Bir arada yaşamak mümkün: Kabul etmek özgürlüktür ve bu sevmekle ilgili değildir

Geçtiğimiz gün Berkun Oya’nın yeni dizisi “Bir Başkadır”ı izledim. Dizi daha ilk bölümü ile toplumda bir farkındalık ve yüzleşme yaratmak için geldiğini belli etti. Bu yazımda diziden ilhamla sizinle paylaşmak istediklerim var. Yaşamınıza katkı olmasını dilerim.

Kabul etmek özgürlüktür.

Birinden nefret ettiğinde “nefret” nerede yaşar? Nefret eden her kimse onun bedeninde! Yani, aslında birinden nefret ettiğinde kalbini bu duyguyla doldurursun. Bir de inatçıysan nefreti bırakmamak için yıllarca tutarsın onu içeride. Ve bazen diğer kişinin bundan haberi bile olmaz.

Tüm duygular akışkandır ve akışkan kalmak ister.

Duygu İngilizce emotion kelimesinden gelir yani e-motion (energy in motion). Türkçesi “Hareket halindeki enerjidir.” Tüm duygular doğaları gereği hareket halinde olmak isterler. Gelmek, hissedilmek ve gitmek… Ancak biz onlara tutunduğumuzda katılaşmak zorunda kalırlar ve katılaştıkları hal ile bedene yerleşirler. Zaman içinde bu katılaşmış duygular rahatsızlıklara dönüşür. Duygular, öz halleri akışkan olduğundan hep yeniden akışkanlığa dönebilmek için özgürleşmeye çalışırlar. İşte katılaşmış bu halin çözülme çabasıdır tetiklenme. 

Nefreti de tüm diğer duygular gibi özgürleştirip akışına uğurlayabilir misin? Bunun için öncelikle kabulü anlamaya ihtiyacın olacak.

Kabul etmek için mutlaka sevmek mi gerekir?

Kabul etmek başka, sevmek başka şeylerdir. Kabul etmek çok basitçe birini olduğu haliyle görebilmek ve onu değiştirmeye çalışmadan var oluşunu izlemektir. Bazen “Aklım almıyor bir insan nasıl böyle düşünür? Nasıl böyle şeyler yapar?” deriz ya… O zamanlarda aslında tüm insanların eşsiz olduğunu unutuyor olabilir miyiz?

Hepimiz bambaşka varlıklarız ve doğduğumuz andan bugüne yaşadıklarımızla bambaşka karakterler geliştirdik. Güçlü ve zayıf yanlarımız, hassasiyetlerimiz var. Hayallerimiz ve gerçeklerimiz var. Karşılanmış ve karşılanmamış ihtiyaçlarımız… Görülmek, onaylanmak ve var olmak istiyoruz. Sevilmek için geliştirdiğimiz stratejiler var. Bunların bazıları bize, sevdiklerimize ve topluma zararlı. Ancak sevildiğimizi hissetme yolu olmuş bu stratejileri görmekte ve bırakmakta zorlanıyoruz ve çiçeğin suya ihtiyacı olduğu gibi sevgiye açız. 

Evet, birbirimizi sevmek zorunda değiliz elbet. Sevgi ve zorunda olmak kelimelerinin aynı cümlede geçmesi bile büsbütün bir çelişki. Ancak, eğer gerçekten ve samimiyetle daha iyi bir dünya hayalimiz varsa, bugün ve her koşulda “kabul etme”yi pratik etmeliyiz. Bir diğerini değiştirmeye çalışmak için eksiklerini arayarak değil, gerçekten olduğu haliyle onu görmek için bakmayı öğrenmeliyiz. 

Şu anda karşımda bütün iddiasıyla benim düşüncemin tam tersini haykıran bu insan nasıl biri? Onun iddialarına karşın kendi düşüncelerimin doğruluğunu haykırmak isteyen zihnim biraz geri çekilebilir mi? Kendi düşüncelerimin ve bildiklerimin dışına taşmak için bir fırsat olabilir mi bu insan? İnandıklarımın tam tersini doğru diye tanımış bu kişiyi yargısızca izleyebilmek özgürlüğe açacağım yeni bir kapı olabilir mi? Yaşam benim tanımlayabildiklerim kadar mıdır gerçekten? Yoksa artık onun kocaman bir bilinmezler bütünü olduğunu kabul ederek, içinde var olan her şeyin yaşamın bir parçası olduğunu görme olgunluğuna açabilir miyim kalbimi?

Ve bunu yaparken aynı kabulü kendime de sunabilir miyim? Bir başkasını yargıladığımı fark ettiğimde sadece içimde bunun var olduğunu görerek… Ve kendime inşa ettiğim sınırları genişletmek için kabul etme pratiğini hayatıma katarak… Kabul etmek zorunda olmadığımı hatırlayarak… Henüz yapamayabileceğimi bilerek, ancak her fırsatta deneyerek. 

Sadece pratik etmek bile kalbini genişletecek. En son kimin için doldu kalbin nefretle? Görmeye bile tahammül edemediğin o kişi kim? Şimdi kısacık kapatıp gözlerini sadece onu görmek için hayalinde bakabilir misin ona? Onun acılarını, bilincini, yaşamaya çalışan insan halini görmek için… Belki de ilk defa sadece tanımak için bakabilir misin ona?

Diğerini kabul etmek bir diğeri için midir? Yoksa senin için mi?

Bir diğerini kabul etme pratiği öncelikle senin içindir. Kendine koyduğun sınırlardan özgürleşme pratiğidir bu. Sen özgürleştikçe daha çok yaşamla ve huzurla dolar kalbin. 

“Ne yaparsam yapayım kabul edemiyorum…”

Kabul etmek bir hedef değil. Öncelikle kabul etmeye çalışmayı bırakmalısın. Kabul kendiliğinden gelen bir oluş halidir. Bir niyet sadece… Asıl pratik “olanı olduğu gibi görebilmek”tir ve bu pratik sana kabulü getirebilir. Her gün yapacağın bu küçük “olanı olduğu gibi görme” pratikleri minik minik, birbiri üzerine birikecek ve seni yepyeni bir bilince taşıyacak. Ve bir gün gelecek, insanlara baktığında artık sadece onların düşüncelerini ve söylediklerini değil, bunların ardındaki insanı göreceksin. O insanın acılarını ve karşılanmamış ihtiyaçlarını. Acı veren insanların, acı çeken insanlar olduğunu göreceksin.

Kolay değil ama değer. 

Evet “kabul etmek” zorlayıcı bir pratik hepimiz için. Ancak, muhteşem bir gelişim aracı!
Ve acı veren insanların acı çeken insanlar olduklarını görmeye başlamak, içinden geçmekte olduğumuz şiddet ve ayrım dolu bu devrin sona ermesinin tek yolu olabilir.
Bütün insanlar birbirlerini oldukları gibi kabul etseler, hayat nasıl bir yer olurdu?
Sen nasıl olurdun?
Ne dersin, sence de denemeye değmez mi?
Hakkımda daha detaylı bilgi, atölye ve ders duyurularım için www.digdemgirici.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

İlginizi çekebilir: Hangi tohumu suluyorsunuz: Yaşamınızı neyle doldurmak istiyorsanız o duyguyu besleyin

Diğdem Girici
İnanıyorum ki doğru bilgiye ulaşabilen ve bu bilgiyi hayatında doğru şekilde kullanmayı öğrenen her insan hayal ettiği yaşamı yaratabilir. İşte bu yüzden yazıyorum, yaşamımı ... Devam