Bir rüya için yazılmış sözler: Gerçek karşılaşmaları özlemek

Son sözünüzün ne olduğunu soran bir sistem şu anda yok, geçmiş realitelerden biliyoruz sadece. Karayip korsanlarındaki mizahi durumu an’ın içine çağıralım ve auramızdaki renkleri azıcık değiştirelim. Bunu an’ı manipüle etmek, daha iyi ya da daha kötü olmak için yapmıyoruz. Bu bir teknik ve içimizde buna karşı sağlam dirençlerimiz var. İçeri gelin, Jefferson Airplane dinliyoruz.

Kendini bilme çalışmalarında objektif üzülme diye bir şey geçer. Değişik bir haldir, izlenimleri aktarmaya çalışayım. Şöyle bir şiir yardıma koşar, “üzülmeden ağlamak / kızmadan tokat atmak” bir duyguyu fizik bedenle özdeşleşmeden hareket ettirmek. Sağlam bir gözlem ve ayrışma isteyen bir iş. Ama bir iş ve yapılabilir, bunun gerekliliğini hissetmek de ayrı bir şey. Öncelikle böyle bir eksikliği gözlemeliyiz. Peki, nasıl üzüleceğiz? Genelde bu konudaki izlenimlerimiz kendimize ya da karşıdakine kızmakla alakalı şeyler, bana bunu nasıl yapar gibi cümlelerin altında imajinatif bir benlik yatar ve kibirin görülmesine olanak verir. Çalışmadaki birisi için bulunmaz anlardır. Bir dakika önce sakin ve görülmez halde duran kibir tetiklenmiş ve yüzeye çıkmıştır artık. Sorunun karşıdakine yükleyip ayrıştırmak da buna benzer bir şeydir. Karşındakini ne olarak görüyorsun hayatında? Bu soru bir çeşit turnusol kağıdı olabilir yukarısı için. Sonuçta herkes kendi sistemine göre inisiye oluyor ve inisiyasyonun kendisine ölçme ve değerlendirmesi var mıdır acaba? Birçok anlamda vardır elbet … Bir tanesi de bu olabilir. 

Hayatlar boyu çalışıp çalışıp sorular hazırlarsınız kendinize ve bu sorular da bu an’ın içinde yer alır. Birinci soru da budur “ Karşındakini ne olarak görüyorsun? Hala güzel/çirkin diye bir ayrımın var mı?” Bu soruyu biz hazırlamışızdır. Gelinen noktada form eşitliği oluşturmak için. Bunu ortak bir lisan ya da çevirimiçi bir istasyon kurmak gibi düşünebilirsiniz. Bir şeye çirkin demek onun içinde zenginliği görememek anlamına gelebilir çünkü çevremizi ağırlıklı olarak ‘ego’nun gözünden görüyoruz. Bize göre kokusu kötü/çirkin olan bir bitkinin bu koku özelliği onun doğal olarak seçip aldığı ve bütünde tamamladığı bir oktav olabilir? Biz kendi realitemizden dışarıya bakıp iyi ya da kötü diyerek oldukça sınırlı bir değerlendirme yapıyoruz ki burada da çoğunlukla entelektüel merkezin alt bölümlerini kullanıyoruz.

Karşımızdakini nasıl görmemiz konusunda bir reçete mi istiyoruz? Kendini bilme yolunda reçete yazılmıyor maalesef. Reçete gibi eril sistemler zaten dünya üzerinde şu anda oldukça aktif “ dinler “ bunu en bilinen örnekleri. Üç kere şunu yap, şu saatte şunu yap, üzerine beş kere şunu yap gibi örnekler verebiliriz. Reçetemiz yoksa hasta kişi ne yapacak? Kişi, kendisinden kendisine bir yolculuk yapacak, içinde haz olmadan ya da gördükleriyle özdeşleşmeden. Haz olmadan diyorum çünkü haz içeren sistemlerde genelde kişi, yaptığı işle ilgili haz bağı da kuruyor ve dönüşüm için elde etmesi gereken ince maddelerle arasına mesafe koyuyor olabilir. İyi ve kötü denilen hale gelmeden varlıkların taşıdığı enerjiyi deneyimlemesine izin vermek gerekli. Bizim yorumlarımız onların alanında özgürce ifade edecekleri seçenekleri kısıtlıyor.

Gelen başlığımıza, gerçek karşılaşmalar … Buna “ aşk “ diyebiliriz. Varlıkların birbirlerine söz verip indikleri bu madde dünyasındaki güçlü etkiler. An’ın durmaya yakın hale geldiği, birbirinin etrafında dönen ruh parçaları gibi. Oldukça yükselmiş bir cinsel enerjiyle yaşanılan hatırlama anları? Evet dostlar, bunu özlüyorum. Rüya dediğimiz ince maddelerin karşılaşmalarını bekliyorum. Audioslave gelsin ve Chris abimiz bir duygu ifadesi çıkarsın “Like a stone” diye. Sabır elementi böyle mi çalışıyor acaba?

Sözler, sözün sahibine benzesin. “İşte kapıda durmuş, kapıyı çalıyorum. Biri sesimi işitir ve kapıyı açarsa, onun yanına gireceğim; ben onunla, o da benimle, birlikte yemek yiyeceğiz.”

 

İlginizi çekebilir:

Avni Onur Sevinç
İzlenimleri doğru yere düşürmeye geldiğimiz bu madde dünyasındaki illüzyonu ne yapacağız? Üzerinde yolculuk yaptığımız hayvanı daha iyi tanımak bizim için yeterli mi? Varlığımızın ihtiyaçların ... Devam