Anneliği bu kadar romantize etmek, gerçekleri konuşmamak için mi?

Bazen kendimi “Acaba yeniden ben gibi hissedebilecek miyim?” diye düşünürken yakalıyorum. Sonra durup soruyorum kendime: “Ben gibi” ne demek tam olarak? Kimdim ben?

Herkes anneliğin kimliğe eklediği yeni özelliklerden bahsediyor. Ama kimse kimlikten eksilenleri konuşmuyor. Belki yaşadığı sancılı süreci unutmak istiyor insanlar. Belki de hiç deneyimlemedikleri bir şeye uzaktan bakmanın verdiği iyimserlikle konuşuyorlar.

Geçen gün arabada küçük bir el çantası buldum. Üzerinde “Hangover Kit” yazıyordu. İçinde bir ruj, göz kalemi, sakız, küçük bir parfüm ve ayna vardı. Aslında hiçbir zaman “nerede akşam orada sabah” insanı olmadım. Ama ara ara eğlenmeyi seven, kendine özen gösteren, bugünden dönüp baktığımda hayatı daha dolu dolu yaşayan biriydim. O küçücük çanta bana uzun zamandır hissetmediğim kadar “kendimi” hatırlattı.

“Bir zamanlar arabaya atlayıp çıkıyordum. Makyaj yapıyordum. İhtiyaç duyabileceğim şeyler bu kadar basit ve azdı.”

Şimdi ise evden en az üç çantayla çıkıyorum. Arabayı belki aylardır kullanmadım. “Hangover” kelimesi ise benim için artık yalnızca anneliğin uykusuzluğunu ifade ediyor.

Biliyorum… Bunların hepsi çok normal. Ama insanların çoğu şunu kaçırıyor: Bir şeyin ‘normal’ olması, onun zor olmadığı anlamına gelmiyor.

Geçen gün çocuk sahibi olmak üzerine konuşurken şöyle dedim: “Eğer mevcut hayatınızı gerçekten ‘çok’ seviyorsanız, çocuk sahibi olduktan sonra çok zorlanabilirsiniz.” Hemen itirazlar geldi:
“Hayatı seviyorsak zaten çocuk yapmak istemez miyiz?”

Mesele hayatı sevmek değil. Mesele, bugünkü hayatından ne kadar memnun olduğun ve o memnuniyeti terk etmeye gönüllü olup olmadığın.

İşini çok seviyorsan, sabah rutinine çok bağlıysan, hafta sonu spontane planlarını, bedenini, uykunu, özgürlüğünü, sessizliğini, canın istediğinde hiçbir şey yapmamayı çok seviyorsan… (Burada ‘çok’ vurgusu çok önemli.) Evet, büyük ihtimalle çok zorlanacaksın. Çünkü annelik sana sadece yeni bir şey eklemiyor. Aynı zamanda senden de bir şeyler alıyor. Ve bu anne olma kararının yanlış olduğu anlamına gelmiyor; sadece o dönüşümün romantize edildiği kadar kolay olmadığını gösteriyor.

Elbette zamanla her şey değişiyor. İnsan yeni düzene alışıyor. Çocuk büyüyor. Rutinler oturuyor. (Yani hopefully 🙂 daha bizim de orada olduğumuzu söyleyemem, bu kadar dürüstlükten konuşurken burada yanlış bir mesaj vermek istemem, rutinler falan oturmadı da neyse, oturacak bir gün diyelim.)

Ama özellikle desteksiz çocuk büyütüyorsanız zihniniz hiç kapanmayan sekmelerle dolu oluyor. Evin düzeni, çamaşırlar, doktor kontrolleri, aşı takvimi, uyku saatleri, ek gıda… Bir sekme kapanmadan diğeri açılıyor.

Bütün bunların yanında gözünüzün önünde yeşeren bir hayat var. Her gün sizi gülümseten yeni bir mimik, yeni bir beceri, yeni bir keşif… Canınızdan çok sevdiğiniz o küçücük insanın size duyduğu koşulsuz güvene tanıklık etmek ise tarif edilemeyecek kadar kıymetli. Zaten bütün yorgunluğa rağmen insanı bu yolculukta güçlü tutan şey de tam olarak bu. Ama anneliğin güzelliklerini anlatırken zorluklarını yok saymak, toplumun konuşmadıklarını, görmezden geldiklerini halının altına biraz daha itirmek demek.

Ve belki de bazen en çok ihtiyaç duyulan şey, “Bu kadar zorlanman normal.” cümlesinden çok, “Evet, gerçekten zor.” cümlesini duyabilmek. Evet herkes, her şeyin geçici olduğunun farkında ama ‘geçecek, bitecek, özleyeceksin, herkese zor, bir sen mi, abartma…’ gibi tepkiler, üzülerek söylüyorum ki iyi niyetli değil. Ardında iyi niyet barındıran tepki, konu ne olursa olsun size anlaşıldığınızı hissettiren ve karşınızda bir duvar değil, omzunuzda bir el olandır.

Şunu da ekleyerek yazımı tamamlamak isterim: Denk geldiğim videoda bir anne, ‘Bana hep çocuklarının bu hallerini özleyeceksin, aynadaki el izlerini özleyeceksin, yerdeki yemekleri özleyeceksin, gece uyanıp yanına gelmelerini özleyeceksin vs diyorlardı, o zaman da anlam veremiyordum şimdi de anlam veremiyorum. Hayır, hiç özlemiyorum. Çocuklarımı o zaman da seviyordum, şimdi de seviyorum ama çocuklarım büyüdü ve ben onlarla daha keyifli zaman geçiriyorum, karşılıklı birbirimizi anlıyoruz ve evimiz de temiz kalıyor; niye lekeli camı, kirli zemini romantize etmeye bu kadar meraklı herkes?’ gibi küçük bir isyandaydı ve hem güldüm hem de kendime yakın hissettim. Çocuğumun bir an önce büyümesini istiyor değilim, ‘hadi hemen büyüsün’ gibi bir söylemim yok, aksine çok hızlı büyüdüğünü fark ettikçe üzülüyorum da ama ben de evin dağınıklığını, yemek saatlerindeki kaosu özleyeceğimi sanmıyorum. Ya da eminim ki çocuğum derdini anlatabildiği günleri, anlaşılmadığı zamanlara tercih edecektir. Bir şeyleri gereğinden fazla romantize etmeye çok meraklı bir toplumuz. Bunun yerine gerçekten destekleyici tutumlar geliştirmeye çaba harcasak her şey çok daha iyi olmaz mı…

İlginizi çekebilir: Olasılıklar denizinde balık olamamak

Ecem Şenyurd Efecan Psikolojik Danışman
Selam, ben Ecem! Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra çeşitli özel kurumlarda çalışıp akademi özlemiyle soluğu yine üniversitede aldım, daha öğrenilecek çok şey vardı! Mindfulness ... Devam