2026 ‘ya hediyem: Yalnızlık, sınırlar ve bağ kurma üzerine

2026’ya girmeden birkaç saat kala değişik bir deneyim yaşadım. Benim için o an zorlu olan bu deneyimi daha sonra ince eleyip sık dokudum ve bunun belki de karşımıza çıkabilecek bir sorun olduğunu düşünerek, 2026’ya bir hediye bırakmak istedim.

Evet, bunu yazarak yapacağım ve başlığı da “Nasıl sosyalleşebiliriz?”

Yalnızlık ya da yalnız kalma, bir insanın boşluk duygusuyla karışık kendini dünyadan kopmuş hissetme duygusudur. Yalnızlık, arkadaş eksikliğinden veya başkalarıyla birlikte olma arzusundan daha da öteye giden bir duygudur. Yalnızlık çeken insan kendisini toplumdan kopmuş hissedebilir. Başka insanlarla anlamlı bir iletişime girmekte zorluk çeker. Yalnızlık çeken bir insan içindeki boşluk veya kopukluk hisleriyle doludur. Kısacası bu duygu sadece fiziksel olarak yalnız kalmak değil, anlaşılamama ve bağ kuramama duygusu olarak tanımlanır.

Wikipedia’dan aldığım bu yazı yalnızlığın tanımını yapıyor. Hepimizin zaman zaman yalnızlığa düştüğü aşikar. Hayatlarımızda dönüşümler yaşayıp çevremizi değiştirmek istediğimiz veya değiştirmek zorunda kaldığımız, bir takım nedenlerle ayrılıklar yaşamak zorunda kaldığımız zamanlar olabiliyor. Kimisi bunu kendi içine dönüp, bir şeyler üretip, sorunları sağaltıp, yeni bir hayat için enerji depolayarak, kimisi de içe dönmekten belki de endişe duyup, bu süreci mümkün mertebe erteleyip kendini sudan çıkmış balık gibi kalabalıklara atarak geçiriyor.

2026’ya gireceğimiz gün işte ben bunun ikinci örneği ile karşılaştım. Ada’da yaşadığım sürede şehir hayatından ve birçok alternatif işten uzak kalmış, kendi inzivama dalmıştım. Eş dostum beni ziyaretleri sırasında yeni çıkan kitaplarımın duyulması için bazı tavsiyelerde bulunuyordu. Bunlardan biri de instagramda sayfasını gördüğüm, webinardan yazar söyleşileri gerçekleştiren bir isimdi. Mesaj attım, ancak yanıt alamadım. Daha sonra verilen maili denedim, kısa bir yazışma sonucu telefonla konuşma kararı alındı ve ardından kasım ayı için sözleşildi. Bana adresini vererek kitabımı istedi. Ben de yolladım. Akabinde ne ses var ne de seda… Bir iki kez yokladım hatırlatma niyetiyle, ailede bir takım hastalıklar sebebiyle ilgilenemediğini ama bana gün için dönüş yapacağını iletti. Fakat bunu gerçekleştirmedi.

Biliyorsunuz ocak kelimesi yeni başlangıçların kralı Janus‘tan geliyor. Ben de yılbaşına son bir hafta kala o yıl tamamlayamadığım işleri kendi içimde halletmek için son bir mesaj attım. Moda’ya taşındığımı dilerse kitabı imzalayabileceğimi, programı yapmayacaksak da elimde şu an kitaptan olmadığı için ödünç alıp alamayacağımı sordum. Bir nevi verdiğim enerjinin karşılığında bir hareket olmadığını hatırlatmak için. O ise uğrayabileceğini söylereyerek benimle 31’ine sözleşti.

Olaylar buradan itibaren absürtleşiyor. Çünkü evde partimiz vardı ve 8’den itibaren yemekli misafirlerimiz gelecekti. Eşimle yeni evde ilk davetimizdi. Sabahtan Ada’da eski evle ilgili son işleri hallettikten sonra sıcak şarap ikramı için 5 civarı bu ismi beklemeye başladım. Hala birbirimize hanım diye hitap ediyorduk ve konuşmamız en geç 6’da biter, o sırada da bebekli misafirimiz uğrar diye düşünmüştüm. Ama bu isim 7 civarı geldi, sonra da partide kalmak için arkadaşım beni alacak yalanlarıyla saatlerce oyalanıp, en sonunda herkesin içinde yılbaşına sizinle girebilir miyim, hepinizi çok sevdim, dedi.

Çocuklarla çalışan bir öğretmen olduğum için bu tür heyecan patlamalarına alışkınım ama 40’larında yetişkinlerde aynı şeyi görmeye alışkın değilmişim. Ne yapacağımı şaşırdım. Kimse ile sohbet edemediğini gözlemlemiştim ve partiye gelen bir arkadaşım onunla başka bir partide tanıştığını ve herkese yapıştığını, nasıl kovacaklarını şaşırdıklarını anlatmıştı. Bunun da bilgisi ile Özür dilerim ama kontenjanımız dolu deyiverdim. Ah, sanki konser salonuyum ben… Davetsiz misafirimiz çok kırıldı ve bana çok kırıcı biri olduğumu, farklı dünyaların insanları olduğumuzu söyleyerek gitti. Ardından uzun bir süre 2025 ile vedalaşırken umarım 2026 karmamıza bu yazılmadı diye hayıflanıp, bir yandan da onun bu yalnızlığına, hayalperestliğine, işteki sorumsuzluğu ve sosyal açlığına üzüldük.

İşte bu sebeple gelecekte hepimizin düşebileceği bu tür durumları engellemek ve sosyal açıdan daha dengeli bir yıl geçirebilmemiz için aşağıdaki başlıkları kaleme alıyorum.

İşte Birkaç Tavsiye

Nasıl Sosyalleşebilirsiniz?

  • Spor salonları
  • Sergiler
  • Tiyatrolar
  • Konserler
  • Parklar
  • Festivaller
  • Kamplar
  • Sempozyumlar
  • Paneller
  • İmza Günleri
  • İş Ortamı (ama buradaki sosyalleşmeler iş dinamiklerinden dolayı biraz daha ağır ilerlemeye mecburdur, o yüzden sadece burayı zorlamamak gerekir. Yine de ufak bir davetle başlayabilirsiniz. )

Mekanlar:

  • Atölye ve workshoplar
  • Spor ve fitness grupları
  • Gönüllü organizasyonlar
  • kafeler ve kitapçılar
  • Müzik ve dans kursları
  • İstanbul’da sadece sosyalleşme odaklı platformlar var.

Neler Yapabilirsiniz?

  • Gireceğiniz ortam hakkında önden bilgi almak kaygınızı azaltacaktır.
  • Kendinizi açıklıkla tanıtmak yabancı insanların kafasında size dair bir imge yaratacaktır.
  • Sürekli kendinizden bahsetmeyin ama devamlı soru da sormayın.
  • Sohbetinizin keyifli olduğunu hissettirmek size dair merakı arttıracaktır.
  • Verilen saatte gidin, çok geç kalarak karşıdakinin programını esnetmeyin.
  • Cool kalın, orada çok kalmak isteseniz bile zamana yayın, bir sonraki sefere daha uzun görüşelim diyerek ilk görüşmeyi dozunda bırakın. 
  • Zamanın torbaya girmediğini hatırlayın.
  • Mekanı sahiplenmeyin, bir evdeyseniz izin verilmeden her odaya girip çıkmayın.
  • Denge yaratmak için “Bana da beklerim” diyerek ayrılabilirsiniz mekandan…
  • Daha önce dışlanma yaşadıysanız gönderdiğiniz sinyalleri gözden geçirip, kendinizi anlamak aynı hatayı yapmanızı engelleyecektir. Önceki deneyiminizden ders alın. 

Neler Yapmamalısınız?

  • Öncelikle bir ortama davet harici girmemelisiniz.
  • Eş kaza bir davetin içinde buldunuz kendinizi ve de ortamı sevdiniz, orada kalmaya devam etmek istiyorsunuz, davetin sahibi ile diğerleri duymadan konuşmak onun size daha rahat bir geri bildirim vermesi için iyi olacaktır.
  • İşle ilgili görüştüğünüz kişilerle hemen samimi olmak işle ilgili odağı kaydırabilir ve karşıdaki kişinin size olan saygısını azaltabilir, biraz mesafe iyidir.
  • O mesafeyi aşmayın.
  • En yakın arkadaşlarınızı hemen edineceğinize ya da hayatınızın aşkını bulabileceğinize dair bir yanılsamaya girmeyin.
  • İlişkilerin zaman aldığını unutmayın.
  • Evet yeni bir çevre arıyorsunuz ve bulmak en doğal hakkınız ama hiçbir ortak noktanız olmadığı insanlara uyum sağlayacağınız yanılsamasına kapılmayın.
  • Kaba bulduğunuz bir hareketle karşılaşırsanız karşınızdaki insanı ilk kez gördüğünüzü ve onu yanlış tanıma ihtimaliniz olduğunu atlayıp, suçlayıcı olmak yerine kendi duygularınızı açıklamayı tercih edin.
  • İnsanlara neler sunduğunuzu ve sunmak istediğinizi bulun.

Okuyabileceğiniz Yazılar ve Kitaplar:

Yazıyı önemli bir atasözümüzle bitiriyorum, alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste. Kimsenin kimseyi bu duruma düşürmeyeceği, karmalarımızın temiz olduğu bir yıl dileğiyle!

İlginizi çekebilir: Sosyal medya çılgınlığında kendi merkezimizi koruyabilmek

Günsu Özkarar
1987 Ankara doğumluyum. 2008 yılında Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Viyola Ana Sanat Dalı’ndan mezun oldum. Ardından İsviçre’de Hocshule der Künste Bern’de ... Devam