Bugünü anlamak için geçmişe kulak verin: İçinizdeki çocuk size ne söylemek istiyor?

Aslında nereden başlamak gerekiyor, nasıl devam etmeli bilemiyorum. Bildiğim bir şey varsa o da içimdeki çocukla ilgili bir yazı yazmam gerektiği. Belki de en korktuğumuz, içine dalıp bakarken boğulacak hissi yaşadığımız, belki de üzerine bir örtü örttüğümüzden sebep hiçbir şey hatırlayamadığımız saklı bir yer içimizdeki çocuk. Farkında olsak da olmasak da şu anda yaşadığımız tüm problemlerin, deneyimlerimizin, yaratımlarımızın kaynağı içimizdeki çocuğun yarattığı yorumlar, inançlar, anlamlar.

Geçenlerde çok sevdiğim bir arkadaşım, astroloğum herkese karşı çok toleranslı olmama rağmen kendi çocuğuma aynı sabrı gösteremediğimi anlayınca “İçindeki çocuğa bakar mısın?” dedi. O an dumur oldum. Evet içimdeki çocuk nasıl biriydi? Nelerden hoşlanıyordu, nelere kızıyordu? Nerelerde savunmaya geçiyordu? Hangi duyguları, inançları geliştirmişti o küçücük kalbiyle?

Kendimi bildim bileli yaşamı sorguladım; hayatı, kendimi, insanları. Neden buradayım? Buradaki görevim ne? Yaratıcı işlediğimiz günahlardan dolayı bizi yakacak mı? Yoksa biz yaptığımız eylemlerin sonucunda mı kendi kendimizi yakacağız?

Hatırlıyorum da bir gün anneme ben bir bedensem ve parmağım bana aitse onun bilerek canını yakar mıyım? Madem Allah beni yarattı ve ben onun bir parmağıysam o zaman yara aldığımda yaralarımı sarmaz mı? Kaderi mi yaşıyoruz yoksa kaderi yazdığımızı mı zannediyoruz yoksa gerçekten kaderimizi biz mi yazıyoruz? Daha buraya yazmayacağım yüzlerce soru. Çünkü asıl konu bu değil. İçimdeki çocuk.

Bastırılarak, kurallarla ve bolca hayırla büyüyen bir nesiliz biz. Ya asi olduk ya da oyun kurucuların yanında geçici de olsa bir oyuncu ya da hala bir oyuncu bize sunulan senaryoyu oynayan.

Şimdi sen başla bakalım sorgulamaya. Şu andan başla. Geriye gitme. Arzu ettiğin hayatı mı yaşıyorsun yoksa yaşayanları mı seyrediyorsun? Nelere kızıyorsun? Nelere şikayet ediyorsun hayatta? Seni en çok inciten şey ne? Hangi insanlara tahammül edemiyorsun?

Hiçbirinin şu anla ilgisi yok. Hepsi dünün bir izdüşümü.

Anneyle başlayalım mı? Orada kabul etmediğin yer neresi? Ondan aldığın bir inanç sistemi var mı? Sevgiyi aldın mı mesela?

Saygıyı, değeri, kabulü…

Asıl burada başlıyor her şey. İnsan hep reddettiği şeye dönüşür. Asla dediği şeyleri yaşar. Kendini bütünüyle kucaklayabilmek için.

Mesela bir danışanım annesinden sürekli “ayaklarının üzerinde dur, kocanın eline bakma” diye nasihat almış. Tabi ki koca parası yiyen, üretmeyen bütün kadınlara düşman. Çünkü o tarafı o kadar kapatmış ki ne yazık ki eşinden hiç maddi destek görememiş. Çünkü yıllarca kendi ayakları üzerinde durmuş. Çocukken bile çalışıp kendi parasını kendisi kazanmış. Bunu fark ettiğinden beri o kadınlara duyduğu öfke gitti anlayış geldi. YARGIladığımız her şey aslında barışmamız gereken, esnetmemiz gereken yerimiz. Kendisini destek almaya açtı. O kadınları anlamaya, empati yapmaya başladı.

Şimdi babanızı düşünün. Sizi rahatsız eden yönlerini. “Ben asla onun gibi olmayacağım” dediğiniz oldu mu? Sorumsuz, bencil, öfkeli…

İşte tam burası dönüştürmeniz gereken yer. Sevgiyi alamadığınızda sevgisini gösteren bir adama aşık olursunuz. Zamanla onun sevgisine o kadar muhtaç olursunuz ki bir bağımlı gibi… Sonra eş çekti mi ilgiyi, sevgiyi tekrar o sevgisiz çocuğa döner bir dilenci gibi sevgiyi aramaya başlarsınız. Oysa ki burada en önemli nokta kendini sevmektir.

İçindeki çocuk takdir görmedi mi farkında olana dek takdir için ciddi ödünler verirsiniz. Sonuç: Sen kendini takdir etmeden takdir görmeyeceksin.

Mutluluğun şifresi ne biliyor musunuz? Çocukken alamadığınız şeyi kendinize aktarabilmek. Çocukken alamadığınız o değeri kendinize sunabilmek.

Şimdi verdiğin tepkilere bakalım. Tepkilerinizin şu anla ilgisi yok. Tamamen çocukluğunda oluşturduğun inançlarla ilgili. Yine bir örnekten gideceğim. Bir danışanımın yöneticisiyle olan iletişimsizliği. Konuşunca ortaya çıkan durum şu: Yönetici işin nasıl olması gerektiğini söylüyor, danışanım ise yaptığım şeyi beğenmedi olarak algılıyor ve savunmaya geçiyor.

Aslında SAVUNMAYA geçtiğiniz her an içinizdeki çocuğun bir çığlığı ve diyor ki “benim düşüncelerim önemli ya da ben değerliyim ya da beni dinle, beni anla, beni onayla, beni sev“… Biri seni sinirlendirdiğinde hangi düşüncelerin devreye giriyor bak. O an de ki “Şu anda beni öfkelendiren şey ne? Hangi oluşturduğum inanç???

Haydi şimdi yapılandıralım mı içimizdeki çocuğu?

  • Arzu ederseniz çalışmayı yapmadan önce bir çocukluk fotoğrafı bulup ona bakabilirsiniz yolculuğa çıkmadan önce.
  • Şimdi gözlerinizi kapatın ve derin nefesler alın. Sadece nefesinizde kalın. Bırakın düşünceler gelsin gitsin. Nefesle kalın. Nefesinizin derinliğine, bağlantısına bakın.
  • Şimdi bedeninizi gözlemleyin. Bacaklarınızı, sırtınızı, kalbinizi, bedeninizin yerle olan temasını.
  • Çocukken yaşadığınız sizi üzen bir anı canlandırın zihninizde.
  • Şimdi bakın bakalım çocuk nasıl tepkiler vermiş, nelere üzülmüş, hangi düşünceler geliştirmiş? 
  • Karşısına geçin ve deyin ki “Seni seviyorum güzel çocuk, sen benim için çok değerlisin. Bundan sonra seni kimse kıramaz, incitemez. Ben hep yanındayım. Seni yaptığın her eylemde destekliyorum. Güvendesin…
  • Yüzü gülene kadar duymak isteyeceği şeyleri söyleyin ve ona sarılın.
  • Çalışmayı en az 7 gün boyunca yapın.

Namaste…

İlginizi çekebilir: Uyumlanma zamanı: Hayatın dengesine ayak uydurabilmek

Tuba Kaytaş
Türkiye’nin ilk nefes koçlarından olan Tuba Kaytaş, Beden Eğitimi Spor Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. İlk nefes eğitimini 2005 yılında Judith Kravitz’ten aldı. Nefesin hayatına ... Devam