Ağustos ayında kaçırmamanız gereken en iyi İstanbul sergileri

Şehrin kalabalığı azalırken galerilerdeki kürasyonların yenilendiği ağustos ayı, İstanbul’da sergi gezmek için oldukça iyi bir zaman. Kentteki büyük müze ve galeri rotaları nefes alırken, aylık sergi takviminde küçük ölçekli çalışmalardan uluslararası seçkilere kadar güçlü seçkiler bir çeşitlilik öne çıkıyor. Bu İstanbul sergi rehberi, ağustos ayında rotasını sanatla şekillendirmek isteyenler için farklı semtlerdeki dikkat çekici sergileri bir araya getiriyor. İstanbul’un dört bir yanında arşiv odaklı anlatılardan çağdaş sanatın deneysel alanlarına uzanan en güçlü işleri sizler için bir araya getirdik. Kimileri kapanmadan önce son kez görülmeyi beklerken kimileri de yaz sonuna doğru şehrin kültür-sanat gündemine yeni bir soluk katıyor. İşte bu ay İstanbul’da mutlaka kaçırmamanız gereken sergi rotaları!

Summer Edition Vol 5., EArt Gallery | 15 Ağustos’a kadar

Görsel: sanatokur

EArt Gallery’nin gelenekselleşen Summer Edition serisi, yaz döneminin daha serbest ve keşfe açık ruhunu galeri mekanına taşıyan seçkilerden biri. Beşinci edisyonuyla Akaretler’de yer alan sergi, tek bir ağır kavramsal omurga yerine farklı üretimlerin yan yana geldiği, daha rahat gezilebilen bir yaz rotası hissi veriyor. Estetik bütünlük ve ortak tema bakışından ziyade, birbirinden farklı sanatçılara ait işleri aynı anda keşfetme şansı sunuyor. Her sanatçının çalışmasını kişisel bağlam içinde tanımlarken, sergi mekanındaki komşuluk aracılığıyla ikili çarpışmalara da izin veriyor. Bu yönüyle büyük müze sergilerinden sonra kısa ama canlı bir galeri molası olarak öne çıkıyor. 

The Shape Between, Muse Contemporary | 15 Ağustos’a kadar

Görsel: artcolumn

Beden formunu soyutlayarak varlık ve yokluk arası ilişkiyi sorgulayan sergi, izleyicisini arada kalmış figürler aracılığıyla yaşamdaki yerini tanımlamaya davet ediyor. Görünmek ve kaybolmak arası gidip gelen karakterler, hem ait oldukları zamanda hem de farklı bir yerde var olmuş gibi görünürken, izleyici kendi bedensel sınırlarına daha soyut bir ölçekten bakıyor. İnsanın içinde taşıdığı boşluk, tanımlayamadığı duygular veya üzerine düşen gölgeler serginin kendi özgün konseptini oluşturuyor. Resim yüzeyi ve figürlerin duruşundan hareketle izleyiciyi zamanda kaybolmuşçasına özel bir deneyime dahil ediyor.

Edward Burtynsky: Dönüşen Yeryüzü, Borusan Contemporary | 16 Ağustos’a kadar

Görsel: borusancontemporary

Borusan Contemporary’nin yeni dönem ücretli sergisi, bu ay itibarıyla ziyaretçilerine veda etmeye hazırlanıyor. Çağdaş fotoğraf sanatçısı Edward Burtynsky’nin Dönüşen Yeryüzü sergisi, insan eliyle değişen coğrafyaları büyük ölçekli fotoğraflar üzerinden izleyiciye açıyor. Sanatçının Türkiye’de toprak erozyonu üzerine ürettiği yeni çalışmalarla başlayan sergi; su, tuz, petrol, taş ocakları, madencilik ve endüstriyel üretim gibi başlıklar etrafında ilerleyerek dünyanın nasıl dönüştüğünü gösteriyor. Burtynsky’nin fotoğraflarında ilk bakışta etkileyici bir estetik, ikinci bakışta ise rahatsız edici bir gerçeklik yatıyor. İzleyiciyi, manzara fotoğrafını çevre, üretim ve insan müdahalesi üzerinden okumaya teşvik ediyor.

Baktığı Yerde Başka Bir Dünya, Bulgur Palas | 16 Ağustos’a kadar

Görsel: haberturk

Baktığı Yerde Başka Bir Dünya, Feruz Ertürer’in 75 yıla yayılan fotoğraf üretimine odaklanıyor. Sergi, fotoğrafı bir kayıt aracı olmanın ötesine taşıyarak, dünyaya bakma biçimi şeklinde değerlendiriyor ve sanatçının kendi objektifinden çıkan kent, insan, gündelik hayat ve zamanla değişen mekanlar gibi görsel hafıza katmanlarını bir araya getiriyor. Bulgur Palas’ın tarihi atmosferi de bu seçkiye ayrı bir derinlik katıyor. Yapının katmanlı tarihi, fotoğrafları bir mekana sıkışmaktan çıkararak sanki hafıza içinde dolaşılan anılara dönüştürüyor. Kişisel bakış, dönem tanıklığı ve İstanbul’la temas eden görsel hikayeler üzerinden günümüzle de güçlü bir bağlantı kuruyor. 

Eser Deposu, Orjin Sanat | 22 Ağustos’a kadar

Görsel: aposto

Kentin kısa süreli ama dikkat çekici sergilerinden olan Eser Deposu, adından da anlaşılacağı gibi bir koleksiyonun genellikle görünmeyen tarafına, yani depoda bekleyen işlere yakından bakıyor. Orjin Sanat Koleksiyonu’nun depo alanlarındaki eserlerle kurulan sergi; erken Cumhuriyet dönemi, Paris Okulu sanatçıları ve güncel sanat üretimleri arasında çizgisel olmayan bir bağ kuruyor. Bu nedenle sergiyi klasik bir kronoloji gibi değil, farklı dönemlerden işlerin yan yana geldiği ve yeni çağrışımlar oluşturduğu bir karşılaşma alanı olarak yorumluyor. Koleksiyonların sergilenen yüzünden dışarı taşarak ikinci planda kalan, arşivlenen ya da uzun süre bekleyen işlere görünürlük kazandırıyor.

Be The Sun, Chi Art Gallery | 25 Ağustos’a kadar

Görsel: artkolik

Be The Sun, ışık ve karanlık arasındaki ilişkiyi görsel bir tema olmanın ötesinde yorumluyor ve daha ziyade içsel dayanıklılık, dönüşüm, yeniden başlama hissi gibi duygular üzerinden ele alıyor. Farklı sanatçıların üretimlerini bir araya getiren karma sergi; resim, heykel ve farklı disiplinler üzerinden izleyiciye daha sezgisel bir okuma alanı açıyor. Serginin ana başlığı olan “karanlığın karşısında edilgen kalmak yerine kendi ışığını üretme” fikri de bu duyguyu güçlendiriyor. Daha duygusal, kişisel çağrışımlara açık ve çok sert kavramsal metinlere yaslanmadan gezilebilecek çağdaş bir zemin kurarken izleyiciye içindeki güneşi açığa çıkarma konusunda ilham veriyor.

Rhapsody, Galeri 77 | 29 Ağustos’a kadar

Görsel: artfulliving

Rhapsody, Erivan doğumlu iki sanatçı Narek Arzumanyan ve Artur Eranosian’ın işlerini aynı mekanda buluşturuyor fakat bunu yaparken iki sanatçının benzerliklerine değil, karşıtlıklarına odaklanıyor. Sergide iki sanatçının ortak coğrafi ve kültürel arka planları hissedilse de üretim dilleri birbirinden belirgin şekilde ayrışıyor. Bir tarafta daha yoğun, figüratif, mitolojik ve duygusal gerilimi yüksek yüzeyler; diğer tarafta daha kontrollü, sadeleşmiş ve sessizlik hissi taşıyan kompozisyonlar yer alıyor. Bu karşılaşma, sergiyi iki ayrı sanatçının sunumu olmaktan çıkarıp hafıza, göç, aidiyet ve içsel manzara üzerine kurulan ikili bir konuşmaya dönüştürüyor. 

Hatıralar Bahçesinde Buluşma, Müze Gazhane | 30 Ağustos’a kadar

Görsel: birgüngazetesi

Hatıralar Bahçesinde Buluşma, Türk sinemasının yaşayan efsanesi Türkan Şoray ile Yalçın Gökçebağ’ın üretimlerini aynı sergide bir araya getiriyor. Sergide Şoray’ın resimleri, özel tasarım kostümleri ve enstalasyonları; Gökçebağ’ın son dönem yapıtlarıyla birlikte duygu, hafıza ve imge ekseninde yan yana geliyor. Şoray’ın Yeşilçam belleğinden beslenen kadın figürleri, kırılganlık ve direnç temalarıyla öne çıkarken; Gökçebağ’ın doğa, Anadolu ve dinginlik hissi taşıyan resimleri sergiye daha pastoral bir alan açıyor. Bu yönüyle hem yerli sinema hafızasına temas etme şansı sunuyor hem de resim ve kişisel anlatı ilişkisini derinleştiriyor. Bu yakın ilişkiye odaklanan hafıza teması Müze Gazhane’nin tarihi ve modern atmosferinde buluştuğunda, ortaya daha derin bir anlam çıkıyor.

ZEITGEITS, Anna Laudel | 30 Ağustos’a kadar

Görsel: argonotlar

ZEITGEIST, adını aldığı “zamanın ruhu” fikrini güncel sanatın farklı disiplinleri üzerinden okumaya açan bir grup sergisi. Açık çağrı süreci sonunda şekillenen sergide 34 bağımsız ve yükselen sanatçının resim, heykel, fotoğraf, video ve disiplinlerarası üretimleri yer alıyor. Bu çeşitlilik, sergiyi tek bir tema etrafında kapanan bir anlatıdan çok, bugünün sanatçı kuşağının hangi meselelerle, malzemelerle ve görsel dillerle düşündüğünü gösteren bir panorama haline getiriyor. Genç sanatçıları takip etmek ve yeni isimler keşfetmek isteyenler için daha dinamik bir galeri rotası oluşturuyor. 

Temenos: İç Deniz, Zeyrek Çinili Hamam | 30 Ağustos’a kadar

Görsel: galerist

Zeyrek Çinili Hamam’ın Bizans sarnıcında yer alan Temenos: İç Deniz, Margaret R. Thompson’ın Türkiye’deki ilk kişisel sergisi olarak öne çıkıyor. Sergi, mekanın yeraltı atmosferiyle sanatçının içsel, sezgisel ve suyla ilişkili dünyasını birbirine kenetliyor. Kanatlı figürler, botanik formlar, deniz kabukları, fosiller ve gök cisimleri gibi imgeler, doğrudan okunacak bir hikaye kurmaktan çok izleyiciyi kendi içsel yolculuğuna çağıran sembollere dönüşüyor. Hamamın tarihi dokusu, sarnıcın serin ve derinlikli hissiyle birleşince sergi klasik deneyimden uzaklaşarak daha anlamlı hale geliyor ve izleyici üzerinde kalıcı etki bırakıyor.

Bir Renk Ressamı: İhsan Cemal Karaburçak, Casa Botter | 30 Ağustos’a kadar

Görsel: arkitera

Bir Renk Ressamı, İhsan Cemal Karaburçak’ın aile koleksiyonundan derlenen eserleriyle sanatçının bağımsız ve kendine özgü resim dilini görünür kılmayı hedefliyor. Kendi kendini yetiştirmiş bir ressam olan Karaburçak, akademik kalıpların dışında ilerleyen tavrı, yoğun renk kullanımı ve kişisel üslubuyla Türk resim tarihinde ayrı bir yerde duruyor. Sergi, sanatçının renk üzerinden kurduğu bu farklı dünyayı estetik tercihlerden ziyade içsel bir ifade biçimi olarak okumaya imkan tanıyor. Casa Botter’in mimari atmosferi de sergiye güçlü bir bağlam sağlıyor ve tuvalleri kalıcı mekana dahil ediyor.

Deftere Düşen Sabah Işığı, Quick Art Space | 31 Ağustos’a kadar

Görsel: 24saatgezetesiankara

Merve Dündar’ın Deftere Düşen Sabah Işığı adlı solo sergisi, sanatçının sabahın erken saatlerinde tuttuğu defterlerden, yürüyüşlerinden ve gündelik rutinlerinden besleniyor. Desen, kolaj, asamblaj, resim ve yerleştirmelerden oluşan bu kişisel seçki, son dört yılda üretilen işleri hafıza, tekrar, iz ve doğayla kurulan sessiz ilişki üzerinden bir araya getiriyor. Sergide büyük jestlerden çok küçük farkındalıklar, gündelik hayatın ritmi ve üretim sürecinin kırılgan tarafı hissediliyor. Daha sakin, içe dönük ve sanatçının çalışma pratiğine yaklaşan tavrıyla öne çıkıyor.

Katmanlar Arasında İstanbul, Kadırga Sanat Galerileri | 6 Haziran – 1 Eylül

Görsel: fatihbelediyesi

Katmanlar Arasında İstanbul, kenti tek bir manzara ya da tarih anlatısına sığdırmaya çalışmadan üst üste binmiş hafıza, mimari, gündelik yaşam ve kültürel izler bütünü olarak yeniden ele alıyor. İstanbul’un fiziksel dokusuyla görünmeyen katmanları arasında ilişki kuran sergi, şehrin geçmişten bugüne taşıdığı izleri çağdaş sanat aracılığıyla tekrar göz önüne çıkarıyor. Sergi mekanının Tarihi Yarımada gibi derin tarih katmanlarına sahip bir alanda konumlanması da yoğun kent temasını güçlendiriyor. Çünkü sergi mekanında kent geçmişiyle kurulan yoğun ilişki, sergi rotasından çıkınca da aynı şekilde devam ederek izleyici üzerinde çok daha uzun süreli bir etki bırakıyor. 

Bir Yaka İki Hikaye, Metrohan | 21 Mayıs – 20 Eylül

Görsel: sandviç

Bir Yaka, İki Hikaye, İstanbul’un iki önemli tarihi bölgesine mimari miras, mahalle hafızası ve gündelik yaşam üzerinden bakıyor. Süleymaniye ve Zeyrek’in UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne taşınan ahşap konut mirasını 50 yıllık belgeleme süreciyle birlikte ele alıyor. İBB ve Alman Arkeoloji Enstitüsü iş birliğiyle hayata geçirilen sergi, tarihi yapıların estetik değerini öne çıkarırken aynı zamanda o yapıların içinde sürdürülen hayat, kurulan mahalle dokusu ve korunması gereken kentsel hafıza gibi daha soyut kavramlara da odaklanıyor. Bu yönüyle mimarlık, koruma, kent tarihi ve kent belleği gibi çok yönlü bir alana temas ediyor. 

Yüzyılın İzleri: Koç Topluluğu ve Sanat, Yapı Kredi Kültür Sanat | 8 Nisan – 9 Kasım

Görsel: ykykültür

Koç Topluluğu’nun 100. yılı vesilesiyle açılan sergi, Türkiye’de kültür ve sanat alanına yapılan uzun soluklu katkılara odaklanıyor. Topluluğa bağlı kültür kurumlarının çalışmaları ve koleksiyonlarından seçilen işlerle hayata geçirilen sergi; müzecilik, yayıncılık, koleksiyonculuk, sahne sanatları ve güncel sanat arasındaki bağlantıları daha görünür hale getiriyor. Bu yönüyle Türkiye’de sanat ekosisteminin nasıl desteklendiğine ve şekillendiğine dair daha geniş bir okuma sunuyor. Arşiv sergilerini, kültür kurumlarının tarihini ve sanatın kurumsal yapılarla ilişkisini gözler önüne seriyor.

Seyahat Sanatı, Meşher | 8 Mayıs – 23 Mayıs 2027

Görsel: theonline

Seyahat Sanatı, Sadberk Hanım Müzesi ve Ömer Koç Koleksiyonları’ndan seçilen 300’ü aşkın eserle yaklaşık beş asırlık bir yolculuk hafızasını bir araya getiriyor. 15. yüzyıldan 20. yüzyıla Osmanlı coğrafyasına yönelen seyahatleri; seyahatnameler, gravürler, haritalar, diplomatik armağanlar, albümler, tablolar ve görsel kayıtlar üzerinden inceliyor. Seyahati bir yer değiştirme eylemi olarak tanımlamazken; daha çok görme, kaydetme, sınıflandırma, merak etme ve başka kültürleri anlamlandırma biçimi olarak ele alıyor. Kapsamı geniş olduğu için hızlı gezilecek bir sergiden rotasından çok, zaman ayırarak ve birkaç kez gidilmesi gereken bir seçkiye dönüşüyor. Özellikle gözler önüne serdiği yoğun tarih, görsel kültür, Osmanlı coğrafyası ve seyahat yazını gibi işler detaylı bir izlek sunuyor.

İlginizi çekebilir: Şehrin en iyi tarihi ve kültürel güzellikleri

Uplifers
Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!