Uçuk masum maviden boğuk gökyüzü grisine dönüşen bir hikaye: “Yoluna ışık saç”

Geçenlerde çok sevdiğim, yan sokağımdaki mis kokulu kahvecimde, yazılarımı yazdığım esnada bir kadınla tanıştım. Yorgun ama bir o kadar da enerjik bakan, içinde birden fazla güzel hikayesinin olduğu her halinden belli, güleç yüzlü yasemin kokulu bir kadındı. Otururken uzun parmaklarıyla kahve bardağıyla oynarken bir anda bana neler yazdığımı büyük bir nezaketle ve bir o kadar büyük bir merakla sordu. Biraz bahsettim. Detaylara girmem için sorular sormaya başlayınca da büyük bir hevesle yazdığım yazılardan birini gösterdim. Okudu. Benimle tanışalı henüz 10 dakika olmasına rağmen onun bir hikayesini yazmamı istedi. Onun gibi hissederek ve de onun gibi anlatarak. Bu ani istek bir yandan beni şaşırtsa da bir yandan hoş hoşuma gitti. Yeni tanıştığım birinin hiç bilmediğim hikayesini dinleyip sonrasında bu hikayeyi kendi kafamda harmanlayıp beni okuyan insanlarla paylaşmak o an çok istediğim bir şey haline geldi.

Yazının bundan sonrası O’nun ağzından O’nun hikayesi…

“Nasıl başlanır bilmiyorum anlatmaya. Ama bazı şeyleri insanoğlu hissediyor. Gördüğü ilk anda o insanın hayatını değiştireceğini hissediyor, bulunduğu o evin yuvası olduğunu ve bir daha oradaki gibi hiçbir yerde hissedemeyeceğini hissediyor. En korkutucu olanı da; insan kaybedeceği şeyi hissediyor en kuytu köşesinin kalbinin.

Çok alakasız bir yerde alakasız arkadaşlarımızın yanında görmüştük birbirimizi. Sonra bir daha kelime dahi etmediğimiz arkadaşlarımız.. Yandan kayık gülümsemesine vurulmuştum, o da benim koca gözlerime. Öyle de derdi hep bana sonrasında, “koca gözlü sevgilim”. Nasıl oldu bilmem, detaylara da girip kalbimin içindeki bıçağı çevirip kendime de acı vermek istemem ama bir anda aşk denen o nazlı ve kaprisli masal kahramanıyla tanıştım. Dünyanın merkezine bir insanı koyup onun etrafında dönmenin, şu zamana kadar etrafımda dönen dünya gibi olmadığını anladım. Bir insanın kokusunun en çok saçlarının arasında olduğunu öğrendim aşkla. Savaşmanın faydasızlığını, teslim olmanın da yok olması çok zor, büyük bir zaaf olduğunu öğrendim. Öğrettiklerim yok mu? Elbette vardır, ben pek bilemedim ama o nev-i şahsına münhasır biliyordur eminim.

Gül rengi şaraplar içtik gecelerce, yan yana farklı kitaplar okuduk, hastalandık birbirimize baktık sırayla, kumandalar fırlattık duvarlara sonra o duvarlara aşk dolu fotoğraflarımızı astık. Bir aşk içinde neler yapılabilirse, ne kadar güzel ne kadar kötü şey yaşanabilirse hepsini yaşadık birlikte. Hani sevgili olmanın ötesinde birbirimize yoldaş olduk, en yakın arkadaş, en yakın akraba, anne, baba, kardeş olduk.

Ne acıdır bütün bunları olduğun insanla çok sonrası selam dahi vermediğin birer yabancı olman… Seneler, haftalar gibi hızla aktı bende. Farklı bir insana dönüştüm. Gözümün feri sönmeye başladı her geçen gün, hayata aşık bir kadından tek bir adama saplantılı korkak bir kadına döndüm, cesaretimi yitirdim, günden güne özgüvenimi yitirdim, haklı olduğum her konuda haklılığımı yitirdim, tatlılıktan huysuzluğa, ışıktan karanlığa doğru geçtim. Ben değiştikçe o da değişti, beni değiştirdikçe kendi de değişti. Aşkımızın rengi uçuk masum bir maviden, boğuk bir gökyüzü grisine döndü. Birbirini bu kadar seven iki insanın, birbirini bu denli yıpratıp yok etmeye çalışması ne büyük ironi. Yükselme Döneminden çöküşe, çok hızlı geçtik. Farklılıklarımız, gururlarımız, egolarımız hançeri oldu aşkımızın. Her gün el ele vererek yok etmek için elimizden geleni yaptık. Ben ona göre daha inatçıydım. Vazgeçmek de istemedim bir yandan. O ise benden daha kolay kaçardı her şeyden. Sevmediği, mutsuz olduğunu hissettiği yerde fazla duramazdı. Kadir kıymet bilmek benim fıtratımdı, onun değil.

Bir gün öylece gitti. Gideceğini söylemeye cesaret edemeden gitti. Benden sonra hayatında oluşacak yalnızlığa başkasını alarak gitti. Yalnız kalma korkusu, aşkından büyükmüş diye düşünürüm çoğu zaman. Şimdi bana diyeceksin ki bu kadar büyük bir aşk böyle ucuz mu bitti diye? Başka bir kadın girince hikayeye o hikaye nasıl da ucuzlaşıyor değil mi? Evet bu hikaye böyle ucuz, böyle sıradan ama bir o kadar da felç eden bir acıyla bitti. Toparlanamayan aylardan, uyunmayan gecelerden, küçücük lokmaları bile midenin kabul edememesinden falan bahsetmeyeceğim. Hikayenin sonrasına gerek yok çünkü. Sadece bu kadarının bilinmesi gereken bir hikaye bu.

Şimdi sorarsan ki bana neden bu hikayeyi bunca zaman sonra daha yeni tanıştığın bir kadına anlatıyorsun, daha da ötesinde yazmasını istiyorsun?

Yarın doğum günü. Bilmem okur mu, okusa da hikayemizi tanır mı? Yine de onca yıldan sonra bunca şeyi içimde tutmaktansa sözcüklerin gücüyle içimden çıkartıp ona eklemek ve iade etmek istedim. Onun doğum gününde içimde kalan ona dair puslu hatıraları da yollayayım istedim. Bunu o kadar çok istedim ki, yaparsam yoluma ışık saçılacak. Biliyorum.”

İlginizi çekebilir: Hayattaki en büyük değer sizsiniz

Yazarın diğer yazıları için tıklayın.

Merve Kesat
2010 yılında Koç Üniversitesi İşletme bölümden mezun oldu. Yaklaşık 6 senedir aktif bir şekilde iş hayatında. Çocukluğundan beri kitap tutkusuyla yaşıyor, kitap biriktiyor; en ... Devam