Hayatınızdaki bolluğun sınırı “sizsiniz”: Sınırsız refah mümkün mü?

Refah anlayışımız, yani hayatımızda para ile olan ilişkimiz, paraya nasıl yaklaştığımız, paranın bizim için anlamı, paraya verdiğimiz değer ve para ile yapabileceklerimizin hayatımızdaki yeri hepimizin çok yakından ve derinden incelememiz gereken bir başlıktır. Çoğumuz belki fark etmiyoruz fakat temelde “paraya” yönelik bakış açımız hayatımızda tezahür eden bolluk ve refah seviyemizi de direkt olarak etkilemektedir.

Ben bu yazımda, başta kendi inançlarım da olmak üzere, sizlerle hayatımızdaki bolluk bilincimize, paraya karşı olan yaklaşımımıza ve refah kelimesinin bizler için ifade ettiklerine biraz daha sorgulayarak bakalım istiyorum. Belki bugüne kadar fark ettik ve değiştirdik, belki bugüne kadar ‘neden ben bir türlü paramı yetiştiremiyorum, ay sonunu zor getiriyorum, param bir türlü bereket kazanmıyor’ diye düşündük. Fakat işte tüm bu “para” ile ilişkili oluşun temelini henüz sorgulamadık. Burada ilk önce hayatımızda “para” kavramı ile ilgili olan “inançlarımıza” yani bilinçaltımızda küçüklüğümüzden bu yana taşıdığımız inanışlara bakmamız gerekiyor.

Ben sizin için hemen biraz yorumlamak istiyorum, para erkeğin kazandığı bir kavramdır, kadın parayı erkekten alır. Para istediğimizi yapmamız için bulunur, “sınırlı” oranda kazanılır, bu yüzden “sınırlı harcanması” gerekir. Her an para bulunamayabilir ve paranın olmadığı durumlarda istekler “ertelenir” veya daha “azı” ile yetinmek olarak değiştirilir. İşte bunlar benim küçücük yaşından bu yana sahip olduğum bazı öğrenilmişliklerin sadece birkaç örneği.

Şimdi gelin birlikte bakalım; sizce bu cümlelerin hangisi “dünyanın yaradılışının sınırsız bolluk ve bereket” ile gerçekleştiğini işaret ediyor, hangisinde “ilahi gücün” tüm ihtiyaçlarımızı karşılamak üzere bizimle birlikte olduğunu görüyoruz, hangisinde “paranın” rahatça, sevgiyle ve bol olarak bana ulaşacağı bilinci yerleşmiş veya hangi cümlede dünyadaki sınırsız enerji kaynağından benim de almaya ve hatta istediğim kadar almaya “layık” olduğum, buna herkes kadar hakkım olduğu ifadesi bulunuyor? Hemen cevap veriyorum; “hiçbirinde”.

İşte bu nokta çok önemli çünkü hayatımızda tezahür eden bolluk bilinci tam olarak bu kökten filizleniyor. Öncelikle bizler “paranın” bir enerji olduğunu, ilahi bir yaratım olduğunu, bunun her enerji gibi hayatımızda bir akışı olduğunu, sınırsız olduğu ve herkes gibi sınırsızca almak hakkımızın olduğunu bilincimizle kabul etmek durumundayız. Eğer bakış açımız “para kötüdür, para ile saadet olmaz, çok param olamaz, param hep az’’ gibi sürekli kıtlık, kısıtlılık, sınırlıklık yani “olmamak” üzerine odaklanırsak hayatımızda refahı yaşayabilmemiz de oldukça zordur.

Şimdi bir sonraki basamağa geçiyoruz, yani şu anki durumumuzu incelemeye. Gerçekten bundan yaklaşık 5 yıl öncesine dönecek olursam her daim kazancımın yetmediği, istediğim seyahatlere ancak borçlanarak çıkabildiğim ve kazanabileceğim gelirin ancak “belirli” tezahür sınırları içerisinde olduğu inancım hakimdi. Bunu değiştirmek takdir edersiniz ki bugün bile oldukça büyük emek gerektiriyor. Fakat en azından kendi tecrübemden yola çıkarak paylaşabilirim ki, bunu güzelleştirmek, daha fazla kazanmak, dürüstçe çalışarak daha fazla edinmek ve bunu yine dünyada daha fazla “iyilik ve mutluluk” üretmek için paylaşmaya gönüllü olmak mümkün.

Düşünün ki dünyadaki bolluk kocaman bir okyanus ve siz bu okyanusun kıyısında durmaktasınız, elinizde nasıl bir kap var? Şu an küçücük bir bardakla mı okyanusun suyundan almaktasınız? Elinizde kocaman bir kova olsaydı daha fazla almayı “kabul etmedikçe”, kendinizi buna layık görmedikçe bu mümkün olabilir miydi?

Bu yüzden ikinci adımımız şu an hayatımızdaki refah seviyemize göre kendimizi derinlemesine sorgulamaktan geçiyor. Siz bugün kazanabileceğiniz kazancı sınırlandırmakta mısınız, aslında size ulaşmak isteyen birçok farklı kaynağı sadece bilinçaltınızda yer etmiş “kısıtlı gelir” kabulü ile engellemekte misiniz? Örneğin zengin diye nitelendirebileceğiniz bir kişi gördüğünüzde onu gönülden takdir edebiliyor musunuz, hayatında refah ve bolluk seviyesine ulaşmış olan bu kişinin sahip oldukları sizi kıskançlık veya “kötülemek” yönünde mi etkiliyor? Hayatımızda bolluğu ve refahı ne kadar takdir edebilirsek bu kavramlara erişmek açısından o derece “alıcı” olur, yani kabul haline geçmiş oluruz.

Peki tüm bunların ertesinde nasıl değişebiliriz?

Bu aslında hepimizin çalışması gereken bir süreç çünkü yıllardır getirdiğimiz biliş ve inançlarımız özellikle para, refah ve bolluk alanında çok daha derinlere, belki çocukken duyduğumuz bir söze, bir kavgaya şahit olmaya veya büyüklerimizin bize öğrettiği ‘paran biter, paran yetmez, bizim o kadar paramız yok, bizim ona gücümüz yetmez’ gibi “kısıtlılık” ile ilişkili bir kabule dayanıyor olabilir. Bu yüzden devamlılık ile çalışmaya ve olumlamalar yapmaya çalışmamız, hayatımızda “para” ile ilişkili sarf ettiğimiz sözler ve paranın bizde oluşturduğu hisleri değiştirmemiz gerekiyor.

Örneğin para sevdiğimiz bir enerji, bir arkadaş gibi olabilir. Paramızı düşünmekten, paramıza sahip olmaktan daha büyük zevk duyar hale gelebiliriz, çevremizdeki bolluk ve bereketi daha çok takdir edebiliriz, paradan söz ederken azlığına odaklanmak yerine yeterliliğine ve hatta ihtiyacımızdan daha fazla olması durumunu dile getirebiliriz ve bolluk kavramında ilahi gücün sınırsız yaratımından ihtiyacımızdan da fazlası ile ödüllendirildiğimiz anlayışını benimseyebiliriz. Ve tüm bunların temelinde aslında “bizlerin oluşturduğu” sınırları yıkmak geliyor…

İlginizi çekebilir: Yeterince iyi olmak ya da olmamak: İşte bütün mesele bu 

Sevgili Joseph Murphy güzel eseri Refah ve Başarıya Ulaşmak‘ta bakın bilinç ile ilgili olarak bizleri nasıl yönlendiriyor:

“…Tüm dünya ve tüm zenginlikleri; deniz, hava, yeryüzü; doğduğunuzda buradaydı. Çevrenizdeki elde edilmemiş veya keşfedilmemiş, olayları meydana getirmek için var olan zekayı bekleyen zenginlikleri düşünmeye başlayın. Nefes aldığınız havadaki zenginliğe bakın. Bu zihin yaklaşımını benimseyin. Bir kadının nasıl işleri iyi hale getireceğine yönelik sorusuna Emerson kısa ve öz biçimde şöyle yanıt verir; onu okyanusa götürür ve bir göz atmasını ister. Kadın, okyanusun sayısız sayıdaki su damlacığından oluştuğunu görür ve olağanüstü çeşitlilikteki deniz yaşamını gözlemler. Bunun üzerine Emerson, zenginliği sınırsız tedarik kaynağı olarak gördüğü takdirde, daima onun bereketinin tadını çıkarabileceğini belirtir.

…Hayatın gerçek bereketinin ve bolluğunun tadına varan kişiler, zihin ve düşüncenin yaratıcı gücünün farkında olan kişilerdir. Bu kişiler, bunun gerçek değerini ve etkisini bilirler, sürekli olarak zihinlerini ruhsal ve fiziksel fikirler ve bereket, refah, bolluk materyalleri ile etkilerler. Bu doğrultuda derin zihin otomatik olarak yaşanan deneyimlerde bereketlilik somutlaştırılır. Gerçek bereket “dürüst kazanç”tır.

…İnançlar maddesel bereket içinde zengin olmamızın veya fakirlik çekmemizin başlıca belirleyicisidir. Bundan dolayı zengin daha zengin ve fakir daha fakir olur. Bereket düşünceleri bereket, eksiklik düşünceleri eksiklik üretir. Eksiklik durumunda iken bereket veya zenginliği düşünmenin uğraş gerektirdiğini biliyorum. Geçişi yapmamızı sağlayacak devam eden ve sürekli bir inançtır. Bu düşünce disiplinini uygulayan kişi kaçınılmaz suretle zenginliğe başarıyla ulaşacaktır.

…Parayla ilgili yanlış olan bir şey yoktur; para dünyadaki tek şey değildir ve hayat amacının temeli de değildir. Hayattaki tek amacın para kazanmak olması da sorun oluşturur veya bu yanlış bir seçimdir, denilebilir. Parada bir kötülük olamaz, sizin dengesiz ve orantısız bir hayatınız olabilir. Dengeli bir hayata öncülük etmek için buradasınız. Ayrıca hayatınızın her alanında huzur, uyum, güzellik, rehberlik, sevgi, neşe ve bütünlük istemelisiniz.

…Bir kişinin Tanrı’nın rehberlik prensibini kullanması, o kişinin refah içinde olmasının belirleyicisidir. Örneğin, iki jeoloğu metal aramak için Utah’a yollarsanız ve biri yıllar boyu arar ve hiçbir şey bulamaz, diğeri de gider ve aynı karada, aynı arazide ilk beş dakika içinde uranyum ve gümüş madeni bulur. Zenginlik nerededir? Zenginlik temel prensiplere inanmış ikinci kişinin zihnindeydi. Diğeri de doğru yerde olmasına rağmen hiçbir şey bulamadı.”

Bugün bereket ve refah inançlarınızı yeniden kendinizce ele alın, siz bu dünyaya çalışmaya, başarmaya ve evet dürüstçe kazanmaya geldiniz. Bolluk ve bereket hepimiz için aynı oranda mümkün olan kavramlardır, yeter ki bizler anlayalım, anlayarak kabul edelim, layık olduğumuza inanalım ve sürekli olarak şükür seviyesinde kalabilelim. Hiçbirimiz kıtlık çekmek üzere bu dünyaya gönderilmedik, ilahi gücün muhteşem zenginliği, bolluğu ve bereketi her an her nefesimizde tezahür etmektedir.

Hayatınızın “refah” sınırı sizsiniz; bugün bu sınırları kaldırmaya gönüllü müsünüz?

Pınar Özeken (Ulus)
2007 yılında Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü ile Kimya bölümlerini bitirdi. Aynı üniversitede Biyomedikal Mühendisliği ve İspanya Pompeu Fabra üniversitesinde master derecelerini ... Devam