Ankara’nın gri sokaklarından rock devrimine: Batu Akdeniz
Türk rock müziğinin son yıllardaki en üretken ve “karakterli” imzalarından biri olan Batu Akdeniz, sadece 3,5 oktavlık geniş ses aralığıyla değil, müziğine kattığı o ruhla da fark yaratmaya devam ediyor. Yolculuğuna Ankara’nın öğretici atmosferinde, Heavy Sky grubuyla İngilizce rock yaparak başlayan ve “Türk olduklarına inanılmayan” bir başarı hikâyesi yazan Akdeniz, bugün solo kariyerinde Türkçe söz yazarlığının ve modern rock sound’unun sınırlarını zorluyor.
Kariyerinin “gelişme” fazında olduğunu belirten, hem bir “melankolik şövalye” hem de stadyum hayalleri kuran bir rock neferi olarak karşımıza çıkan Batu Akdeniz ile; Ankara’nın üzerindeki etkisini, müzik piyasasının mevcut sertliğini, vokalistlikteki özgürlük alanlarını ve Türk rock tarihine bırakmak istediği mirası konuştuk.
İşte Türkiye’nin hak ettiği ana akım görünürlüğe doğru emin adımlarla ilerleyen o güçlü sesin, samimiyetle dolu dünyası…
1- Kariyerinizin her aşamasında Ankara’nın sizin için bir “ev” ve “öğretici bir yer” olduğunu vurguluyorsunuz. Son çalışmanız “Ankara’nın Sokaklarında” ile bu şehre bir aşk mektubu bıraktınız. Gençliğinizin geçtiği o “yapacak bir şey olmayan” Ankara’nın kısıtlı imkanları, bugün İstanbul’da yaşayan ve üreten Batu Akdeniz’in müziğindeki o odaklanmış ve güçlü sound’u ne ölçüde beslemeye devam ediyor?
Tabii ki, Ankara’da olmadığım sürede de bir Ankaralı olmaya devam ediyorum.. İstanbul’da da pek İstanbullu gibi yaşadığım söylenemez. Çok sabit ve sakin bir hayatım var, sporuma giderim, alışverişimi yaparım, yürüyüş yaparım. Hadi bugün Adalar’da gezi, yarın Beyoğlu’nda sabahlayayım, sonraki gün Moda sahilde biramı alayım oturayım gibi bir hayat yaşamıyorum burada da. Hala o Ankara bebesiyim ve öyle kalacağım. Ankara’da yaşadıklarım, müzisyenlik hayatımın ilk yılları, hepsini yanımda ve ruhumda taşımaya devam ediyorum.
2- Heavy Sky ile “Dreamer” albümünü yaptığınızda Türkiye’de İngilizce rock yapmanın zorluğuyla mücadele edip başarıya ulaştınız. “Hayat Böyle” ile Türkçe solo kariyerinize başlarken bu değişimi “konfor alanından çıkmak” olarak tanımlamıştınız. Aradan geçen yıllarda, Türkçe şarkı sözü yazarlığı sizin o meşhur “elektriklenmiş rock’n’roll” anlayışınızda nasıl bir kimyasal değişim yarattı?
Ne kadar güzel sorular hazırlamışsınız, öncelikle teşekkür ederim. Şarkı sözü yazarlığımda her yıl evrim geçirdim ve geçirmeye devam ediyorum. Türkçe söz yazarlığımın ilk yıllarında zıtlıklardan çok besleniyordum. Eksik’te kullandığım ‘’üşürsen evini yakmak’’metaforum gibi ya da Hareket Vakti’ndeki ‘’boş bir kalabalık’’ cümlesi gibi, bunları kullanmayı çok seviyordum ve bu şarkıların hepsi çok başarılı oldu ne mutlu ki. Sonraki yıllarda, daha basit şeyler yazmak istedim, tıkandığımı düşündüğüm anlar da oldu ama şu an fark ediyorum ki kafam çok rahat değildi. Özellikle 2023 2024 yıllarında Türkiye’deki siyasal, toplumsal olaylar, belirsizlikler; kalemimi de etkiledi ve özellikle bu 2 yıl en büyük tıkanıklıklarımı yaşadım. Bu yıl köklerime döndüm ve bir sürü bayıldığım şarkı yazdım. Kafamda tam olarak otutturdum ne yapabileceğimi ve ne yapmak istediğimi. İngilizce, Türkçe, çok fazla şey biriktirdim ve çok heyecanlıyım.

3- Dinleyicilerinizden sık sık “Seni Türkiye’ye sığdıramıyoruz” veya “Yurt dışında olsan çok daha farklı bir yerde olurdun” gibi yorumlar alıyorsunuz. Amerika ve İngiltere’de rock’n’roll yapma hayaliniz hala canlı olsa da, önce Türkiye’de bir şeyleri kanıtlamak istediğinizi belirtmiştiniz. Bu coğrafyanın rock müziğe olan bakış açısı, sizin gibi dünya standartlarında üretim yapan bir sanatçı için bazen bir “kısıt” mı yoksa aşılması gereken bir “meydan okuma” mı?
Evet bu YouTube’da ilk coverlarımı yayınlamaya başladığım 2010’ların başından beri duymaya alışkın olduğum bir şey, çok sağ olsunlar. Hayatımın çok büyük bir kısmında barlarda İngilizce sözlü rock şarkıları söyledim, Türkçe rock müziğe çok fazla aşina bile değildim son birkaç seneye kadar. 2024 sonunda Bad Company’nin efsanevi davulcusu Simon Kirke ile çalışma şansı buldum ve bildiğim kadarıyla Rock ‘n’ Roll Hall of Fame üyesi bir sanatçıyla düet yayınlayan 2 Türk’ten biri oldum. Bu benim için inanılmaz bir onurdu. Kendisi radyoda da beni övdü. Aynı zamanda aynı sene Alabama’da, baya Sweet Home Alabama’da Grammy’li country – rock sanatçıları ile aynı sahnelerde jam yapma fırsatı buldum ve onların şok olmuş bakışlarıyla karşılaştım. Sen Türkiye’de ne alaka diyenler oldu çünkü bambaşka bir coğrafya ve müzik kültüründen geliyorum ama onların müziğine çok aşinayım. Bütün bunlar, aslında bu yorumların da tesadüfi ya da boş bir gazlama olmadığını gösterdi. Şu an 30’larımın başındayım ve bir sürü şey kafamda çok daha oturmuş durumda. Artık İngilizce de Türkçe de yaparken üzerimde çok daha az baskı var. Tek bir yol yok, artık dünya küçüldü.
4- 3,5 oktavlık geniş bir ses aralığına sahip olmanız müzik çevrelerinde hep hayranlıkla karşılandı, ancak siz “mesele oktav değil, sesi nasıl kullandığın” diyorsunuz. Yıllar içinde sesinizdeki o “karakterli imza” ve güçlü vokal tekniği, sahnede binlerce kişiye eşlik ettirirken mi yoksa stüdyoda kendi prodüktörlüğünüzü yaparken mi daha çok özgürleşti?
İkincisini seçerim. Vokalist olmak isteyen genç arkadaşlara en büyük tavsiyem her zaman kendi kendilerini kaydetmeye ve duymaya alışmalarıdır. Bu en iyi antremandır. Mikrofon hakimiyetini güçlendirir ve sesinizi nerede nasıl, ne kadar güçle kullanmanız gerektiğini size öğretir.
5- Karl Golden ile YouTube üzerinden kurduğunuz küresel dostluktan Murathan Mungan projelerine, Pamela’dan Koray Candemir’e kadar çok farklı isimlerle düetler yaptınız. Bu kadar geniş bir yelpazede “aranan vokal” olmak, kendi solo kariyerinizde “Batu Akdeniz tarzını” korurken size nasıl bir perspektif kazandırıyor?
Daha şimdiden uzun bir yolculuk oldu ama çok daha fazlası ve büyükleri için çok açım. Güzel şeyler duymak ve vokalistliğimin beğenilmesi beni çok mutlu ediyor ama ben daha vokalimin sınırlarını tam gösterebildiğimi bile düşünmüyorum. Sıradaki projelerim ve yayınlanacak şarkılarımda çok daha özgürüm, daha geniş bir alanda top oynuyorum ve bu beni çok heyecanlandırıyor.
6- Türkiye’de bir “rock devrimi” yapılacağına inandığınızı ve en büyük uzun vadeli hayalinizin bir stadyum konseri vermek olduğunu söylemiştiniz. Günümüzde popüler müziğin dijitalleştiği ve tarzların birbirine karıştığı bir dönemde, bir rock müzisyeni olarak bu devrimin neresindesiniz?
(gülüyor) Buna dinleyicilerin karar vermelerini isterim. Evet bana böyle bir misyon yükleyen çok insan var, gitarlarını imzalatmaya gelen genç arkadaşlar var. Ben artık Batu değilim sadece; yavaş yavaş Batu ağabeyleri oluyorum ve bu beni mutlu ediyor. Sadece ben değil, çok yetenekli ve iyi işler yapan dostlarım, arkadaşlarım var. Birçok farklı rock tarzında. Rock çok geniş bir yelpaze sonuçta. Ben kendi yolumdayım, bu soruya 10-20 yıl sonra; yanımda benden 20-30 yaş genç bir rock müzisyeni oturuyorken birlikte cevap vermek isterim çünkü kendi yaptıklarımı ondan dinlemek isterim. Öteki türlü objektif olamam.

7- Son yıllarda oldukça üretken bir dönem geçiriyorsunuz; ardı ardına gelen single’lar ve EP’ler ile diskografiniz hızla büyüyor. Kendinizi şu an kariyerinizin “gelişme kısmında” gördüğünüzü ifade ediyorsunuz. Türkiye’de sizin kadar nitelikli rock müzik üreten isimlerin hak ettiği ana akım görünürlüğe ulaşması konusunda piyasanın biraz “yavaş” kaldığını düşünüyor musunuz?
Ne yazık ki evet. Spotify’da toplam 100 milyon dinlenmeye ulaşmış bir sanatçı olarak söylüyorum bunu. Şu an yeni çıkan öyle güzel gruplar, yetenekler var ki hiç kimseye ulaşamıyorlar. Ben onların yanında çok daha fazla şey başarmış durumdayım; piyasa çok ama çok sertleşti özellikle pandemiden sonra. Orta kesimin Türkiye’de giderek zorlanması gibi, orta segment dinleyiciye sahip olan müzisyenler de bu işi bir gelir kapısı olarak görme hayalinden giderek uzaklaştı ya da uzaklaştırıldı. Bunu aşmanın tek yolu, bir ya da birden fazla kafasına takmış insanın çıkıp, ‘’kardeşim ben inat ettim, bu tarzı bu ülkede ısrarla yapmaya devam edeceğim’’ diyebilmesi. Bunu diyebilmeleri için de tabii ki destek almaları gerek. Maddi, manevi her türlü desteği alabilmeleri gerek. Medya desteği alabilmeleri gerek.
2000’ler neden herkesin gözünde, dilinde altın bir dönem olarak adlandırılıyor? Ekonomi çok daha iyi? ana akımda rock müzik çalınıyor, festivaller var, müzik promosyonu sadece tiktok, instagram’a kalmamış durumda; dergisi var, televizyon programı var. Bunları insanlar izliyor, dinliyor. Refah çok daha üst düzeyde.
Şimdi tam tersi. İşte birinin ya da birkaç kişinin çıkıp ‘’bir dakika, o iş öyle değil’’ demesi lazım. Nasıl der, nasıl söyler bilmiyorum. Hemşehrim Sercan’ın, Ezhel’in 2017 yazında Türkçe rap için yaptığı gibi. O da anlık bir şey değildi biliyorsunuz, yılların birikimi, emeği ve mücadelesi vardı.
8- Barış Manço’dan “Kara Sevda”, Ajda Pekkan’dan “Bir Günah Gibi” gibi klasikleri kendi tarzınızla yeniden yorumladınız. Gelecekte Batu Akdeniz diskografisine bakıldığında, insanların sadece “iyi bir yorumcu” değil de, Türk rock tarihine nasıl bir “yeni kiremit” koymuş bir sanatçı olarak sizi anmasını istersiniz?
Ben batı yakasının taksisiyim. Müziğim Batılı normlarda rock müzikten etkileniyor. Ekol olarak Yavuz abinin, Yavuz Çetin’in devamı gibi görmek isterim kendimi. O tabii ki daha blues odaklı bir rock müzik icra ediyordu. Ben daha klasik – modern rock etkilenimli bir müziğin peşindeyim. Ama kendimi bununla da sınırlandırmak istemiyorum.
Gitar sololarını geri getirmek istiyorum. Ama bunu kolaya kaçmadan, dinleyiciyi kandırmadan yapmak istiyorum. İnsanlar beni dinledikleri zaman, bazı albümlerde bir singer – songwriter duysun, bazı işlerimde epik gitar soloları yazan bir rocker gibi duysun, bazı işlerimde de melankolik bir şovalye duysun isterim. Umut olabilmeyi de isterim. Sesim yerinde olduğu sürece, onlara çok farklı renkler sunabileceğimi biliyorum. Söylediklerimin arkasında olacağım şeyler bırakmak istiyorum. Dediğim gibi gerisine tarih karar versin.
9- Son olarak Uplifers okuyucularına neler söylemek istersiniz?
Saygı, sevgi ve rock’n’roll. Harika sorular için çok teşekkür ederim.
İlginizi çekebilir: Sosyal medyada filizlenen bir dayanışma hikayesi: Anıl Şirin ile röportaj