Dünyanın en küçük ülkesi: Vatikan

Roma Pass’ımızı müze girişinde görevliye gösterdiğimizde verdiği cevap ile farkına varmıştık başka bir ülkede olduğumuzun: “Burası Vatikan, Roma Pass geçmez.” Haklıydı da, itiraz etmeden giriş biletlerimizi ödedik.

vatikan

Birçok farklı ülkede, birçok farklı müze gezmiştik; ama burasının büyüleyiciliği bir başkaydı. Yüksek tavanlı kabartma desenli duvarları mı, birçok sanatçının değerli eserlerinin dev boyutta yer alması mı, her koridorun açıldığı holde bambaşka bir dünya, bambaşka bir şaheserin önümüze çıkması mı; yoksa altın varaklı, ihtişamlı binanın kendi tasarımı mı? Bilemiyorum.

Tüm koridorları büyülenerek ve bir diğer koridorda neyle karşılaşacağımın merakı içerisinde geçtim. Gerçek mumyayı Louvre‘dan önce ilk burada görmüştüm mesela, başka bir gizemi vardı. Her ülkenin sırları saklıydı sanki, her bir köşesinde bucağında. En çok da müzenin sonunda gezimizi noktaladığımız Bazilika ilgimizi çekmişti muhtemelen. Zira öyle bir kabartma ve duvar resimleri vardı ki, neresi boya olarak başlamış neresi kabartmaya geçmiş, (ya da geçmiş mi sahiden?) asla anlayamamıştık o yüksek tavanlarını incelerken.

İlgili yazı: Görsel Şölen: Tarihi dokusuyla İtalya

Michalengelo’nun, kendi aramızda ‘Connecting People’ dediğimiz tablosu da bazilikanın o yüksek tavanında yalnızca başını yukarı kaldırmış insanlar için yerini almış durumdaydı diğer birçok resmin tam ortasında.

mikelangelo
Michalengelo’nun tablosu bazilikanın o yüksek tavanında yalnızca başını yukarı kaldırmış insanlar için yerini almış durumdaydı .
Robert Langdon nerede?

Dünyanın sadece 44 hektarlık bu en küçük ülkesinde dolanırken sürekli aklıma gelen ise Dan Brown’un ‘Melekler ve Şeytanlar’ kitabının kahramanı Robert Langdon’un oralarda bir yerlerde olduğu fikriydi!

Yürüye yürüye vardığımız ülkeden Roma’ya dönmek ve arkadaşlarımızla buluşmak üzere tekrar yürüyerek ayrıldık. “Roma’nın en çok beğendiğim yeriydi” dediysem de sürekli hatırlamam gereken şey, aslında oranın Roma olmadığıydı.