Kaynağına bak ve sor: Aşk hiç biter mi?

Aslında cevabını kendi kendine veren bir soru bu… Çoğumuzun yaşanmışlıkları, anıları, acıları, mutlulukları bu soruya farklı cevaplar vermemizi sağlasa da, güzel haber şu ki “Aşk” hiç bitmiyor.

Sizi bitirdiğini, üzdüğünü sandığınız o meşhur aşklar soğuyor, katı hale geliyor, elinizle tutabiliyorsunuz. İnceleyip nerelerde ne kusurlar varmış, ne kadar zarar vermişsiniz, neler eklemişsiniz görebiliyorsunuz. Bitmiş bir portreye bakmak gibi bir şey bu sanırım. Tüm hislere, yaşanmışlığa ve izlere ilk defa dışarıdan üçüncü bir göz olarak bakıyorsunuz aşkın bittiğini düşündüğünüz anda.

Tüm hislere, yaşanmışlığa ve izlere ilk defa dışarıdan üçüncü bir göz olarak bakıyorsunuz aşkın bittiğini düşündüğünüz anda.

Kendinizle yüzleşme, elinizde katı halde tuttuğunuz bitmiş aşkla hesaplaşma anı o an. Şarkıdaki gibi içinizden kopup giden şeyler elinizde, size bakıyor. Boşlukta kaybolup gittiğini düşündüğünüz o hisler elinizde kalıyor. Nereye baksanız bitmemiş sadece size ait hisler görüyorsunuz; bir okul çıkışında, bir çocuk bakışında, bir kitapta, bir masal perisinde, buruk bir gülüşte, dağılmış yürüyüşte…

Devamı geliyor tabii ki. Aşk aslında öyle bir enerji ki size hayatta midedeki kelebekler kadar, yüksek bir enerji de sağlıyor. Çoğumuzun düşündüğü gibi koca bir sergideki tek portreden oluşmuyor aşk. Sonrasında tekrar resmetmek istiyorsunuz içinizde biriken o enerjiyi, yeniden aşık oluyorsunuz, çok farklı renkleri, çok yeni desenleri olan o kişiye ya da şeylere. Eski hislerin çarpı 10 katını ya da daha eksiğini hissediyorsunuz içinizde.

Deneyimleme hissi tekrar canlanıyor içinizde, tekrar keşfetmek istiyorsunuz sıvı halde içinize akıp giden, midenize oturan o görünmez şarabı. Acı, tatlı ya da buruk bir tadının olması neyi değiştirir ki? Günün sonunda gül rengi şarabın kokusu kaynağını buluyor sizde, içinizde.

Düşünülenin aksine 3. şahıslardan bağımsız bir şey değil mi aşk? Sadece karşı cinse duyulan tutkunun adı değil, çok daha fazlası. Aslında dünyadaki birçok farklı şeye aşkla bağlanma hissini yaşıyoruz içimizde. Ruhumuza gerçekten kulak verdiğimizde yapmaktan hoşlandığımız birçok şeye zaman zaman nasıl da aşkla bağlandığımızı keşfediyoruz. Vücudumuzda artan oksitosin hormonunu bize sağlayan o kadar çok şey var ki etrafımızda! Yoga yaparken, çok leziz bir yemeğin lezzetini damağımızda hissederken, en sevdiğimiz şarkıyı dinleyip saatlerce dans ederken aşkla hareket ediyoruz. Hep yenilerini keşfediyoruz hayatın akışının içinde. Yeni aşkları farklı renklerde, hobilerde, kişilerde buluyoruz. Aşkın bilinenin aksine inciten değil canlandıran yüzünü keşfediyoruz. Dünyada var olan her şeye potansiyel aşk gözüyle bakıyoruz çünkü.

Günün sonunda “aşk biter mi?” sorusunun yanıtı hep “hayır” oluyor, kaynağı siz olan bir şeyin bitmesi mümkün mü hiç?

 

İlginizi çekebilir: Yalnız hissetme sendromu ve yalnızlıktan korkmamızın altında yatan 3 temel neden

Merve Kesat
2010 yılında Koç Üniversitesi İşletme bölümden mezun oldu. Yaklaşık 6 senedir aktif bir şekilde iş hayatında. Çocukluğundan beri kitap tutkusuyla yaşıyor, kitap biriktiyor; en ... Devam