpten gönüllü olabilir misiniz? Dileklerimiz, deneyip deneyip, dileyip dileyip istediğimiz gibi, kafamızda kurduğumuz gibi gerçekleşmediğinde yeni bir inanç oluşuyor. “Olmuyor işte.” “Bana olmaz zaten.” “Olmayacak.” “Olması çok zor, neredeyse imkânsız.” Ve bu inanç güçleniyor. Evren bizi her koşulda seçtiğimiz yönde destekliyor. Artık biliyoruz; yükselen enerji eşittir gerçekleşecek olan. Gerçek olmayacak!

Peki bize ne yardım edecek? Daha yüce olana inancı ve bağı güçlü, birazcık meraklı bir araştırma hali. Arzu ettiğimiz şey acaba bizim hayal ettiğimizden farklı şekilde mi gerçekleşiyor? Bundan daha iyi nasıl olur?

Bu yolculukta, bu metinde sonuncu ama bir o kadar da önemlisi; hayallerimiz çok güzel, düşününce, anlatırken, dilerken dilimizden dökülen “Keşke gerçek olsa”… Keşke olsa ama olursa veya olması için belki de boşanmam/ilişkimi bitirmem, bu şehirden taşınmam, mevcut işimi bırakmam, kilo vermem ve benzerleri lazım. Bunların hepsi çok zor ve korkutucu. Bunlar varlığından az çok haberdar olduğumuz yargılarımız. Bir de bunların farkında bile olmamak hali var ki kendileri görünmez ama negatifliği, yüksek enerjileri birer kara bulut gibi etrafımızda.

Bu tarz durumlarda olan yargılara istinaden yaratılan bakış açısına bağlı bir güvenli alan yaratmak. Şuraya tutunalım, buraya koruma kalkanlarını dizelim, kapı ve pencerelere alarm taktık. Tüm giriş, çıkış alanlarını tıkadık, tamamdır, güvendeyiz.
Bu yaratımda almak ve kabul etmek yok. Oysaki alıp kabul etmeyi seçmek gerekiyor. Ve seçimin koşullusu olmaz. Yargılar, cevaplar olmadan alıp kabul etmeye gönüllü olabilir miyiz? Alıp kabul etmeye gönüllü olduklarımızın enerjisini de alıp kabul etmeliyiz.
Her birimiz tecrübe ettiğimiz yaşamların koşulları kadarını biliyoruz. Oysaki sonsuz farklı yaşam, sonsuz farklı olasılık var…
Ve şimdi DİLEĞİNİZ GERÇEK OLSA ŞAŞIRIR MIYDINIZ?

Sevgiyle…

İlginizi çekebilir: Tatmin duygusu uzaklarda veya gelecek bir zamanda değil: Yakındaki mutluluğu görebilmek

Birce Sinem Tezer
Merhaba, ben Birce. Yoga ile lise yıllarımda tanıştım. 200 saatlik temel eğitimimi 2014 yılında aldım. İçlerinde Godfrey Devereux gibi pek çok kıymetli eğitmenlerin olduğu ... Devam